Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/11665 E. 2010/12762 K. 23.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11665
KARAR NO : 2010/12762
KARAR TARİHİ : 23.11.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.11.2007 gününde verilen dilekçe ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ve kötüniyet iddiasından kaynaklanan tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.04.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, satış vaadinde bulunan arsa maliki … ve dava dışı arsa maliklerinin davalı kooperatif ile 17.02. 1992 tarihinde düzenledikleri arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince inşa edilecek olan … ada … parseldeki … blok … numaralı ve … ada … parseldeki … numaralı bağımsız bölümleri 19.03.1997 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile arsa maliki …’dan satın aldığını, edimlerini yerine getirdiğini, teslim edilen bağımsız bölümün tescili için kooperatife başvuruda bulunduğunu ancak dava konusu bağımsız bölümlerin 30.06.1998 tarihinde … adına tescil edildiğini, onun da … ada … parseldeki meskeni 05.04.1999 tarihinde …’a devrettiğini, yapılan devir işlemlerinin muvazaalı-kötüniyetli olduğunu belirterek tapu kaydının iptali ile adına tescilini, belirlenen arsa payının kat mülkiyeti aşamasında dikkate alınmasına karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı …, dava konusu bağımsız bölümü tapu kaydına güvenerek …’tan satın aldığını, iyiniyetli olduğunu savunmuştur.
Davalı kooperatif ise kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini belirtmiştir.
Diğer davalılar ise davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü davalılardan … temyiz etmiştir.
Dava satış vaadi sözleşmesi ve kötüniyet iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ilerde kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla toplum düzeninin sağlanması düşüncesiyle, satın alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat, hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir.
Belirtilen ilke, TMK’nun 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde hükme bağlanmış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddede “bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.
Somut olayda; kayıt sahibinin mülkiyeti, satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan hakkın bertaraf edilmesi kastiyle ve kötüniyetle kazandığı ileri sürüldüğünden, malikin ayni hakkın yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi olup olmadığının araştırılması zorunludur. Burada, satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edilip edilmediğinin önemi yoktur. Önemli olan, mülkiyet hakkı sahibinin satış vaadi sözleşmesini bilmesi gereken kişilerden olup olmadığının saptanmasıdır.
Böyle olunca, taraflardan davacının kötüniyet iddiasına karşı delilleri istenip toplanmalı ve davalının durumu Türk Medeni Kanununun 3. maddesi çerçevesinde değerlendirerek bir sonuca ulaşılmalıdır.
Mahkemece yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı …’ın temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenle kabulü ile hükmün bu davalı yararına BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine 22.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.