Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2019/191 E. 2022/479 K. 07.04.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/191
KARAR NO : 2022/479
KARAR TARİHİ : 07.04.2022

MAHKEMESİ : Yargıtay 10. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)

1. Taraflar arasındaki “Tazminat” davasından dolayı Yargıtay 10. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, bazı talepler yönünden görevsizlik, bazı talepler yönünden ise davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
2. Karar davacı ve katılma yoluyla davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı dava dilekçesinde; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İzmir Bölge Müdürlüğünün yönlendirmesiyle İzmir 2. İş Mahkemesinde 2004/755 Esas sayılı dosya ile asıl işveren olan Kürüm Kent İnşaat Yapı Kooperatifine karşı açtığı davanın mahkemece asıl işveren adına çalıştığını ispat edemediği gerekçesiyle reddedildiğini, ancak davanın ilgili mahkemeye yönlendirilmesi gerekirken kasıtlı olarak reddedildiğini, hukuka uygun olmayan nedenlerle reddedilen bu dava dolayısıyla uğradığı maddi zararın 41.090TL olduğunu; İzmir 5. İş Mahkemesinde 2004/668 Esas sayılı dosya ile kendisinden fazladan tahsil edilen 11 yıl 3 ay 2 günlük Bağ-Kur priminin bugünkü değeri üzerinden ve faizi ile iadesi istemiyle açtığı davada 0,07TL’nin hüküm altına alındığını, asıl raporda 69.042TL olarak hesaplanan alacağının 28.02.2006 tarihli raporda 0,07TL’ye düşürülmesinin bilirkişi raporunun hukuka uygun olarak düzenlenmediğinin kanıtı olduğunu, hâkimin de davayı kasıtlı olarak reddettiğini ve 400TL avukatlık ücretine hükmettiğini, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik kaydıyla ve kesinlik sınırının 400TL olduğunu bildiğinden 700TL üzerinden dava açtığını, bu şekilde açılan davalarda kesinlik sınırının uygulanamayacağını, alacağının kesinlik sınırının çok üstünde olduğunu ve asıl kaybının en az 4.150TL olduğunu; İzmir 4. İş Mahkemesinde 2007/295 Esas sayısı üzerinden açtığı davada ise İzmir 5. İş Mahkemesinde açtığı davaya konu etmediği bakiye 3.800TL alacağının bu günkü değeri üzerinden ve faizi ile tahsilini talep ettiğini, davanın kesin hüküm nedeniyle reddedildiğini, hukuka aykırı olarak reddedilen bu dava nedeniyle uğradığı maddi kaybının 4.450TL olduğunu; yine İzmir 3. Sulh Hukuk Mahkemesinde 2006/1195 Esas sayısı ile PTT aleyhine 2004 yılı Ağustos ayı aylığının ödenmemesi nedeniyle açtığı davanın görevini kötüye kullanan hâkim tarafından PTT’nin aracı kurum olduğu gerekçesiyle reddedildiğini, 598,77TL maddi zararının oluştuğunu, kesinlik sınırı uygulanmasının da Anayasa’ya aykırı olduğunu; İzmir 6. Sulh Hukuk Mahkemesinde 2008/230 Esas sayısı ile bankadaki hesabından haksız olarak yapılan kesintilerin iadesi için açtığı davanın da hukuka aykırı olarak reddi nedeniyle 204,50TL maddi kayba uğradığını, her bir dava için talep ettiği 51.000’er TL manevi tazminat da eklendiğinde toplam zararının 302.000TL olduğunu ileri sürerek şimdilik 80.000TL tazminatın faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; her bir dosyada verilen kararın kesinleşme tarihi dikkate alındığında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde öngörülen 2 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğunu, öte yandan İzmir 5. İş Mahkemesinde açılan hariç olmak üzere diğer davalarla ilgili talepler yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, ayrıca davacının talebini somutlaştırmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesinde belirtilen koşulların mevcut olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Özel Daire Kararı:
6. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 18.12.2018 tarihli ve 2018/1 E., 2018/1 K. sayılı kararı ile; “…GEREKÇE: Dairemizde yapılan yargılamada aşağıdaki hususlar tespit edilmiştir:
1- Hakimin hukuki sorumluğuna ilişkin tazminat davalarında, husumetin Devlet (…) aleyhine yöneltilmesi gereklidir. Davacı ise dava dilekçesinde hatalı olarak Adalet Bakanlığı’na husumet yöneltmiştir. Ancak bu husus husumette hata olarak kabul edilmiş ve resen, dava dilekçesi Maliye Hazinesine tebliğ edilerek, husumet koşulu sağlanmıştır (HMK m.124).
2- Davacının hakimin hukuki sorumluluğuna dayandığı hakimlerden M.Ülkü Güldağ’a davanın ihbarı amacıyla tebligat çıkarılmıştır. Tebligata verilen cevaptan vefat ettiği anlaşılmıştır.
Hakimin hukuki sorumluluğunu düzenleyen HMK m.46 ilâ 49 hükümlerindeki yargılama prosedürüne göre, bu tür davaların sadece ilgili hakime ihbar edilmesi gereklidir. Yasada, hakimin mirasçılarına ihbar edilmesi düzenlenmediği gibi keza tazminata hükmedildiği takdirde, Devlet tarafından sadece ilgili hakime rücu edilebileceği belirtilmiştir. Mirasçılarına da rücu edilebileceği hususunda hüküm bulunmamaktadır.
Bu sebeplerle M.Ülkü Güldağ mirasçılarına ayrıca tebligat yapılmamıştır (HMK m.46, 48).
3- Davalı Hazine vekilinin dava dilekçesinde konu edilen taleplerin bir kısmı hakkında tefrik ve görevsizlik talepleri bulunmaktadır.
HMK m.47’de, hakimin hukuki sorumluluğuna dayalı davalarda görevli yargı merciileri düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre ilk derece adliye mahkemesi hakimlerinin fiil ve kararlarından dolayı açılacak tazminat davalarının Yargıtay’ın ilgili Hukuk Dairesinde görülmesi gereklidir.
Davacı, kendisi ile ilgili 5 ayrı davayla ilgili olarak tek dava açmıştır. Bu davalardan yukarıda davacının taleplerinin açıklandığı kısımda belirtilen;
a) (1) numarada belirtilen İzmir 2. İş Mahkemesinin 20.9.2006 gün 2004/755 E. 2006/722 K. dosyası (Kürüm Kent davası), Yargıtay 9. H.D’de görüldüğünden bu daire görevlidir.
b) (4) nolu bölümde belirtilen İzmir 3. Sulh Hukuk Mahkemesi 29.12.2006 gün 2006/1159 E. 2006/2035 K. dosyası (PTT davası), Yargıtay 3. H.D’de görüldüğünden bu daire görevlidir.
c) (5) nolu bölümde anlatılan İzmir 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 12.6.2008 gün 2008/230 E. 2008/696 K. dosyası (Akbank davası) ise Yargıtay 11. H.D’de görüldüğünden bu daire görevli bulunmaktadır.

Bu nedenle söz konusu davalar hakkındaki davacı talepleri yönünden görevsizlik kararı verilerek, bu davaların dosyadan tefriki ile ilgili Dairelerine gönderilmesine karar verilmesi kanaatine varılmıştır.
4- Böylece diğer iki davanın esas yönünden incelenmesine geçilmiştir. Diğer iki davayla ilgili olarak, davalı hazine vekili, zamanaşımı definde bulunduğundan öncelikle bu husus incelenmiştir.
Hakimlerin hukuki sorumluluğu nedeniyle Devlet aleyhine açılan tazminat davaları, BK m.49’da düzenlenen haksız fiil benzeri davalardandır. Zamanaşımı süresiyle ilgili yasal değişim şu şekildedir:
HUMK döneminde HUMK m.573’e dayanılarak açılacak tazminat davalarında herhangi bir zamanaşımı süresi belirlenmemişti. Bu nedenle bu davalarda haksız fiilde zamanaşımını düzenleyen eski BK m.60 hükmü uygulanmaktaydı. Buna göre “zarara ve faile ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene”lik zamanaşımı süresi uygulanmaktaydı. Ayrıca davanın zamanaşımı süresi içinde açılmış olması şartıyla hakimlere karşı açılan tazminat davasında; davanın yetkisizlik, usuli eksiklik, davanın erken açılması gibi usuli sebeplerle dava reddedilmişse; davacıya BK m.137’de öngörülen 60 günlük ek süreden daha yararlandırmak gerekiyordu.
Bilahare 6100 sayılı yeni HMK’nın 1.10.2011’de yürürlüğe girmesi ile yeni sistemde uygulanması gereken 2802 sayılı HSK m.93/A hükmünde; davanın, kararın “kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılabileceği” kabul edilmişti. Bu sürenin, zamanaşımı süresi mi hak düşürücü süre mi olduğu belirtilmemişti. Fakat söz konusu hüküm 6.3.2014 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Son durum itibariyle konunun düzenlendiği 6100 sayılı HMK m.46’da, davanın açılmasına ilişkin süreden söz edilmemiştir. Bu nedenle haksız fiile ilişkin tazminat davasına benzetme yapılarak yeni dönemde 6098 sayılı yeni BK m.72’de düzenlenen “zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıl”lık zamanaşımı süresi kabul edilmelidir. Keza davanın zamanaşımı süresi içinde açılması şartıyla; usulden reddi halinde yeni BK m.158’de düzenlenen ek 60 günlük süreden de davacının yararlandırılması mümkündür.
Bu açıklamalar ışığında söz konusu dava dosyaları incelendiğinde zamanaşımı süresinin; hem başlangıçta idare mahkemelerine tazminat davası açıldığı aşamada, hem de idare mahkemelerince verilen “davanın adli yargıda görülmesine ilişkin” usuli kararların kesinleşmesinden sonra ek 60 günlük süre verildiğinde de dairemize açılan son dava nedeniyle zamanaşımının gerçekleştiği görülmüştür:
a) Davacının taleplerinin anlatıldığı (2) nolu bölümdeki İzmir 5. İş Mahkemesi 12.7.2006 gün 2004/668 E. 2006/559 K. dosyası (Bağ-Kur davası), dairemizde görüldüğünden, bu konudaki tazminat davasının dairemizde görülmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Davacı … tarafından davalı Bağ-Kur Genel Müdürlüğü aleyhine 6.8.2004 tarihinde alacak davası açılmıştır. Davacı, iptal edilen Bağ-Kur sigortalılığı sürelerine ilişkin primlerini ödediğini, kendisinden fazla alınan primlerin iadesi gerektiğini ileri sürmüş, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik 700 TL’nin faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı Kurum, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, yargılama sonunda yukarıda belirtilen esas ve karar numarasıyla; iptal edilen sigortalılıklar nedeniyle davacının sadece 0,07 TL fazla ödemesi olduğu tespit edilmekle davanın kısmen kabulüne, bu miktarın yasal faiziyle davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Karar hem davacı hem de davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 10. H.D 20.2.2007 gün 2006/15141 E. 2007/2381 K. sayılı kararıyla; HMK m.427 uyarınca dava değerinin 1.090 TL’dan az olması nedeniyle temyiz dilekçesinin reddine karar vermiş, böylece karar bu tarihte kesinleşmiştir.

Bu dava yönünden zamanaşımının başlangıç tarihi olarak, kararın kesinleştiği, böylece zararın ve fiilin öğrenildiği tarih olan 20.2.2007 tarihi alınmıştır.
b) Dava dilekçesinde (3) nolu bölümde belirtilen İzmir 4. İş Mahkemesi 8.5.2008 gün 2007/295 E. 2008/222 K. dosyasına (Bağ-Kur’la ilgili ek dava) gelince:
Her ne kadar bu dava 21. H.D’de görülmüş ise de; hem 21. H.D ile 10. H.D’nin görev alanlarının benzer olması, hem de bu davanın 10. H.D’de görülen diğer davaya ek olarak açılmış olması nedeniyle bu davayla ilgili tazminat talebinin de Dairemizde görülmesinin mümkün olduğu kanaatine varılmış ve bu dava yönünden de esastan inceleme yapılmıştır.
İlgili dava dosyası incelendiğinde şu hususlar tespit edilmektedir:
Davacı … tarafından davalı Bağ-Kur Genel Müdürlüğü aleyhine 10.7.2007 tarihinde ek alacak davası açılmıştır. Bu davada (yukarıda (b) kısmında anlatılan davada fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik 700 TL taleple açıldığı ileri sürülmüş, aynı sebeplerle) iptal edilen sigortalılık nedeniyle kendisinden alınan fazla primlerin iadesi gerektiği, bakiye 3.800 TL’nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı Kurum tarafından davanın reddi istenmiştir. Mahkemece, yargılama sonunda yukarıda belirtilen esas ve karar numarasıyla; taraflar arasında kesinleşmiş hüküm bulunduğu sebebiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 21. H.D 1.10.2009 gün 2008/13586 E. 2009/11904 K. sayılı kararıyla onanmıştır. İş mahkemesinin kararları aleyhine ayrıca karar düzeltme yolu bulunmadığından kararın bu tarihte kesinleştiği kabul edilmelidir. Bu nedenle bu dava yönünden de zamanaşımının başlangıcı olarak kararın kesinleştiği böylece zararın ve fiilin öğrenildiği 1.10.2009 tarihi esas alınmıştır.
Her ne kadar davacı tarafından karar düzeltme yoluna gidilmiş ve daha sonra pek çok dilekçe ile karara itiraz edilmişse de yasa yolu anlamında olmayan bu itirazların hukuken bir önemi yoktur.
Söz konusu itirazlar da şu şekildedir: Davacı bu kararın düzeltilmesi isteğiyle mahkemesine başvurmuştur. İzmir 4. İş Mahkemesinin 28.10.2009 tarihli ek kararı ile talebinin reddine karar vermiştir. Bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 21. H.D 29.4.2010 gün 2010/448-5085 esas ve karar sayılı kararıyla karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir. Davacının yeniden Yargıtay kararının düzeltilmesi istemli talebi olmuş İzmir 4. İş Mahkemesinin 23.6.2010 tarihli ve 2007/295 E. 2008/222 K. sayılı (ek kararı) ile karar düzeltme yolu açık olmadığından reddine karar verilmiştir. Bu karar da temyiz edilmiş Yargıtay 21. H.D’nin 12.10.2010 gün 2010/9466-9753 K. sayılı kararıyla davacının istemi karar düzeltme olarak görülmüş fakat talebi yine reddedilmiştir.
c) Davacı, yukarıda (a) ve (b)’de belirtildiği gibi davalarının reddi üzerine 26.10.2010 tarihli dava dilekçesiyle ilgili hakimler ile Adalet Bakanlığı aleyhine toplu olarak idare mahkemesine tazminat davası açmıştır. İzmir 4. İdare Mahkemesi 4.11.2010 gün 2010/1912-1562 esas ve karar numaralı kararıyla davanın idarenin eylem veya işleminden kaynaklanmadığı sebebiyle reddine karar vermiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiş, Danıştay 10. Dairesi 4.3.2014 gün 2011/2998 E. 2014/1354 K. sayılı kararıyla davanın adli yargıda görülmesi gerektiği sebebiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya ilgili mahkemece uyulmuş ve bu defa İzmir 4. İdare Mahkemesi 28.1.2015 gün 2014/1195 E. 2015/56 K. sayılı kararıyla uyuşmazlığın adli yargıda görülmesi gerektiği sebebiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı bu davadan olumlu sonuç alamayınca, 9.3.2015 tarihli yeni bir dava dilekçesiyle Adalet Bakanlığı aleyhine aynı konuda ikinci defa tazminat davası açmıştır. İzmir 4. İdare Mahkemesi 25.3.2015 gün 2015/371-479 esas ve karar numarasıyla davanın adli yargıda görülmesi gerektiği sebebiyle davanın reddine karar vermiştir. Kararın temyizi üzerine, Danıştay 10. Dairesinin 13.4.2016 gün 2015/1939 E. 2016/1958 kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Davacı karar düzeltme talebinde bulunmuşsa da bu talebi de Danıştay 10. Dairesi 20.3.2017 gün 2016/3547 E. 2017/1517 K. sayılı kararıyla reddedilmiştir.
Davacı bu davadan da olumlu sonuç alamayınca, kararın bozulması isteğiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi ise talebi bireysel başvuru olarak değerlendirmiş; ancak 31.5.2018 gün 2017/23140 başvuru numarası ile yargı yolları tüketilmediğinden talebin “kabul edilemez olduğuna” karar vermiştir.
Sonuç olarak yukarıdan beri anlatılan yargılama süreciyle ilgili olarak, zamanaşımı konusunda şu şekilde hukuki değerlendirme yapılmıştır: Yukarıda (a) kısmında anlatılan davayla ilgili kararın kesinleştiği 20.2.2007 tarihi bu davayla ilgili tazminat talebinin zamanaşımı başlangıç tarihidir. Ayrıca (b) kısmında anlatılan davayla ilgili olarak ise bu davadaki kararın kesinleştiği tarih olan 1.10.2009 tarihi yine bu davayla ilgili zamanaşımının başlangıç tarihidir. Her iki tarih itibariyle o dönemde yürürlükte olan eski HUMK ve eski BK hükümleri uygulanmalıdır. Bu tarihte yürürlükte olan mevzuata göre; eski BK m.60 uyarınca zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda olay tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Keza zamanaşımı süresinde davanın açılmış olması şartıyla ve davanın usulden reddi halinde usuli eksikliği tamamlayıp yeni dava açabilmesi için davacıya, eski BK m.137 uyarınca 60 günlük ek sürenin de verilmesi gereklidir. Davacı ise zamanaşımı süresinin başlangıcından itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra; 26.10.2010 tarihinde ilgili hakimler ile Adalet Bakanlığı aleyhine toplu olarak görevsiz olan idare mahkemesine tazminat davası açmıştır. Davacının görevsiz mahkemeye başvurduğu 26.10.2010 tarihine kadar zamanaşımı süresi zaten fazlasıyla geçmiştir. Başvuru tarihinde tazminat talebi zamanaşımına uğradığından, eski BK 137 (yeni BK m.158) uyarınca, davacıya ek 60 günlük süre verilmesine de hukuken imkan yoktur. Aksi kabul edilse bile bu defa da Danıştay 10. H.D’nin görevsizliğe dair son kararının 28.1.2015’de kesinleşmesinden itibaren başlamak üzere, 60 günlük ek süre verilmesi gerekir ki bu süre de davanın açıldığı tarihe kadar (11.06.2018) fazlasıyla geçmiştir. Davacının süreyi uzatmak için sonradan mükerrer olarak 9.3.2015 tarihli dilekçesiyle Adalet Bakanlığı aleyhine açtığı ikinci davanın sonuca etkisi yoktur. Yine aksi kabul edilse bile mükerrer açılan bu davada da verilen görevsizlik kararı en son karar düzeltme yolunda 21.6.2017’de reddedilmekle kesinleştiğinden; Yargıtay’a 11.6.2018’de açılan işbu tazminat davasına kadar yine ek 60 günlük süre geçmiştir. Davacının son olarak Anayasa Mahkemesine başvurmasının ise süreleri etkileyen niteliği yoktur. Tüm bu sebeplerle davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığı kabul edilmiştir.
Taraf beyanları, ibraz edilen dosya suretleri ve tüm dosya kapsamıyla aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Dava dilekçesinin;
a) (1) numarasında belirtilen İzmir 2. İş Mahkemesinin 20.9.2006 gün 2004/755 E. 2006/722 K. dosyası (Kürüm Kent davası) yönünden dairemizin görevsizliğine karar kesinleşiğinde ve talep halinde dosyanın tefrik edilerek bu yönden görevli, Yargıtay 9. H.D’ne gönderilmesine.
b) (4) nolu bölümde belirtilen İzmir 3. Sulh Hukuk Mahkemesi 29.12.2006 gün 2006/1159 E. 2006/2035 K. dosyası (PTT davası) yönünden, dairemizin görevsizliğine karar kesinleşiğinde ve talep halinde dosyanın tefrik edilerek bu yönden görevli Yargıtay 3. H.D’ne gönderilmesine.
c) (5) nolu bölümde belirtilen İzmir 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 12.6.2008 gün 2008/230 E. 2008/696 K. dosyasının (Akbank davası) dairemizin görevsizliğine karar kesinleşiğinde ve talep halinde dosyanın tefrik edilerek bu yönden görevli Yargıtay 11. H.D’ne gönderilmesine.
2- Dava dilekçesinin (2) numarasında belirtilen İzmir 5. İş Mahkemesinin 12.7.2006 gün 2004/668 E. 2006/559 K. sayılı dosyası hakkındaki davacı talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine.

3- Dava dilekçesinin (3) numarasında belirtilen İzmir 4. İş Mahkemesinin 2007/295 E. 2008/222 K. sayılı dosyası hakkındaki davacı talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine.
4- Davanın usulden reddedilmesi nedeniyle, HMK m.49 uyarınca disiplin para cezası verilmesine yer olmadığına.
5- Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına.
6- Peşin harcın mahsubu ile başkaca harç alınmasına yer olmadığına, kararın kesinleşmesi ve istek halinde aşağıda yazılı 1.330,30 TL harcın davacı yana iadesine.
7- Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 10/3. maddesi uyarınca 3.300 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Hazineye verilmesine,…” karar verilmiştir.
Kararın Temyizi:
7. Özel Daire kararı süresi içinde davacı ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. GEREKÇE
8. Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle Daire kararının gerekçe bölümünün “Sonuç olarak” söz dizisi ile başlayan paragrafındaki “…en son karar düzeltme yolunda 21.6.2017’de reddedilmekle kesinleştiğinden…” ifadesinde yer alan tarih 20.03.2017 olmasına rağmen “21.6.2017” şeklinde yazılmış ise de mahallinde her zaman düzeltilebilecek maddi hata niteliğindeki bu yanlışlığın esasa etkili bulunmadığının anlaşılmasına göre usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekmektedir.

III. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacının ve davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 07.04.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.