Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/8370 E. 2022/3497 K. 27.04.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/8370
KARAR NO : 2022/3497
KARAR TARİHİ : 27.04.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 05.10.2016 tarih ve 2015/1468 E- 2016/982 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 22.10.2020 tarih ve 2017/5927 E- 2020/1772 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, banka ile dava dışı asıl borçlu Bursa Birlik Anbarı Nakliyat ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan 17/07/2009 tarihli ve birden fazla GKS’ye davalının müşterek ve müteselsil kefil olduğunu, asıl borçlu şirkete kullandırılan kredinin ödenmemesi üzerine kredi hesabı kat edilerek davalıya kat ve temerrüt ihtarı çekildiğini, buna rağmen borç ödenmeyince davalı hakkında alacağın tahsili için ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, itirazın iptali ile %20 oranında tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalı şirketin davacı şirkete herhangi bir borcunun ve taahhüdünün bulunmadığını, davacının haksız yere müvekkili aleyhine icra takibi yaptığını, yasal süreler içerisinde davacı banka tarafından ihtarnamelerin tebliğ edilmediğini ve temerrüt olgularının gerçekleşmediğini, ayrıca icra inkar tazminatı isteminin yersiz olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davacı banka ile dava dışı Bursa Birlik Ambarı Nak. ve Tic. A.Ş. arasında düzenlenen kredi sözleşmelerine davalının müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğu, kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle kredi hesabı kat’ edilerek davalıya temerrüt ihtarı keşide edildiği ancak, temerrüt ihtarının tebliğ edilememesi nedeniyle temerrüdün 18/11/2014 takip tarihi ile oluştuğu, takip tarihinden sonra dava tarihinden önce ödemeler yapıldığından hesaplamanın 24/12/2015 dava tarihi itibariyle yapılması gerektiği, bilirkişi raporunda hesaplamaların dava tarihi esas alınarak yapılmış olduğu, yapılan ödemelerin öncelikle işlemiş faiz alacağından düşülmesi gerektiği, her ne kadar bilirkişi raporunda 146.779,10 TL işlemiş faiz hesaplanmış ise de, ödeme emrinde 35.479,73 TL işlemiş faiz talep edildiğinden taleple bağlılık ilkesi gözetilerek bilirkişi raporunda hesaplanan 411.706,16 TL asıl alacak, ödeme emrindeki talep esas alınarak 35.479,73 TL işlenmiş faiz, 1.773,98 TL BSMV 300,00 TL ihtiyati haciz vekaletname ücreti olarak toplam 449.259,87 TL alacak yönünden itirazın iptaline karar verilmiş, kararı davacı vekili istinaf etmiştir.
İstinaf mahkemesince, ilk derece mahkemesinin kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, banka kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla kefil hakkında yapılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir.
Müteselsil kefil, kredi borcunun muaccel olduğu tarih itibariyle gerçekleşen kredi borcundan, kefalet sözleşmesinde yazılı kefalet limiti miktarınca sorumludur. Daha açık bir anlatımla vadeli kredi borçlarında vadenin sona erdiği tarih itibariyle vadesiz cari hesap şeklinde işleyen kredi borçlarında ise, cari hesabın kesildiği tarih itibariyle gerçekleşmiş olan borç tutarından kefalet limiti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. Kefilin kefalet limiti üzerinde sorumluluğu, ancak kendi temerrüdünden doğar. Muaccel olan borçtan kefalet limiti miktarınca sorumlu olan kefil hakkında alacaklının keşide edeceği ihtar ile temerrüde düşürülmesi halinde, kefalet limitinin üzerinde ayrıca temerrüt faizi ile sorumlu olur.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davalı kefilin kefalet limiti 755.000.-TL’dir. Ayrıca kefil, takiple temerrüde düşürülmüştür. Bu nedenle öncelikle alacaklı davacının takip tarihine kadar oluşan asıl alacağı temerrüt faizi ve BSMV alacağı hesaplanıp, bu miktarın takip miktarını geçmesi durumunda ise takip miktarı esas alınarak, takip tarihi itibariyle davacının asıl borçludaki alacağı belirlenip, yine bu miktarın kefalet limitini geçip geçmediğine bakılarak davalının öncelikle takipte sorumlu olacağı borç miktarının saptanması gerekir. Daha sonra takip ile dava tarihi arasındaki ödemeler öncelikle temerrüt faizinden indirilerek, davacının dava tarihindeki istemi gözönüne alınarak davalı kefilin sorumlu olacağı miktarın sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak ve bu rapordaki işlemiş temerrüt faizi yerine gerekçesi belirtilmeden takipteki temerrüt faizine ve rapordaki asıl alacak esas alınarak karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 27/04/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.