YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1462
KARAR NO : 2010/2461
KARAR TARİHİ : 23.03.2010
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 109 ada 140 parsel sayılı 92458.09 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı nedeniyle davalı … adına tespit edilmiştir. Davacı …, yasal süresi içinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın keşif avansı yatırılmaması nedeniyle ispatlanamadığından reddine ve çekişmeli 109 ada 140 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, verilen süre içerisinde davacı tarafın keşif avansını yatırmadığı bu nedenle keşif deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de; yapılan değerlendirme dosya kapsamına uygun düşmemektedir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 36. maddesinin mahkemece verilen süreye riayet etmeyen taraf aleyhine uygulanabilmesi için ara kararında hakim, katip, mübaşir, yerel bilirkişi adayları, tanık, teknik bilirkişilere verilecek ücretlerle vasıta parasının ve yapılacak tebligatlarla ilgili masrafların kalemler halinde gösterilip, bu ücretlerin temini ve yatırılması için ilgiliye makul ve belirli bir süre tanınması, ilgiliye tanınacak süre ile keşif günü arasında da bilirkişi adayları, tanıklara davetiye tebliğ edilip, arazi başında hazır olmalarının bildirilebilmesi için yine uygun bir sürenin bulunmasına azami özen gösterilmesi gerekmektedir. Mahkemece, hükme esas alınan 1.8.2008 tarihli ara kararı, mahalli bilirkişiler, tespit bilirkişileri ve taraf tanıklarına yapılacak tebligat giderlerinin kalemler halinde gösterilerek hüküm altına alınmamış olması nedeniyle yasaya uygun bulunmamaktadır. Kaldı ki, 21.8.2008 tarihinde yapılacak keşif için, ara kararında belirtilen ücretlerin yatırılması ihtaratını içeren muhtıra, köyde oturan davacıya 12.8.2008 tarihinde tebliğ edilmiştir. Keşif günü belirlenirken dosyanın keşfe hazır olmasının göz ardı edilmemesi gerektiği gibi, süreler tayin edilirken de Tebligat Tüzüğü’nün 12. maddesinin mutlaka göz önünde bulundurulması icap eder. Tüzüğün anılan maddesine göre “Tüzüğün 8. maddesinde sayılan vasıtalarla yapılanlar dışındaki her nev’i tebliğ evrakı ve davetiyelerin alakalılara ulaşması ve alakalıların tebliğin veya davetiyenin icaplarını yerine getirebilmesi için bu evrakı çıkaran merci tarafından tayin edilecek müddetin hesabında evrakın gönderileceği mahallin yakınlık veya uzaklığı, mevsimin yaz veya kış olması, nakil vasıtalarının durumu gibi hususlar nazara alınır. Bu suretle tayin edilecek müddetler, tebliği çıkaran merciin bulunduğu köy veya belediye hududu dahilinde tebligat yapılacaksa 3 günden, köyde veya aynı vilayetin diğer bir kazasında tebligat yapılacaksa 15 günden, diğer bir vilayet içinde tebligat yapılacaksa 1 aydan az olamaz” hükmü yer almış bulunmaktadır. Somut olayda davacının keşif masrafını kendisine tanınan sürenin en son günü yatırmış olması halinde, yerel bilirkişi ve tanıklar için çıkarılacak davetiyeler için yeterli sürenin kalmayacağı ortadadır. Dosyanın keşfe hazır olmadığı ve ara kararının da yasaya uygun düzenlenmediği açıktır. Usulüne uygun olmayan ara kararın nedeniyle yapılamayacağı önceden belli olan keşif için davacıya külfet yüklenmiş olmasında isabet bulunmayıp, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 23.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.