Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/11660 E. 2010/11360 K. 26.10.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11660
KARAR NO : 2010/11360
KARAR TARİHİ : 26.10.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 06.04.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve yayla olarak sınırlandırma istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 26.01.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

_K A R A R_
Dava, tapu iptali ve yayla olarak sınırlandırma istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne, taşınmazların yayla olarak sınırlandırılmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davacı … temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden dava konusu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında gerçek kişiler adına tespit edildiği, davalı … tarafından açılan dava sonucu yapılan yargılama sonunda çekişmeli parselin özel mülk niteliğinde olduğu gerekçesi ile davalı adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazlardan 149 ada 82 numaralı parsel aleyhine açılan davaya Hazine, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu gerekçesi ile müdahil olarak katılmış ise de istemi reddedilmiş olup karar Yargıtay 1.Hukuk Dairesi denetiminden geçerek 10.10.2002 tarihinde kesinleşmiştir. Hazine, eldeki davada da aynı iddiada bulunmuştur.
Burada üzerinde durulması gereken husus Asliye Hukuk Mahkemesinin 1994/1010 E. 1997/783 K. sayılı dosyasında görülen dava sonucunun eldeki davada Hazine yönünden kesin hüküm sayılıp sayılmayacağının saptanmasıdır.Gerçekten, HUMK’nun 237. maddesi hükmü gereğince tarafları, dava konusu ve dayanılan dava sebebi sonradan açılan dava bakımından aynı ise ortada kesin hüküm vardır. Kesin hükmün varlığı halinde o hüküm, taraflar arasında kesin delil teşkil eder. Hakim de bu kesin delille bağlıdır. Diğer taraftan, kesin hüküm teşkil eden bir husus artık yeniden dava konusu yapılamaz.
Açıklanan nedenlerle; Asliye Hukuk Mahkemesinin 1994/1010E. 1997/783K. sayılı kararı, davacı Hazine ile davalı arasında HUMK’nun 237.maddesi gereğince kesin hüküm niteliğinde olup, mahkemece davacı Hazinenin 82 parsel numaralı taşınmaza ilişkin isteminin reddine karar verilerek davacı vakfın isteminin değerlendirilmesi gerekirken bu hususun gözetilmemesi doğru olmamıştır.
Davalının 149 ada 85 numaralı parsele ilişkin temyizine gelince; Çekişme konusu taşınmaz, Karaisalı ilçesi, … köyü hudutları içinde bulunmaktadır. Davalı taraf savunmasında, çekişmeli taşınmazın yayla ile bir ilişkisi olmadığını ileri sürmüştür. Yaşamını genelde çiftçilikle sürdüren kişilerin hayvanlarını otlatmakta olduğu yaylaya yakın bölgelerde ikamet etmek, ziraat yapmak, bağ ve bahçe yetiştirmek için tarım taşınmazlarına ihtiyaçları olacağı ve bu amaçlarına uygun kazanmaya elverişli bazı taşınmazları mülk edinebilecekleri olgusunu gözardı etmek, mera, yaylak ve kışlak gibi bölgelerden insanları soyutlamak mümkün değildir.
İddia ve savunma ile yukarıda anlatılanlara göre, davada sağlıklı bir sonuca ulaşmak için dava konusu taşınmazın kadim … Köyü sınırları içinde kalıp kalmadığının ve bu köyün ikamet edilen veya tarım alanları kapsamında olup olmadığının saptanması önem kazanmaktadır.
O nedenle, öncelikle … köyünün kuruluş tarihi İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünden sorulmalı, böylelikle … Köyünün kadim köy olup olmadığı yönü üzerinde durulmalı, yine bu köye ait en eski tarihlisinden başlamak üzere idari sınır belgeleri ile sınırlar bir haritaya bağlanmışsa haritası da istenilmeli, … Köyüne ait mevcut en eski sınırname yerel bilirkişiler yardımıyla keşfen zemine uygulanmalı, köyün kuruluşundaki idari sınırları belirlenmeli, dava konusu taşınmazın … Köyünün ilk idari sınırları kapsamında kalıp kalmadığı saptanmalı, eğer dava konusu taşınmaz kadim … Köyünün idari sınırları içersinde kalıyorsa seçilecek ve keşifte bulundurulacak harita mühendisi bilirkişiye daha önce sağlanacak eski tarihli memleket haritasındaki durumu incelettirilmeli, köyün ikamet edilen veya tarım alanları içinde kaldığı belirlenirse özel mülkiyete konu teşkil edeceği kabul edilmeli, bu arada taşınmazın kadastro tutanağı edinme sebebi sütununda yerel bilirkişiler çekişmeli yerin kadim … Köyünün tarım alanında kaldığını, dava dışı şahıs tarafından kullanıldığını belirttiklerinden tutanak bilirkişilerinin sözleri denetlenmelidir.
Uyuşmazlığın çözümlenmesi için ayrıca vakfın mukataalı veya icareteynli vakıflardan olup olmadığının veya miri arazilerde mukataalı hayrata tahsis edilmeyen ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlardan bulunup bulunmadığının da yöntemince araştırılması gerekir.
Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu ayrı olacağından bu taşınmazların kadim köy, kasaba yada şehir içindeki mülk topraklar içinde olup olmadığının keşfen incelenmesi, taşınmazın konumunun düzenlenecek paftada kadim köy ve kasaba ya da şehirlere göre haritasında işaret edilmesi, vakfın niteliği hakkında bu belirlemeden sonra görüş bildirilmesi zorunludur.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır.
Mahkemece, tüm bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı … Müdürlüğünün temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 26.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.