YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/533
KARAR NO : 2011/979
KARAR TARİHİ : 10.02.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tic.Mah.Sıf)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı şirkete kasko sigortalı müvekkiline ait aracın yanarak hasarlandığını ve kullanılmaz hale geldiğini, ihbara rağmen davalının zararı karşılamadığını, poliçe şartlarına göre sigortacının prim ödenmese dahi prim ödeme tarihinden itibaren 30 gün boyunca sigorta teminatının devam ettiğini ve hasardan sorumlu olduğunu prim peşinatının ödendiğini, kalan kısmın taksitlendirildiğini 28.2.2005 tarihindeki ilk taksit tutarının müvekkilinin kusuru olmaksızın kredi kartından çekilmediğini, rizikonun 4.3.2005 tarihinde sigorta teminatının devam ettiği 15 günlük süre içinde meydana geldiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 5.100 TL.nin hasar tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, 23.10.2007 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 23.900 TL daha artırarak toplam 29.000 TL.nin tahsilini savunmuştur.
Davalı vekili, Kasko sigorta poliçesinin prim borcu ödenmediğinden münfesih olduğunu müvekkilinin sorumluluğunun başlamadığını ıslah talebinin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 5.100 TL.nin 16.11.2005 tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline ıslah dilekçesi ile talep edilen miktar yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekili ile davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Sigorta hukukunda kural olarak sigorta sözleşmesinin meydana gelmiş olması sigortacının sorumluluğunun başlamış olmasını gerektirmez. Sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için TTK.nun 1282 ve 1295/3. maddeleri hükümleri gereğince primin veya ilk taksitinin ödenmiş olması zorunludur. Ancak prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğunun TTK.nun 1295/3 madde hükmü uyarınca başlamadığı hallerde sigortacının olaydan ve ihbardan diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmemesi hallerinde sigortacının sözleşmeyi ayakta tutması karşısında tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumludur.
Yukarıda açıklanan ilkeler karşısında somut olaya bakıldığından taraflar arasında 7.1.2005 tarihinde geriye dönük olarak 30.12.2004/30.12.2005 vadeli kasko poliçesi düzenlenmiş poliçede toplam 720,88 TL sigorta priminin 195.88 TL.sinin peşin olarak kalan kısmının 28.2.2005 ila 28.6.2005 tarihleri arasında 105 TL.lik 5 eşit taksitte ödeneceği kararlaştırılmıştır. Poliçenin prim ödeme esasları ve ödenmemesinin sonuçları başlıklı kısmında ” sigorta teminatının primin tamamının yada poliçe vadeli ise peşinatının ödendiği tarihte başlayacağı peşinat yada ilk primi ödenmemişse poliçe teslim edilmiş olsa dahi sorumluluğun başlamayacağı, primin taksitle ödenmesi karşılıklı kabul edilmiş ise poliçe üzerinde ödeme tarihleri ve miktarları yazılı prim taksitlerinin zamanında tam olarak ödenmemesinin temerrüt nedeni kabul edileceği, temerrüt tarihinden itibaren 15 gün içinde prim ödenmediği takdirde bu sürenin bitiminden itibaren 15 gün süre ile sigorta teminatının duracağı teminatın durduğu süre içinde rizikonun gerçekleşmemesi şartıyla primin ödenmesi halinde teminatın durduğu yerden devam edeceği” belirtilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde 195,88 TL prim peşinatının davalı şirkete ödendiğini karşılıklı rıza ile taksit yapıldığını taksitlerin kredi kartından otomatik ödeme talimatı ile ödenmesi hususunda sigorta şirketi ile anlaşıldığını ve kart bilgilerinin davalıya verildiğini 28.2.2005 tarihindeki ilk taksit tutarının müvekkilinin kusuru olmaksızın davalı şirket tarafından müvekkiline ait kredi kartından çekilmediğini, davalının ihmali neticesinde prim ödeme gününde müvekkilinin temerrüde düştüğünü, kasko sigortalı aracın 4.3.2005 tarihinde tamamen yanarak kullanılmaz hale geldiğini, rizikonun sigorta teminatının devam ettiği 15 günlük süre içinde meydana geldiğini bildirmiş, 16.11.2006 tarihli oturumda yapılan anlaşma uyarınca ödemenin kredi kartından çekileceği kararlaştırılmışsada sigorta şirketi tarafından kredi kartından çekim yapılmadığını, elden de ödeme yapılmadığını davalı … şirketinin hatası nedeniyle peşinatın ödenmediğini beyan etmiştir.
Davalı vekili poliçenin peşinat ve prim borcunun ödenmemesi nedeniyle münfesih olduğunu, müvekkili şirketin kayıtlarında primlerin ödenmediğinin sabit bulunduğunu davacı tarafından ödenmeye dair poliçenin 2. sayfasında belirtildiği üzere müvekkili şirketin antedini taşıyan prim tahsil makbuzunun ibraz edilemediğini TTK.nun 1282 ve 1295/3 maddesi gereğince sorumluluklarının başlamadığını iddia etmiştir.
26.4.2006 tarihli oturumda dinlenen davacı tanığı …’in …’a ait kredi kartı ile sigorta yapıldığına ilişkin beyanına istinaden getirilen ekstrelerde sözkonusu poliçeye ait ödeme kalemine rastlanılmamıştır. Dosya kapsamında davacı tarafın kredi kartı ile sigorta primlerinin ödenmesi (tahsili) hususunda davalı tarafa veya ilgili bankaya talimat verildiğine dair bilgi ya da belge bulunmamaktadır. Mahkemece 7.1.2005 tarihinde poliçe düzenlendiği tarihte ödenmesi gereken 195,88 TL peşinatın alınıp alınmadığı araştırılmaksızın 28.2.2005 ilk taksit tarihinden 4.3.2005 riziko tarihine kadar özel şartlara göre sigorta teminatının devam ettiği 15 günlük süre içerisinde hasar meydana geldiğinden bahisle davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, peşinatın ödenmediğinin tesbiti halinde bu süresinin 7.1.2005 tarihinden itibaren başlatılması gerektiği gözetilmemiştir.
Bu durumda mahkemece taraflar arasında sigorta prim borcunun ödenmesi hususunda kredi kartı ile ödeme talimatı verilip verilmediği, kredi kartı ile ilgili bilgilerinin doğru şekilde bildirilip bildirilmediği kredi kartı limitinin yeterli olup olmadığı, söz konusu poliçeye istinaden sigorta primi peşinatı veya taksit tutarlarının ödenip ödenmediği prim peşinatı yada taksitlerinin ödenmemesi veya kredi kartı ödeme talimatı var ise, kredi kartından çekilmemesinin hangi tarafın kusurundan kaynaklandığı yönlerinden davacı ile davalı şirket ve acentanın ticari defter belge ve kayıtları üzerinde konusunda uzman bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
3-Kabule göre de; zamanaşımı hukuk mahiyeti itibariyle bir defidir. Yani borcu yerine getirmekten kaçınma salahiyetidir. Bu salahiyet borcun kendisini ortadan kaldırmamakla, birlikte borca bağlı dava hakkını ortadan kaldırır. Ancak davada ileri sürülüş biçimi esasa cevap süresi içinde verilen cevap dilekçesi ile olmalıdır. Cevap süresinden sonra ileri sürülen zamanaşımı defi savunması tevsi (genişletilmesi) itirazı ile karşılaşmadıkça hakim tarafından incelemeye tabi tutulmalıdır. Savunmayı genişletme yasağına aykırılık itirazının da süresinde yapılması gerekir. Aksi halde buna rıza gösterilmiş sayılır. Bu özelliklerine göre hakim resen nazara alamaz ancak taraflar ileri sürdüğünde zamanaşamını dikkate almak zorundadır. Savunmayı genişletme yasağı Asliye Mahkemelerinde cevap dilekçesinin karşı tarafa tebliğ edilmesi ile başlar. Bu nedenle cevap dilekçesinin karşı tarafa tebliğinden önce ek bir dilekçeyle zamanaşımı savunmasında bulunmak mümkün olabilecektir. Davalının süresinde zamanaşımı definde bulunmayıp savunmayı genişletmesi durumunda davacı tarafın buna ilişkin itirazını hemen o duruşmada savunmanın esasına cevap vermeden bildirmesi ve buna tutanağa geçirtmesi gerekir. Süresinde yapılan itiraz üzerine mahkeme zamanaşımı defini dikkate almayacaktır. Bu itiraz süresinde olmazsa, davacı taraf savunmanın genişletilmesine rıza göstermiş sayılacağından
zamanaşımı savunması geçerli hale gelir ve mahkeme bu savunmayı dikkate alır.
Yukarıdaki açıklamalar karşısında somut olaya bakıldığında, davacı vekili dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 5.100 TL.nin davalıdan tahsilini istemiş, 23.10.2007 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 23.900 TL daha artırarak toplam 29.000 TL.yönünden davanın kabulünü talep etmiştir. Davacı tarafın ıslah dilekçesi davalı vekiline 8.11.2007 tarihinde tebliğ edilmiş olup davalı vekili cevap verme süresinden sonra 20.3.2008 tarihli oturumda davacının ıslah dilekçesine karşı yazılı beyanlarının ve zamanaşımı defini içeren dilekçesini dosyaya ibraz etmiştir. Davalı vekilinin ıslah talebine karşı zamanaşımı definde bulunduğu cevap dilekçesini verdiği bu oturumda davacı vekili hazır ise de, ıslaha cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunulduğuna ve davacı vekiline bu dilekçenin elden verildiğine dair duruşma zaptında bir ibare yazılmadığı gibi ıslaha cevap dilekçesinin davacı vekiline tebliğ edildiğine dair bilgi ya da belgede bulunmamaktadır. Bilahare karar oturumunda davalı vekili, ıslah dilekçesi yönünden zamanaşımı itirazını tekrar ettiğini sözlü olarak beyan ettiğinde davacı vekili zamanaşımı itirazının süresinde yapılmadığını bu nedenle zamanaşımı itirazını kabul etmediğini ifade etmiştir. Bu durumda mahkemece davacı tarafın ıslah talebine karşı davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def’ini 27.11.2008 tarihli son oturumda öğrendiğinin ve zamanaşımı def’ine itirazı süresinde yaptığının kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi de isabetli görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalıya geri verilmesine 10.2.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.