YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6002
KARAR NO : 2012/16646
KARAR TARİHİ : 08.10.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVALILAR : 1-…
2-…
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava 24.5.2002 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli işgöremezliğe uğrayan sigortalının maddi zararının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacının dava dışı … Müdürlüğü çalışanı iken iş kazasına uğrayarak maluliyetinin doğduğu ve bu kazanın oluşumunda davalıların da kusurunun bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davalılar ile davacı arasında hizmet (işveren Ya da işveren vekili)ilişkisi bulunup bulunmadığı giderek görevli mahkemenin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağı, 5521 sayılı Yasanın 1.maddesidir. Anılan maddede; işçiyle işveren veya işveren vekili arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıkların İş Mahkemelerinde çözümleneceği hükmü öngörülmüştür. Maddede belirtildiği üzere, İş Mahkemesinin görevli olması için şu iki unsurun birlikte gerçekleşmesi koşuldur. a)Uyuşmazlığın tarafları işçi ve işveren (ya da işveren vekili) olmalıdır. b)Uyuşmazlık iş sözleşmesinden veya İş Kanunundan kaynaklanmalıdır. Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olup kıyas veya yorum yolu ile genişletilemez yahut değiştirilemez.
Somut olayda,davalılardan …’ın kazanın meydana geldiği işyeri olan … Müdürlüğünde kısım müdürü diğer davalı …’nın ise aynı işyerinde onarım amiri olarak görev yaptığı,her iki davalınında işveren veya işveren vekili olmadığı anlaşılmaktadır. Davaya konu uyuşmazlıkta davalıların işveren yada işveren vekili olmadığına göre taraflar arasındaki ihtilafın iş akdinden ve İş Kanunundan doğmadığı giderek de davada, yukarıda sözü geçen Yasanın 1.maddenin öngördüğü koşulların oluşmadığı açık-seçiktir. Öte yandan, zararlandırıcı olayın iş kazası sayılması, görevli mahkemenin belirlenmesi için yeterli olmayıp 5521 sayılı Yasanın 1.maddesinin öngördüğü koşulların ayrıca olayda gerçekleşmesi gerektiği de söz götürmez.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde, davanın görülmesinde genel mahkemelerin görevli olduğu gözetilerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmek gerekirken, davanın esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir
O halde kamu düzenine ilişkin olan bu husus re’sen nazara alınmalı ve temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 08/10/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dairenin bozma kararına konu uyuşmazlık, davalı … ve …’un işveren vekili olup olmadığı bununla bağlantılı olarak da açılan dava bakımından iş mahkemesinin görevli olup olmadığına ilişkindir.
Davaya konu somut olayda mahkemece, meydana gelen iş kazasında kusurlarının bulunması nedeniyle davalıların tazminat ödemekle yükümlü tutulmalarına ilişkin hüküm kurulduğu görülmektedir. Kararı davalı taraf temyiz etmiştir. Dairemizce, davalıların işveren vekili olmaması dolayısıyla açılan davada iş mahkemesinin görevli olmaması gerekçeleri ile yerel mahkemenin kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümünde, iş mahkemelerinin görevine ve işveren vekilliğine ilişkin mevzuat hükümlerinin irdelenmesinde yarar vardır.
İş mahkemelerinin görevi, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 1’de belirlenmiştir. Bunun yanında bazı özel kanunlarda da iş mahkemeleri görevlendirilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin 1. fıkrasına göre, “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur”. Aynı kanunun 5. maddesinde ise; “İş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz.” Öte yandan 15. maddesinde; “Bu Kanunda sarahat bulunmıyan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
İşçi tarafından açılan bir davada iş mahkemesinin görevli olması için işçi sayılan kimsenin iş akdinden doğmak koşuluyla işveren veya işveren vekili ile arasında bir uyuşmazlık bulunması gerekmektedir. Somut olayda uyuşmazlığın iş akdinden çıktığına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmamasına ve davalıların ‘işveren’ olmamasına göre, iş mahkemesinin görevli olması için bu kişilerin ‘işveren vekili’ olup olmadığının çözümlenmesi gerekmektedir.
İşveren vekilliği iş hukukuna özgü bir kavramdır. Ancak iş hukukunun tüm alanları için geçerli genel bir işveren vekilliği tanımı ve bu konuda genel nitelikli bir yasal karine mevcut değildir. Hukukumuzda esas itibariyle, bireysel iş hukukuna (4857 sayılı İK m. 2), toplu iş hukukuna (2821 sayılı SK m. 2) ve sosyal güvenlik hukukuna (5510 sayılı SSGSSK m. 12) ait üç ayrı yasada işveren vekilliği tanımıyla karşılaşılmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin 5. fıkrasındaki tanıma göre, işveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir. Salt işveren vekilliği, herşeyden önce bir sözleşme olmayıp, tek taraflı bir hukuki işlemle verilen temsil yetkisini içerir.
Ayrıca İş Kanunu’nun 18. maddesinde iş güvencesi hükümleri bakımından işveren vekili kavramına yer verilmiştir. İş Kanunu’nun 2. maddesi geniş, 18. maddesi ise dar bir işveren vekili kavramına yer vermektedir. İş Kanunu’nun m. 18/son hükmü, iş güvencesi kapsamı açısından, m. 2’de düzenlenen işveren vekili kavramından farklı bir işveren vekili kavramı öngörmüş ve bunları iş güvencesi hükümlerinin kapsamı dışında bırakmıştır. İş güvencesinden yararlanamayacak olanlar her şeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcılarıdır. Bunların güvenceden dışlanabilmesi için işçi alıp çıkarma yetkilerinin bulunması gerekmez. Ayrıca işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaktır.
2821 sayılı Sendikalar Kanunu ise 2. maddesinde işveren vekilini; ”İşveren sayılan gerçek ve tüzelkişiler ve tüzelkişiliği olmayan kamu kuruluşları adına işletmenin bütününü sevk ve idareye yetkili olan” olarak tanımlamıştır.
Sosyal güvenlik hukuku bakımından işveren vekili, mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 4. maddesinde, “işveren nam ve hesabına işin yönetimi görevini yapan kimseler” olarak tanımlanmıştır. Yürürlükte bulunan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 12. maddesinde ise işveren vekili; “işveren adına ve hesabına, işin veya görülen hizmetin bütününün yönetim görevini yapan kimse” şeklinde tanımlanmıştır. Kanunda geçen işveren deyimi, işveren vekilini de kapsamaktadır. Başka bir deyişle işverene tanınan hak ve yükümlülükler işveren vekiline de geçer. Örneğin prim ödeme borcu esasen işverene ait bir yükümlülük olmakla birlikte işveren vekili de prim ödeme yükümlüsüdür. Ayrıca işveren vekili iş güvenliği önlemlerinin alınmasından da sorumlu tutulmuştur. 5510 sayılı Kanun işveren vekilini, hizmetin bütününü yöneten kimse olarak kabul etmekle, İş Kanunu’ndan çok Sendikalar Kanunu’na yakın bir tanımlama yapmıştır. Bu açıdan bakıldığında 5510 sayılı Kanun’un işveren vekili kavramını dar tanımladığı söylenebilir. Buna göre işveren vekili sayılmak için; işin veya görülen hizmetin bütününü yönetmek ve işveren ad ve hesabına hareket etmek unsurlarının bir arada bulunması gerekmektedir. 5510 sayılı kanunda, İş Kanunu’na göre daha dar bir işveren vekili tanımının benimsenmesi nedeniyle bir işyerinde ustabaşı, şef, personel müdürü, kısım amiri gibi görevliler, işin veya hizmetin bütününü yönetmeyen kimseler olduklarından işveren vekili sayılmamıştır. Bundan İş Kanunu anlamında hem ustabaşı hem de genel müdür işveren vekili sayılırken, konuya Sendikalar Kanunu açısından yaklaşıldığında sadece genel müdürün işveren vekili sayılacağı sonucu çıkmaktadır. Keza 5510 sayılı kanun da, hizmetin bütününü yöneten kişiyi işveren vekili kabul ettiği için, genel müdür gibi kimseler işveren vekili sayılacak, diğerleri sayılmayacaktır.
İşveren vekili sıradan bir temsilci değildir, işletmenin ya da işyerinin bir yöneticisi niteliğini taşımakla işvereni temsilen imza koyabilmektedir. İşveren ve vekil sözcüklerinin bir araya getirilmesinden oluşan işveren vekili kavramında “vekil” sözcüğünün bulunmasından, işveren ile işveren vekili arasındaki hukuki ilişkinin salt vekalet sözleşmesine dayandığı sonucu çıkarılamaz. İş Kanunu anlamında işveren vekilinin sahip olduğu yetkinin ve yönetim görevinin genişlik derecesinin önemi yoktur. Yönetim yetki ve görevi hangi düzeyde olursa olsun, işveren vekili kendisine bağlı işçilere karşı işverenin otoritesini yansıtır ve onu temsil eder. Zira işveren vekilinin bu sıfatla yetkisi çerçevesinde işçilere karşı yaptığı hukuki işlem ve yükümlülüklerinden işveren vekili değil, doğrudan doğruya işveren sorumludur.
İşveren vekilliği kural olarak işverenin iradesine dayalı bir temsil yetkisidir. Ancak bu temsil yetkisinin yasadan kaynaklanması dolayısıyla, işveren vekilinin işverenle olan hukuki bağının statü hukukuna dayalı olması da mümkündür. Yasa işveren vekilliği sıfatının, işçilere tanınan hak ve yükümlülükleri ortadan kaldırmayacağını belirtmektedir. Bu tespit İş Kanunu’nun işveren vekilini iş sözleşmesi ile çalışan kişi olarak görmesinden kaynaklanmaktadır.
Dolayısıyla, işveren ve işçi nitelikleri aynı kişide toplanmış olmaktadır. İşveren vekili işyerinde, diğer işçilere karşı işveren görünümünde iken, işverene karşı işçi görünümündedir. O nedenle, yasanın yaptığı tanımdan çıkan sonuç, işveren vekilinin birçok durumda çifte görünüşlü bir kimse olarak kabul edilmiş olduğudur. İşçi, işyerinde kendisine karşı işveren adına hareket eden ve işin/işyerinin yönetiminde görev alan birden çok kişi ile karşı karşıya kalabilir. Bunun nedeni işyerindeki işlerin çokluğu ve çeşitliliği yüzünden işverenin her işe yetişemeyeceği düşüncesinden hareketle, işlerin zamanında görülebilmesinin sağlanmasıdır. İşveren vekilinin tespitinde, bir gerçek kişiye yönetim ve temsil sıfatını kazandıran temel hukuksal özellik ve uygulamalara bakılmalıdır. İşveren vekiline bu sıfatı kazandıran temel hukuksal özellik, işyerinde işveren adına hareket etmiş olmasıdır. İşyerinin yönetiminde görev alma az veya çok temsil yetkisine sahip olma anlamına gelir.
Sayın çoğunlukla aradaki uyuşmazlık işyerinde kısım müdürü olarak görev yapan davalıların işveren vekili olup olmadığı konusundadır. Bu kişilerin işveren vekili kabul edilmesi halinde yukarıda belirtilen 5521 sayılı yasanın 1. maddesi uyarınca davanın taraflarından birisinin işveren vekili olması nedeniyle iş mahkemesi görevli sayılacaktır. İşveren vekili kabul edilmemesi halinde ise iş mahkemesi görevli sayılmayacaktır. Uyuşmazlık (iş kazası) 506 sayılı SSK ve mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükte bulunduğu dönemde çıkmıştır. Bu nedenle, davalıların işveren vekili olup olmadığının belirlenmesinde 506 ve 1475 sayılı kanun hükümlerine başvurulacaktır. 506 sayılı kanunun yaptığı işveren vekilliği tanımındaki unsurlara bakıldığında, işveren vekili, işveren nam ve hesabına işin yönetimi görevini yapan kimseler olarak açıklanmıştır. Burada kanun “kimseler” derken bunun birden fazla kişi olabileceğini öngörmüştür. Kaldı ki, işyerinde işveren ad ve hesabına yönetim görevini yapan kimsenin birden fazla olmasına bir engel bulunmamaktadır. O halde işveren vekilinin görev yaptığı yönetim kademesinin bir önemi bulunmamaktadır. Yetki ve görevinin geniş veya dar olmasının da bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan işveren ad ve hesabına yönetim görevini yapmasıdır. Sosyal sigorta hukuku açısından işveren vekili, yapılan işin denetimini ve yönetimini üslenen kişidir. Yönetim yetkisi, işletmenin yönetimi ve örgütlendirilmesi esasına dayanır. 1475 sayılı İş Kanunu’na gelince, işveren vekili; “İşyerinde işveren adına hareket eden ve işin ve işyerinin yönetiminde görev alan kimse” olarak tanımlamıştır. Yukarıda da açıklandığı gibi işyerinde, işveren adına hareket eden ve işyerinin yönetiminde görev alan birden fazla kişi bulunabileceğinden, kanundaki tanıma ilişkin koşulları taşımak koşuluyla birden fazla işveren vekilinin bulunması mümkündür.
Somut uyuşmazlığa gelince, davalı … ve …, C. Savcısına verdikleri 09. 9. 2002 ve 25.02.2004 tarihli ifadeleri ile mahkemedeki savunmalarında, çay fabrikasında kısım müdürü olarak çalıştıklarını açıklamışlardır. Kaldı ki, ceza dosyası içinde bulunan … Genel Müdürlüğü işletme organizasyon şeması ve … Müdürlüğü Yönetmeliği’nin 221. ve 222. maddelerinde işletme ve üretim kısım müdürü ile bakım ve onarım kısım müdürünün görev ve yetkilerinin düzenlendiği; bu düzenlemede kısım müdürü ile onarım müdürünün işveren adına hareket ettikleri, personele iş dağılımı yapma, iş emniyetini sağlama, iç talimatlar hazırlama yetkilerinin bulunduğu görülmektedir. Bu yetkilerini kullandıkları ceza dosyasında bulunan davalılar tarafından hazırlanan talimatlardan da anlaşılmaktadır. Davalıların işveren adına hareket ettikleri, belirtilen unsurları dolayısıyla işveren vekili niteliklerini taşıdıkları açık iken, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan kanun itibariyle işveren vekili kabul edilmeleri gerekmektedir. Bu nedenle, açılan dava bakımından iş mahkemesi görevli sayılacağından sayın çoğunluğun bu yöne ilişkin bozma gerekçelerine katılmamaktayım.
Muhalif Üye
Dr. …