Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2011/12325 E. 2012/4838 K. 18.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12325
KARAR NO : 2012/4838
KARAR TARİHİ : 18.04.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalı borçlu Şaban aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu taşınmazlarını davalı yeğeni Talha’ya onun da diğer davalılara satışına ilişkin tasarrufların iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili ile davalılar Talha, Halime ve Yüksel davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazların ilk satışının yakın akrabalar arasında yapıldığı ve bir taşınmazın da ticari işletme niteliğinde olduğu ancak taşınmazların davalı … tarafından elden çıkarıldığı gerekçesi ile tasarrufların iptaline yer olmadığına ve icra takibindeki toplam alacak miktarının davalılar Şaban ve Talha’dan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, İİK.277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise davalı, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir ( İİK.md.283/1 ). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nisbi nitelikte yasadan doğan bir dava olup tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
İcra ve İflas Kanununu 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötüniyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir.
Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nın 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır ( İİK.md.281 ). Bu yasal nedenle de davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerden birine dayanılmış olsa dahi mahkeme bununla bağlı olmayıp diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir ( Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı ). Genelde, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır.
HUMK’nun 388.maddesinin 3/5 bentleri (HMK’nın 297/1-c) hükümlerine göre mahkeme kararlarının asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini mahkemece incelenen maddi ve hukuki olay ve meselelerin özüne mahkemeyi sonuca götüren gerçeklerin ne olduğu hususlarını içermesi zorunludur. Yine Anayasanın 141/3 maddesi hükmü de tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gereğini düzenlemektedir. Kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde taraflar hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığı anlayabilecekleri gibi, karar aleyhine kanun yoluna başvurulduğunda da HUMK’nun 428. (HMK’nın 369.) maddesi uyarınca Yargıtay incelemesi sırasında ancak bu gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı saptanır. Diğer bir ifadeyle Yargıtay denetimi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir.
Somut olayda Mahkeme tarafından hüküm fıkrasında icra dosyasındaki alacak ve ferileri ile sınırlı olmak kaydıyla davalı …’nın dava konusu malları elinden çıkardığı bedellerle sorumlu tutulmasına karar verilmesi gerekirken hem bedel ile sorumluluk belirtilmeden hem de borçlunun zaten yapılan takip nedeni ile borçtan sorumlu olduğu gözetilmeden yeniden sorumlu olduğuna karar verilmesi doğru değildir.
Davada, davalıların yaptıkları tasarruflar ayrı ayrı gösterilmesi ve davalıların sorumlu tutulma nedenleri de belirtilmesi gerekirken davalılar Yüksel ile Halime için iyiniyetli oldukları şeklindeki bir gerekçe ile red kararı verilmesi de yanlıştır.
Davacının delilleri arasında hem davalılar arasındaki akrabalık ilişkilerinin araştırılması istenilmiş hem de başkaca deliler ileri sürülmüştür. Bu durumda haklarındaki dava reddedilen davalılar Yüksel ve Halime açısından borçlu ile akraba olup olmadıkları açısından araştırma yapılması hem de belirlenen akrabalık derecesinin 280/I-II fırkalar gereğince iptali gerektirip gerektirmediği üzerinde durulması gerekir. Ayrıca davalıların yaşadığı ilçenin nüfusunun ve yapısının, takip borçlusunun içinde bulunduğu ekonomik durumun ve alacaklılarından mal kaçırmak ya da alacaklılarını ızrar kastının diğer davalılar tarafından bilinmesini mümkün kılıp kılmadığı da tartışılmamıştır. Eksik inceleme ile karar verilmesi de isabetli olmamıştır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …’a geri verilmesine 18.4.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.