Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2012/545 E. 2012/2414 K. 29.02.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/545
KARAR NO : 2012/2414
KARAR TARİHİ : 29.02.2012

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı (üçüncü kişi), … İcra Müdürlüğü’nün 2011/1389 sayılı Takip dosyasında yapılan 15.09.2011 günlü hacze konu menkullerin kendisine ait faturalı eşyalar olduğunu, evlenmeden önce biriktirdiği parası ile aldığını, eşi olan borçlu ile aralarında mal ayrılığı sözleşmesinin bulunduğunu belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı (alacaklı) vekili, alacaklının borçludan boşandığını, kararın 22.02.2011’de kesinleştiğini, borçlunun 08.03.2011’de davacı ile evlendiğini, bu sırada mal ayrılığı sözleşmesi imzalamadıklarını, boşanma hükmünün ferileri yönünden temyiz aşamasında bulunduğu sırada alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı olarak sonradan hazırlandığını, üçüncü kişinin mahcuzları alım gücünün ve gelirinin de olmadığını belirterek davanın reddine ve tazminata karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece toplanan delillere göre: “davacı ve borçlu arasında yapılan mal ayrılığı sözleşmesine ve evlenme tarihlerine göre mahcuzların üçüncü kişiye ait olduğunun belirlendiği, tazminata ilişkin yasal koşulların oluşmadığı“ gerekçesi ile davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir.
Dava konusu haciz, borçlunun üçüncü kişi ile birlikte oturduğu konutunda yapılmıştır. İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi, borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır.
İspat yükü altında olan ve karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahip olan üçüncü kişi, 08.03.2011’de evlendiğine dair nüfus kaydı, mal ayrılığı sözleşmesi, fatura gibi delillere dayanmaktadır.
Somut olayda takip adresinde yapılan 18.04.2011 tarihli ilk hacizde bir TV (dava konusu mahcuzlarla ilgisi bulunmayan) dışında haczi kabil malın bulunmadığı tespit edilmiştir. Aynı yerde yapılan 15.09.2011 tarihli dava konusu haciz sırasında ise ilk hacizden sonra alınmış eşyalar görülerek haczedilmiştir.
Öte yandan taraflar 2002 yılından sonra evlenmişlerdir. Buna göre eşler arasında TMK’nun 202/1. maddesi gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Aynı Kanun’un 218. maddesi gereğince bu rejim edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar. Edinilmiş malların tanımı aynı Kanun’un 219. maddesinde yapılmıştır. Buna göre her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri edinilmiş mal olarak nitelendirilmelidir. Kişisel mallar ise 220. maddede açıkça sayılmış olup; (1) eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, (2) mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, (3) manevi tazminat alacakları, (4) kişisel mallar yerine geçen değerler kişisel mallardır. TMK’nun 225. maddesine göre mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.
Anılan yasal düzenlemeler ışığında, öncelikle mal ayrılığı rejimi kabul edilmeden önce alınan mahcuzların edinilmiş mal niteliğinde olup olmadığını tayin edip sonucuna göre de eşlerden birisinin alacaklısının, boşanma ya da ölüm hali gerçekleşip tasfiye yapılmadan bunları haczettirip haczettirmeyeceği konularını değerlendirmek gerekecektir.
Diğer yandan dava konusu TV’nin mal ayrılığı sözleşmesinin imzalanmasından sonra üçüncü kişi tarafından alındığı iddia edilmektedir.
TMK’nun 246. maddesinde yer alan düzenleme uyarınca, mal ayrılığı rejiminin kabul edilmesi ile birlikte eşlerden her biri kendi borçlarından bütün mal varlığı ile sorumlu olacaktır. Buna göre dava konusu TV’nin haczedilebilmesi için borçlu tarafından satın alındığının duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi gerekir. Davalı alacaklı, üçüncü kişinin alım gücünün bulunmadığını, bunun borçlu tarafından satın alındığını savunmaktadır, ancak Mahkemece bu yönde hiçbir araştırma yapılmadığı gibi, fatura bedelinin kimin tarafından ödendiği konusu üzerinde de durulmamıştır.
Buna göre yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınmadan eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı biçimde karar verilmesi hatalı olmuştur.
SONUÇ: Davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 29.2.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.