Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2011/5490 E. 2012/14007 K. 10.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5490
KARAR NO : 2012/14007
KARAR TARİHİ : 10.09.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

K A R A R
Dava, davacının davalı şirkete ait işyerinde 27.07.1997 ,20.12.2000 ve 27.10.2003 tarihlerinde geçirdiği iş kazaları sebebiyle oluşan maluliyetinden doğan maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, 11.115.80 TL maddi ,6000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıya ödetilmesine karar verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının davalıya ait işyerinde çalışırken 27.07.1997 ve 20.12.2000 tarihinde geçirdiği iş kazaları sebebiyle maluliyetinin bulunmadığı, 27.10.2003 tarihinde geçirdiği iş kazası sebebiyle %6.2 maluliyetinin oluştuğu anlaşılmaktadır.
Mahkeme hükmünde nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Diğer taraftan, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Somut olayda, davacı vekili asıl dava dilekçesinde , maddi tazminatın kazaların başlangıcı tarihinden , birleşen dava dilekçesinde manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yerel mahkeme hüküm fıkrasında 11.115.80 TL maddi, 6000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıya ödetilmesine karar vermiş ise de davacı ayrı tarihlerde meydana gelen üç ayrı iş kazasına dayalı talepte bulunduğuna göre olay tarihi olarak hangi iş kazası tarihinin esas alındığı yazılmayarak kararın infazında şüphe ve tereddüt uyandıracak biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yapılacak iş ,hükmedilen tazminatlara hangi iş kazası tarihinden itibaren yasal faiz işletileceğini belirlemekten ibarettir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 10.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.