YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11125
KARAR NO : 2010/12489
KARAR TARİHİ : 11.11.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 24.07.2008 gününde verilen dilekçe ile muarazanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 22.01.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine ilişkindir.
Davalı, dava konusu yapılan hususlarda daha önce önlem alındığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiş davacıların maliki oldukları 96 parsel sayılı taşınmaza davalının 1126 sayılı parselinden su akıtılmasının önlenmesine, muarazanın bu şekilde giderilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 683. maddesi; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir” hükmü ile malikin mülkiyet hakkını hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir.
Anılan kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. maddesi; “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır” hükmü ile de malike, mülkünün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hâkim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece kurulacak hükümde zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Somut olaya gelince, gerek tespit yoluyla davadan önce yaptırılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda gerekse yargılama aşamasında keşif yapılarak sağlanan bilirkişi raporunda davalının maliki bulunduğu 1126 sayılı parselden davacıların maliki olduğu 96 sayılı parsele atık su ve ayrıca fazla yağış halinde akan suların zarar verdiği, 96 sayılı parseldeki tarla toprağının ıslah edilemeyecek şekilde tuzlaşmasına neden olduğu saptanmıştır. Kısaca, olayda zarar unsuru gerçekleşmiştir.
Ancak, yukarıda belirtildiği üzere zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraflara yüklenecek edimlerin ne olduğunun da saptanması, buna uygun olarak hüküm kurulması ve infazının buna göre sağlanması gerekir.
Mahkemece bu yön üzerinde durulmadan çekişmeyi ortada bırakacak şekilde hüküm tesisi doğru değildir.
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 11.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.