Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2010/60 E. 2010/4698 K. 02.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/60
KARAR NO : 2010/4698
KARAR TARİHİ : 02.07.2010

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay bozma ilamında özetle; “Mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen mahalli bilirkişiler ve aynı usulle seçilen tanıklar ile refakate zirai bilirkişi ve fen bilirkişisi ile arkeolog bilirkişi de alınarak keşif yapılması, fen ve arkeolog bilirkişiler aracılığı ile arkeolojik sit haritasının uygulanması, taşınmazın tasarruf ve zilyetlik durumu, zillyetliğin başlangıcı, kimden kime intikal ettiği, nasıl sürdürüldüğü konusunda somut olaylara dayalı beyanlarının alınması, kadastro tutanağı ile beyanları çeliştiği takdirde tespit bilirkişilerinin tanık sıfatıyla dinlenilmesi, zirai bilirkişiden taşınmazın kullanım şeklinin belirlenmesinin istenilmesi, fen bilirkişisinden de keşfi izlemeye olanaklı raporların alınması, taşınmaz arkeolojik sit alanı içinde kalıyorsa beyanlar hanesinde gösterilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda çekişmeli 158 ada 1 sayılı parselin davacı … adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı Hazinenin sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, mahkemece çekişmeli taşınmazın 3. derece arkeolojik sit alanı içinde kaldığı ve zilyetlikle mülk edinme koşullarının davacı taraf yararına gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hükme yeterli bulunmamaktadır. Bozma kararı uyarınca taşınmazın başında keşif yapılmasına rağmen, taşınmazın sit haritasındaki yeri denetime elverişli olarak gösterilmediği gibi, keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporları da çelişkilidir. Fen bilirkişisinin 03.07.2009 tarihli raporunda taşınmazın 3. derece arkeolojik sit alanı sınırları içinde kaldığı belirtilmesine karşın, arkeolog bilirkişinin 13.07.2009 tarihli raporunda ise 3. derece doğal sit alanı sınırları içinde kaldığı belirtilmiş, mahkeme kararında verilen şerhte ise sit alanının niteliği 3. derece arkeolojik sit alanı olarak belirtilmiştir. Doğru sonuca ulaşabilmek için sit haritası örnekleri dosyaya getirtilmeli, taşınmazın başında iki arkeolog ve bir fen bilirkişisinden oluşan kurul aracılığı ile yeniden keşif yapılmalı, sit haritaları kadastro paftası ile çakıştırılmalı, bilirkişilerden çekişmeli taşınmazın sit alanı içinde kalıp kalmadığı, kalıyor ise hangi nitelikteki sit alanı içinde kaldığına dair rapor alınmalı, 2863 sayılı yasanın 11. maddesinin 5663 sayılı yasa ile değişik 2. cümlesi uyarınca 1. ve 2. derece arkeolojik sit alanlarının zilyetlikle iktisap edilemeyeceğinin göz önünde bulundurularak hüküm kurulmalıdır. Mahkemece belirtilen hususlar gözetilmeden karar verilmiş olması isabetsiz olup, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 02.07.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.