YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/314
KARAR NO : 2013/17664
KARAR TARİHİ : 16.12.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … şirketi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacılar vekili, davalıların işleteni, sürücüsü ve Trafik (…) Sigortacısı olduğu aracın sebebiyet verdiği trafik kazasında, davacıların eşi/babaları … ın vefat ettiğini ileri sürerek, ıslahla birlikte toplam 23.831,93 TL. destekten yoksun kalma tazminatı,500,00 TL. cenaze-defin masrafı ve toplam 100.000,00 TL. manevi tazminatın faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … şirketi ile diğer davalı şirket vekili, ayrı ayrı davanın reddini savunmuş, davalı … cevap vermemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere göre, ıslah edilen maddi tazminat talebinin kabulüne, manevi tazminat talebinin ise toplam 11.000,00 TL. yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı … şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1086 Sayılı HUMK’nun 388 ve 389. maddeleri ile 6100 Sayılı HMK’nun karşılık 297/1-2 maddeleri uyarınca, mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerekir.
Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda
oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.
Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır.
Somut olayda, mahkemece 14.6.2012 tarihli kısa kararda manevi tazminatın (doğru olarak) davalı … şirketi dışındaki davalılardan tahsiline karar verilmiş iken, gerekçeli kararın hüküm kısmında bu yönden bir ayrım yapılmadan ve manevi tazminattan sorumlu olmayan davalı … şirketini de kapsayacak şekilde “davalılardan tahsiline” şeklinde yazılmıştır.
Sonuç olarak, kısa karar ile gerekçeli karar çelişkili olup, hüküm fıkrası taraflara yükletilen hak ve sorumluluklar ile infaza elverişlilik yönünden açık olmayıp, taraflar yönünden şüphe ve tereddüt uyandıracak nitelikte olduğundan, bu yön yukarıda açıklanan yasa maddelerine açık bir aykırılık oluşturduğundan (10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararında da belirtildiği üzere) hükmün bozulması gerekmiştir.
Bozma neden ve şekline göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı … şirketi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre bu aşamada diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı … şirketine geri verilmesine 16.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.