Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2012/1719 E. 2012/4229 K. 09.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1719
KARAR NO : 2012/4229
KARAR TARİHİ : 09.04.2012

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı (3.kişi) vekili, davalı alacaklı tarafından borçlu aleyhine yürütülen takipte, Kadıköy 3.İcra Müdürlüğünün 2009/1603 Tal. sayılı dosyasından 10.7.2009 tarihinde uygulanan haciz işleminde, borçlu ile ilgisi bulunmayan müvekkiline ait işyerindeki menkulün haczedildiğini, menkulün borçlu şirketten sözleşme ile ve fatura karşılığında bedeli ödenerek satın alındığını ileri sürerek, haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı (alacaklı) vekili, davanın süresinde açılmadığını, dava konusu işlemin haciz işlemi olmayıp bir muhafaza ve tedbir işlemi olduğunu, çünkü, mahcuzun borçlu hakkındaki aynı takip nedeniyle, Şişli 2.İcra Müdürlüğünün 2008/507 Tal.sayılı dosyasından 03.3.2008 tarihinde haczedilerek borçlu yetkilisine yeddiemin sıfatıyla bırakılan mal olduğunu, davacı 3.kişinin borçludan bu hacizli malları satın aldığını, önceki haciz işlemi ile İİK.nun 86.maddesi gereğince borçlunun tasarruf hakkının kısıtlandığını, satışın geçersiz olduğunu, 3.kişi ile borçlu arasında ticari ilişki bulunduğunu, muvazaalı işlem yapıldığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; dava konusu mahcuzun 03.3.2008 tarihinde borçlu adresinde haczedilen mallardan olduğu, borçlunun haczedilen malların bir kısmını 07.7.2008 tarihli sözleşme ile davacı 3.kişiye sattığı, 03.3.2008 tarihinde haciz yapılan adresle dava konusu muhafaza işlemi için gidilen adreslerin farklı olduğu, satışa konu malların sevk irsaliyesi ile 3.kişi tarafından teslim alındığı, fatura düzenlendiği, davacı tarafından bedelin ödendiği, işlemin davacı defterlerine kaydedildiği, İİK.nun 86.maddesinde borçlunun alacaklının muvafakati ve icra müdürlüğünün müsaadesi olmadan mahcuz üzerinde tasarrufta bulunamayacağı düzenlenmiş ise de haciz işlemi ile borçlunun mülkiyet hakkını kaybetmeyip yapacağı izinsiz tasarrufların geçersiz olacağı, ancak, borçlunun izinsiz tasarrufları nedeniyle iyiniyetli 3.kişilerin mal üzerinde kazandığı hakların saklı olduğu, bu durumda 3.kişinin kötü niyetini kanıtlama görevinin alacaklıda olduğu, alacaklı tarafça da bu hususun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile 10.7.2009 tarihinde haczedilen makine üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı (alacaklı) vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava 3.kişinin, İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, verilen karar dosyada mevcut delillere uygun düşmemektedir.
Dava konusu 10.7.2009 tarihli haciz işlemi, ticaret sicilinde davacı 3.kişi adına kayıtlı işyerinde 3.kişi yetkilisinin huzurunda ve borçlunun yokluğunda yapılmıştır. Ancak; dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, dava konusu mahcuzun aynı takip nedeniyle Şişli 2.İcra Müdürlüğü’nün 2008/507 Tal.sayılı dosyasından 03.03.2008 tarihinde borçlu şirket adresinde ve borçlu elinde iken haczedilerek borçlu yetkilisine yeddiemin olarak teslim edilen mahcuzlardan olduğu anlaşılmaktadır. Esasen önceki haciz işlemi ile İİK.nun 86.maddesi gereğince borçlunun mahcuz mal üzerindeki tasarruf hakkı kısıtlanmış olup 03.03.2008 tarihli haciz işleminden sonra dava konusu mahcuz, borçlu ile davacı 3.kişi arasında düzenlenen 07.7.2008 tarihli Makine Alım Sözleşmesi ile borçlu tarafından 3.kişiye satılmıştır.
Öte yandan dava konusu takibin dayanağı olan borçlanma işlemi, 12.6.2007 tarihli bonodan kaynaklanmaktadır. Buna göre, mahcuzun borcun doğumundan sonra 3.kişi ile aynı konuda ticari faaliyette bulunan borçlu tarafından 3.kişiye satışı ve devri yapılmış olup yapılan devir işleminin alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işlemler niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Bu nitelikteki devir işlemlerinin alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır. Bir an için 3.kişi ile borçlu arasındaki devrin danışıklı olmadığı (İİK.nun 86/2.maddesi uyarınca 3.kişinin iyiniyetli olduğu) düşünülse dahi, borçlu ile davacı arasındaki ilişki, borcun doğumundan sonra ticari işletmeye ait menkullerin devri niteliğinde bulunduğundan olayda İİK’nun 44. ve BK’nun 179. Maddelerinin uygulanması gerektiği de açıkça ortadadır. Anılan maddelerde öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve ispat edilmiş de değildir. Gerçekten borçlunun devir işlemini, kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirerek ilan ettiği ve mal beyanı verdiğine ilişkin dosyada hiçbir kanıt yoktur. Bu durumda devir, alacaklının haklarını etkilemeyeceği gibi devralan davacı da B.K’nun 179.maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumludur.
O halde, açıklanan bu maddi ve hukuki olgulara göre, mahkemece davanın reddine karar vermek gerekirken dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı (alacaklı) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 9.4.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.