YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10435
KARAR NO : 2010/12111
KARAR TARİHİ : 04.11.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 21.10.2009 gününde verilen dilekçe ile beyanlar hanesindeki kaydın terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14.05.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 1201 parsel sayılı taşınmazın 4706 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca Hazine adına tescil edildiğini, anılan madde de 4916 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile de taşınmaz üzerinde bulunan her türlü yapı ve tesislerin Hazineye intikal edeceğini ileri sürerek tapu kütüğünün beyanlar sütununda yer alan “Elbistan Belediyesine ait Sosyal Tesisler vardır” şeklindeki kaydın terkinini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuş, mahkemece idarenin tek yanlı işlemi ile kayda işlenen şerhin şerh anlaşması olmaması nedeniyle geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir.
Dava, beyanlar sütununda yer alan kaydın terkini isteğine ilişkindir.
Somut olayı ve mahkemenin hukuki nitelemesini değerlendirmeden önce tapu sicili ve tapu sicilinde yapılan kayıtlar üzerinde kısaca durmak gerekmiştir.
Türk Medeni Kanununun 997 ve devamı maddelerinde tapu sicili düzenlenmiştir. Kanunun 997. maddesinde taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicilinin tutulacağı belirtildikten sonra tapu sicilinin tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve belgeleri ile planlardan oluşacağı belirtilmiştir. Tapu kütüğünde yapılacak işlemler ise tescil, şerhler ve beyanlar olarak gösterilmiştir.
Mülkiyet, irtifak hakları ve taşınmaz yükleri ile rehin hakları tapu kütüğüne tescil edilir(m.1008).
Şerh ise kira, alım, önalım hakkı gibi bazı kişisel haklar(m.1009), tasarruf yetkisi kısıtlamaları(m.1010) ve geçici tescil(m.1011) için öngörülmüştür. Böylece şerh birbirinden farklı konular için mevcut bir kurum olarak ortaya çıkmaktadır. Bunlardan 1009. madde kapsamında kalan arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira sözleşmesi gibi sözleşmeden kaynaklanan kişisel hakların tapuya şerhi için şerh anlaşmasının bulunması da gerekmektedir.
Bir taşınmaza ait tapu kütüğü sayfasında tescil ve şerhler yanı sıra beyanlar için de bir sütun ayrılmıştır. Türk Medeni Kanununun 1012. ve Tapu Sicil Tüzüğünün 60 ila 64. maddelerinde yedi bölüm olarak düzenlenen “beyanlar” gerek tescillerden, gerekse şerhlerden farklıdır. Kütüğün beyanlar hanesine işlenen kayıt, kural olarak ne bir ayni hak ihdas eder ne de şahsi bir hakkı güçlendirmeye yarar. Beyanların fonksiyonu, gayrimenkulle ilgili bazı fiili veya hukuki durumlara ya da zaten mevcut bulunan bazı haklara aleniyet sağlamaktan ibarettir.
Somut olayda; dava konusu taşınmaz 25.08.2008 tarihinde ifraz edilme nedeni ile Hazine adına tescil edilmiş, aynı tarihte beyanlar sütununa da “bu parsel üzerinde Elb. Belediyesine ait sosyal tesis vardır” kaydı düşülmüştür. Davacı bu kaydın 4916 sayılı yasa uyarınca yolsuz olduğunu ileri sürmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı gibi davacının terkinini istediği kayıt taşınmazın beyanlar sütununda yer almaktadır. Taşınmaz üzerindeki muhdesata ilişkin bu bilgi şerh niteliğinde değildir. Mahkemece kayda yanlış anlam verilerek şerh olarak nitelendirilmiş ve şerh anlaşmasının bulunmadığı gerekçesiyle dava kabul edilmiştir. Ancak, kayıt beyanlar sütununda yer alan belirtme niteliğindedir.
Bir kişi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 19/2 maddesi olanak sağlamaktadır. Gerçekten, anılan hüküm uyarınca; “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir.”
Bu tür bir hakkın zemin üzerindeki binanın veya ağaçların yok olması gibi bazı nedenlerle ortadan kalkacağı kuşkusuzdur. Diğer taraftan, Türk Medeni Kanununun 1012. maddesi hükmü gereğince de, kaydın terkini kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlı olarak yapılabilir.
Türk Medeni Kanununun 1026. maddesi uyarınca terkin işlemi yapacak merci ise ilgili tapu sicil müdürlüğüdür. Bunun için tapuya başvurulması, hakkın yok olduğu ve sona erdiği belirtilerek terkin talebinde bulunulması, kadastro müdürlüğü elamanlarının zemine giderek hakkın sona erip ermediğini saptaması, bundan sonra da değişiklik beyannamesi düzenlenerek tapuya gönderilmesi gerekir. Terkin işleminden sonra adresi kayıtlarda belirli ise muhtesat sahibine Türk Medeni Kanununun 1019. maddesi gereğince duyuruda bulunulur. Ancak bu tebliğden itibaren 30 gün içinde hak sahibi tarafından terkin işleminin iptali istemiyle dava açılabilir.
Ne var ki, bu tür bir belirtme Türk Medeni Kanununun 684. maddesine sınırlama getirerek muhdesat konusu ile arazinin bütünleşmesine engel olacağından, arazi sahibinin mülkiyet hakkını ileri sürerek ve muhdesat bedelinin hak sahibine ödemesi suretiyle mahkemeden terkin talebinde bulunması olanaklıdır. Ancak, terkin kararı vermek için belirtme konusu hakkın dava tarihindeki rayiç değeri belirlenerek, bu bedel depo ettirildikten sonra terkin olanaklıdır.
Somut olayda; davacı taşınmazın 4076 sayılı Hazineye ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanununun 5. maddesi uyarınca adına tescil edildiğini, anılan maddede de 5916 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile taşınmaz üzerindeki her türlü bina ve tesisin bedel ödenmeksizin Hazineye ait olacağını, bu nedenle belirtmenin dayanağının bulunmadığını ileri sürerek terkin istemektedir. Mahkemece öncelikle davacının dayandığı hukuki sebepler doğrultusunda belirtmenin yasal dayanağının bulunup bulunmadığının araştırılması, beyanlar sütununda gösterilecek hukuki ya da fiili durumun mutlak yasal dayanağının olması gerekliliğinden hareketle yasal dayanağı yok ise terkini yoluna gidilmesi gerekir. Şayet, belirtme yasal dayanağa sahip ve kayıtta usulünce yer almış ise bu durumda davacının terkini ancak bedelini ödeyerek sağlayabileceğinden bu doğrultuda araştırma ve inceleme yapılarak bir karar verilmelidir.
Yapılan tüm bu açıklamalar dikkate alınmadan tapuda yer alan kayıtta yanlış nitelendirilerek eksik inceleme ile davanın kabulü doğru görülmediğinden karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 04.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.