Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2013/10563 E. 2013/13094 K. 20.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10563
KARAR NO : 2013/13094
KARAR TARİHİ : 20.12.2013

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili; davacının kayden maliki olduğu 32 ada 15 parsel sayılı taşınmaza komşu ve davalı … adına yol fazlası olarak tescil edilen aynı ada 16 sayılı parselin, ihtiyaç olmaması ve satışına karar verilmesi halinde 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 17. maddesi gereğince davacıya teklif edilmesi gerekirken davalıya satıldığını ve bu işlemin yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek; 32 ada 16 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile bedeli karşılığı davacı adına tescil istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda “HMK’nun 114 ve 115. maddelerine göre eksik olan harcın tamamlanmadığı ve bu nedenle dava şartlarının eksik olduğu anlaşıldığından davanın usulden reddine” karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, kesin süre içerisinde eksik harcın tamamlanmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bilindiği üzere; davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bilindiği üzere bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle 6100 sayılı HMK’nın 90. maddesinde açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, 6100 sayılı HMK’nın 94. maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletinde bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkca anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir. Somut olaya gelince mahkemece; davacı tarafa verilen kesin sürede dava değeri net bir şekilde açıklanarak yatırılması gereken harç miktarı belirtilmemiş ve harç dava şartları içerisinde yer almadığı halde, yanılgılı değerlendirmeyle ihtarat yapılmış olup, kesin sürenin yukarıda açıklanan ilke ve olgulara uygun olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Öte yandan harcın tamamlanmamış olması, davanın reddini değil, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi delaletiyle 6100 sayılı HMK. nun 150. maddesi uyarınca işlem yapılmasını zorunlu kılar. Hal böyle olunca; öncelikle eksik harcın tamamlattırılması konusunda davacıya yöntemine uygun önel verilmesi, harcın tamamlanmaması halinde dosyanın işlemden kaldırılması, tamamlanması halinde ise yargılamaya devam edilmesi ve dayanılan hukuki nedene göre tarafların delillerinin toplanıp değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle, hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına; peşin alınan nispi karar harcının talep halinde temyiz eden davacıya iadesine, 20.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.