YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10345
KARAR NO : 2010/6689
KARAR TARİHİ : 10.06.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, davalılardan işveren nezdinde 24.4.2005 tarihinde çalışmaya başladığını, Kurum’a bildirilmeyen 7 aylık hizmetinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının davalı şirkete ait iş yerinde 24.04.2005-22.08.2007 tarihleri arasında geçen ve kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, tanık sözlerine dayanılarak istemin kısmen kabulü ile, davacının davalı işverene ait iş yerinde 03/06/2005 ile 22/08/2007 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesi gereği SGK’na bildirilen 656 günlük hizmetinin dışında; 143 günlük SGK’na bildirilmeyen sigortalı olması gereken hizmetinin bulunduğunun tespitine,fazla istemin reddine karar verilmiş ise de bu sonuç eksik incelemeye dayalı olup usul ve yasaya aykırıdır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 03.06.2005 ve 23.12.2005 tarihlerinde davalı şirket unvanlı (1063150) sicil nolu iş yerinde işe girdiğine dair bildirgelerin,03.03.2007 tarihinde davalı şirket unvanlı (1068388) sicil nolu iş yerinde işe girdiğine dair bildirgenin Kurum’a verildiği, 01.10.2005, 24.01.2007 ve 03.08.2007 tarihlerinde işten çıkışlarının hizmet cetvelinde görüldüğü, 22.08.2007 tarihinde işten çıkışının Kurum’a verildiği,davalı iş yerinde; 03.06.2005-01.10.2005 tarihleri arasında 129 gün, 23.12.2005-24.01.2007 tarihleri arasında 393 gün,03.03.2007-03.08.2007 tarihleri arasında 153 gün çalışmasının olduğu,tesbiti istenen dönem ile çakışan başka işyeri çalışmasının olmadığı,07.08.2007 ve 23.08.2007 tarihlerinde davalı işverence davacı adına düzenlenmiş vizite kağıtlarının olduğu,davacının 01.08.2007, 02.08.2007 ve 03.08.2007 tarihlerinde işe mazeretsiz gelmediğine dair işverence düzenlenen tutanaklar bulunduğu,03.03.2007 tarihinde davacı ve davalı işveren arasında belirsiz süreli iş sözleşmesi yapıldığı anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık, somut olayda fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa’sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17. maddesinde belirtilen 4
aylık prim bordroları gibi Kurum’a verilmesi zorunlu belgelerdir. 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesinde bu tür hizmet tespit davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge veya yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması salt, bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması koşuluyla, bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken komşu işyerleri kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kim diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür. Kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan, uyuşmazlık konusu dönemin tamamında çalışması bulunan bordro tanıkları yada kayıtlara geçmiş komşu iş yeri sahibi veya çalışanı oldukları belli olmayan tanıkların beyanı ile yetinilerek sonuca gidildiği ortadadır. Bir başka anlatımla dinlenen tanıkların resmi kayıtlara geçmiş bordro tanığı ya da komşu iş yeri tanığı olup olmadığı yöntemince araştırılmamıştır.Hal böyle olunca eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmiş olması isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; uyuşmazlık konusu 01.10.2005-23.12.2005 , 24.01.2007-03.03.2007 , 03.08.2007-22.08.2007 tarihleri arasındaki dönemlere ilişkin davalı Kurum’a verilen dönem bordroları ile tanıkların SSK hizmet cetvellerini getirtmek, tanıkların tesbitine karar verilen tüm dönemi kapsayacak şekilde davacı ile birlikte çalışan bordro tanığı olduklarının tesbiti halinde şimdiki gibi karar vermek, bordro tanığı değillerse, dönem bordrolarında kayıtlı tanıklar saptanarak bunların bilgilerine başvurmak, bordolarda adı geçen kişilerin adreslerinin tespit edilememesi veya beyanları ile yetinilmediği takdirde, zabıta, maliye ve meslek odası aracılığı ve muhtarlık marifetiyle işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde uyuşmazlık konusu dönemde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının; yoksa işyeri sahipleri araştırılıp tesbit edilerek, çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak ve gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasa’nın 2, 6, 9 ve 79/10. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan şirkete iadesine, 10.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.