YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12923
KARAR NO : 2010/13883
KARAR TARİHİ : 13.12.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 03.11.2009 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 17.08.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Somut olayda;
Davacılar 9 ve 10 parsel sayılı taşınmazları yararına, davalılara ait 20 sayılı parselden geçit hakkı kurulmasını talep etmişlerdir.
Davalılardan … davacıların kendilerine ait yolu olduğunu beyan etmiş, …, …, … … davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkeme davanın reddine karar vermiştir.
Hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacılara ait taşınmazların güneyindeki boşluktan ve köprüden geçilebileceği gerekçesi ile dava reddedilmiştir. Mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen 05.05.2010 tarihli bilirkişi raporunda “davacılara ait 127 ada 9 ve 10 parsel no’lu taşınmazların doğusunda (D) harfli köprü bulunmakta, bu köprü dereden karşıya geçişte kullanılmakta, ancak 127 ada 10, 11 ve 12 sayılı parsellerin güneyinde bulunan ekli krokide gösterildiği şekli ile binaların güneyinde boşluk bulunmakta ancak bu kesim geçişe uygun bulunmamaktadır” şeklinde görüş belirtilmiştir.
Geçit davalarında amaç genel yolla bağlantısı olmayan taşınmazların bu yola bağlantısının sağlanmasıdır. Geçit ihtiyacı içerisinde bulunduğu kabul edilen taşınmazlar genel yolla bağlantısı bulunmayan taşınmazlardır. Oysa dosya içerisindeki pafta örneğine göre 10 parsel sayılı taşınmazın kuzeyinde kadastrol yol mevcut olduğu görülmektedir. Davacıya ait 10 parsel sayılı taşınmazın kuzeyindeki kadastrol yola kısmen cephesi bulunduğu görülmektedir. Bu durumda mahkemece yeniden keşif yapılarak, taşınmazlara ait pafta örnekleri de incelenerek öncelikle 10 sayılı parselin kuzeyinde geçişe elverişli bir yolun bulunup bulunmadığı saptanmalıdır. Ayrıca 9 ve 10 sayılı parsellerin maliki davacılar mecburi dava arkadaşı olmadığından, gerektiği takdirde dava dosyalarının tefrik edilerek her iki parsel için farklı güzergahlardan geçit kurulabileceği de göz önüne alınarak keşif sırasında bilirkişiler vasıtasıyla tespit edilecek başkaca alternatifler varsa belirlenip değerlendirilerek uygun güzergah saptandıktan sonra yukarıda açıklanan ilkeler de gözetilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatıranlara iadesine, 13.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.