YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5535
KARAR NO : 2013/6705
KARAR TARİHİ : 13.06.2013
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sonucu dava konusu … Köyü çalışma alanında bulunan 132 ada 19 parsel sayılı 12.832,48 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle … ve müşterekleri adlarına tespit ve tescil edilmiş, 07.10.2010 tarihinde kamulaştırma nedeniyle Karayolları Genel Müdürlüğü adına tescil edilmiştir. Aynı ada 20 parsel sayılı taşınmaz ise devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı …, çekişme konusu taşınmazların bazı bölümleri hakkında kazandırıcı zamanaşmı zilyetliği nedeniyle tapu iptal ve tescil istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, çekişme konusu 132 ada 19 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişisi raporunda (B) harfi ile gösterilen 724,475 metrekare yüzölçümündeki bölümü ile 20 parsel sayılı taşınmazın içerisinde aynı raporda (A) harfi ile gösterilen 1.679,215 metrekare yüzölçümündeki bölümün bir bütün olarak ifraz edilerek tapu kaydının iptali ile davacı … adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
1- 132 ada 19 parsel sayılı taşınmaz kamulaştırma nedeniyle Karayolları Genel Müdürlüğü adına tapuda kayıtlı olup, dava dilekçesinde bu taşınmazla ilgili bir talepte bulunulmamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.06.2011 gün ve 2011/1-364-453 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı gibi hakkında dava açılmayan bir yerin dahili dava yoluyla dava kapsamına dahil edilmesi mümkün olmadığı gibi ıslah yoluyla dahi davaya ithaline ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. Zira davanın konusunu taşınmazın bizatihi kendisi oluşturmakta olup dava konusu edilmeyen taşınmazın hukuken dava konusu edilen taşınmaza nazaran başka bir müddeabih olması ve ayrı bir davanın konsunu teşkil edebileceği gözetilerek bu taşınmaz hakkında hüküm kurulmaması gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
2- 132 ada 20 parsel sayılı taşınmazla ilgili hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince; Dava Hazine adına ham toprak vasfı ile tespit ve tescil edilen taşınmaz hakkından kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği hukuki nedenine dayanılarak açılmış olup, tapu kaydının iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Böyle bir taşınmazın iktisap edilebilmesi için; 3402 sayılı Yasa’nın 14. maddesi uyarınca; taşınmazın niteliğinin tarım arazisi olması ve kadastro tespitinden önce kazanmayı sağlayacak zilyetlik süresinin geçmesi zorunludur. Bir arazinin kullanım süresi ile niteliğini ve üzerindeki imar-ihya işlemleri yapılmış ise bu işlemlerin tamamlandığı tarihi en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. O halde, sağlıklı bir yargıya ulaşmak için tespit tarihinden geriye doğru 20-25 yıl öncesine ait iktisap evresine ilişkin üç ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğraflarının dosya arasına konulması ve bu fotoğrafların uzman fen bilirkişilerince stereoskopla incelenmesi gerekir. Stereoskopik çift hava fotoğrafı, bir stereoskop altında incelendiğinde arazinin üç boyutlu görülmesi, taşınmazın çekim tarihindeki sınırlarının ve niteliğinin belirlenebilmesi, bu yolla ekilmeyen alanların net bir biçimde tespitinin yapılabilmesi mümkündür. Mahkemece uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için gerekli bulunan ve doğru yere ait uydu ve hava fotoğrafları getirtilerek açıklandığı şekilde inceleme ve değerlendirme yapılmayarak, komşu taşınmazlarda şahıs arazilerinin olması ve mahalli bilirkişilerin davacının ve murislerinin kullanımında olduğu şeklindeki soyut beyanları ile yetinilerek çekişmeli taşınmazın 04.06.2012 tarihli fen bilirkişisi raporunda (A) harfi ile gösterilen 1.679,215 metrekare yüzölçümündeki bölümün özel mülkiyete konu tarım arazisi niteliğinde bulunduğu ve davacı lehine zilyetlikle mülk edinme şartlarının kadastro tespitinden önce gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulması isabetsizdir. Hal böyle olunca, dava konusu taşınmazın hava fotoğrafları Harita Genel Komutanlığı’ndan tarihleri açıkça yazılmak suretiyle istenilerek dosya arasına konulmalıdır. Bundan sonra, jeodezi veya fotogrametri uzmanı harita mühendisinden oluşacak bilirkişi heyetleri aracılığıyla yapılacak keşifte, belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle inceleme yaptırılmalı, temin edilebilen en eski tarihli uydu fotoğrafları değerlendirilmeli, çekişmeli taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin, imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığının ve tamamlandığının, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine çalışılmalı, özellikle kadastro tespit tarihinden 10 yıl öncesinde çekişmeli taşınmazın taş ocağı olarak kullanılmaya başlandığı göz önünde bulundurularak bu tarihten önceki niteliği ve zilyetlik durumu tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri ile tespit edilmeye çalışılmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenerek çelişki olması halinde bu çelişkinin giderilmesine çalışılmalı, taşınmazın kadastro paftasındaki konumu bilgisayar programı aracılığıyla uydu ve hava fotoğraflarına aktarılmalı, bundan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 13.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.