YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11066
KARAR NO : 2010/12100
KARAR TARİHİ : 04.11.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.03.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydındaki miktar fazlası belirtmesinin paya dönüştürülmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın hak düşürücü süre yönünden reddine dair verilen 22.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 10190 ada 8 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesinde yer alan “585m2 Hazine fazlalığı vardır” belirtmesinin fazlalığın Hazine adına hisseye dönüştürülerek terkinini talep etmiştir.
Davalı, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini savunmuş, mahkemece 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle dava reddedilmiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Bilindiği gibi, kadastro ve tapulama işlemlerinin sona ermesinden sonra ortaya çıkan uyuşmazlıkların dava yolu ile giderilmesi olanağı vardır. Kadastro Kanununun getirdiği itiraz ve dava açma sürelerini kadastro kesinleşmeden kullanmamış ya da kullanamamış olan hak sahiplerinin hakları, kadastroya dayanılarak oluşturulan tapu sicili ve sicile yapılan tescil nedeniyle hemen ortadan kalkmaz. Her ne kadar kesinleşen kadastro hak sahibi olarak tespit edilen kimse yararına bir hak karinesi oluştursa da bu karinenin Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık süre içerisinde açılacak dava ile çürütülmesi mümkündür. Anılan Kanunun 12/3 maddesi “bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz”.
Kadastroya dayanılarak yapılan planlar, kesinleşen tutanaklar ve bunlara dayalı yapılan tesciller, resmi senet niteliğinde olup Kanunun 10 yıllık süre içerisinde açılacak davalar ile bunların aksini kanıtlama olanağı tanımıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, 10 yıllık süre içerisinde açılacak davada davacının mutlaka kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanması zorunludur. Diğer bir anlatımla, davacı kadastrodan önceki bir hakka dayanmalıdır. Bu hak ayrıca mülkiyet hakkı, sınırlı ayni hak, şerhler veya beyanlar hanesinde gösterilmesi gereken bir hak olmalıdır. Davacı, davasında kadastrodan önce o taşınmaz üzerinde kendi adına sicile geçmesi gereken bir hakkın varlığının tespiti ve tespit edilecek bu hakka göre sicilin düzeltilmesini talep edebilecektir.
Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde öngörülen sürenin hak düşürücü süre olduğu ve mahkemece re’sen nazara alınması gerektiği de ayrıca belirtilmelidir.
Kadastro Kanununun 12/3 maddesinin uygulanmasına ilişkin bu genel açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde; dava konusu taşınmaz 21.01.1944 tarihinde yapılan kadastro tespiti sonucu 173 ada 13 parsel nosu ile şahıslar adına tespit ve tescil edildiği, taşınmaz kaydına da “585m2 Hazine fazlalığı olup 05.10.1946 tarihinde Defterdarlığa bildirilmiştir” şeklinde belirtme düşüldüğü, taşınmazın daha sonra ifraz ile 10190 ada 8 parsel numarası aldığı anlaşılmaktadır. Davacı, davasında Hazine fazlalığının bulunmadığını, bu hususun kadastro tespiti sırasında kayda hatalı işlendiğini ileri sürerek terkin istememekte, diğer bir anlatımla kadastro öncesi hakkına dayanarak sicilin düzeltilmesini talep etmemekte, aksine sicil kayıtlarının doğruluğuna dayanarak Hazine fazlalığının paya dönüştürülerek beyan kaydının terkinini talep etmektedir. Bu durumda kadastro öncesi bir hakka dayanılarak açılan sicil düzeltim davası söz konusu olmadığından Kadastro Kanununun 12/3 maddesinin uygulanması olanağı da bulunmamaktadır.
Mahkemece açıklanan tüm bun yönler gözetilerek işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddi doğru görülmediğinden karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 04.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.