YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3004
KARAR NO : 2012/11858
KARAR TARİHİ : 21.06.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
İHBAR OLUNAN :Generali Sigorta AŞ.vek.Av….
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Dava 07.09.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 5,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının dava dilekçesinde müteselsil sorumluluğa dayanmadığından bahisle davalı işverenin kusuru ile sınırlı tazminata karar verilmek suretiyle maddi ve manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Olay günü davacının görevlendirildiği preste kalıp değişikliği nedeniyle ayar yapılması sırasında kumanda başında bulunan ve birlikte çalıştığı işyeri çalışanı …ın prese hareket vermesi sonucu, sağ el 2. parmağının zincir ile zincir takma aparatı arasında kalarak yaralandığı, olay nedeniyle davalı işverenin %70, işyeri çalışanı …ın % 15 ve davacının % 15 oranında kusurlu bulunduğu kusur bilirkişi raporunun hükme esas alındığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık işveren ve işçisinin birlikte kusurlu eylemleri ile zarar neden olmaları ve tazminat davasının sadece işverene yöneltilmesi durumunda işverenin istihdam ettiği kişinin kusurundan dolayı zarardan sorumlu olup olmayacağına noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten 27.3.1957 gün, 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk “özen ve gözetim ödevinin” objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan “kusura” dayanmayan bir sorumluluktur. Zararın hizmet sırasında çalıştırılanın eylemi sonucunda meydana gelmesi yeterlidir. Ne var ki istihdam edenin sorumluluğu için, istihdam edenle istihdam olunan arasında çalıştırma ve bağımlılık ilişkisinin bulunması, zararın hizmetin ifası sırasında ve hizmetle ilgili olarak oluşması, eylemin hukuka aykırı olması ve eylem ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının işçinin ya da üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.
Somut olayda, davalı işverenin %70, işyeri çalışanı …ın % 15 ve davacının % 15 oranındaki kusurlu eylemleri ile kazanın meydana geldiğinin anlaşılmasına göre, işveren bakımından nedensellik bağının kesildiğinden söz edilmesi mümkün değildir. Öte yandan Borçlar Kanununun 55. Maddesinden kaynaklanan sorumluluk kusura dayalı bir sorumluluk olmayıp işveren istihdam ettiği kişinin verdiği zarardan kendi kusuru olmasa bile sorumlu olacağı yasanın amir hükmü olup, istihdam edilen kişinin kusur nedeniyle işverenden tazminat talebinde bulunulurken ayrıca müteselsil sorumluluğa dayanılması da zorunlu değildir. Kaldı ki Yargıtay HGK 15.05.1996 gün 1996/21-140E–1996/342K, 1996/21-104E-1996341K, sayılı kararlarında da açıklandığı biçimde dava dilekçesinin yorumundan davacının müteselsil sorumluluğa dayalı olarak dava açtığı da bellidir. Hal böyle olunca istihdam eden sıfatıyla davalı işverenin çalıştırdığı işçinin kusurundan kaynaklanan zarardan dolayı da sorumlu olduğunun kabulü gerekirken, kusuruyla sınırlı olarak zarardan sorumlu kabul edilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle kazalı ile işveren ve işyerinin diğer bir çalışanının birlikte kusurlu eylemleri ile kazaya neden olduklarına ilişkin kusur bilirkişi raporu hükme esas alındığı halde, işverenin kusuru oranında tazminattan sorumlu olacağının kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.