YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5391
KARAR NO : 2013/6899
KARAR TARİHİ : 19.06.2013
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili; 9076 ada 12 parsel sayılı ve kat mülkiyeti tesisli taşınmazın imar uygulaması ile oluştuğunu ve bu sırada hatalı pay tescilleri yapıldığını ileri sürerek; 1, 2, 3 ve 4 nolu bağımsız bölümlerin tüm paydaşlarının hisselerinin düzeltilmesi istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili ile davalı … tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davanın esasına girilip yargılama yapılarak kabule ilişkin karar verilmiş ise de, tapu kayıt maliklerinin (veya mirasçılarının) tamamının davada yer aldıklarından söz edilemez. Davalılardan …’na çıkan dava dilekçesini içerir ve duruşma gününü bildirir tebligat, “ölü” olduğundan bahisle iade olmasına rağmen nüfus kaydı getirtilmeyip, ilanen tebliğ yapılmıştır. Davalı … …’a dava dilekçesi ve duruşma günü tebligatı “sekreterine” denilerek tebliğ edilmiş ise de, bilahare bu tebligatın sehven alındığı belirtilerek iade olunduğu gözetilmeksizin, yeniden usulüne uygun tebliğ yapılmadan yargılama sürdürülmüştür. Dava dilekçesi ve duruşma günü tebligatı davalılardan …’a, annesi davalı … imzasına tebliğ edildiği halde, davalı …’e ilanen tebliğ yapıldığı görülmektedir. Davalılardan … ve …’ya tebligat yapılıp yapılmadığı ise dosyada tebligat parçaları bulunamadığından anlaşılamamaktadır. Ayrıca ilanen tebliğ yapılanlar bakımından da, tebligatları davacı vekilinin bildirdiği adreslerden iade olunca usulüne uygun araştırmalar yapılmadan ilanen tebliğ yoluna gidilmiştir. Bilindiği üzere, taraf teşkili dava koşullarından olup, bu koşul sağlanmadan davanın esasına girilerek sonuçlandırılması usulen mümkün değildir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. Mahkemece, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Yasa’nın 27. maddesi (HUMK’nun 73. maddesi) uluslararası sözleşmeler ve Anayasanın 36. maddesiyle en temel yargısal hak olarak kabul edilen hukuki dinlenilme hakkı gözetilmeksizin, tarafları dinlemeden, onların iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hüküm verilemez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür. Öte yandan, tebligatın nasıl ve kimlere yapılacağı adres araştırması ve tespitin yöntemi 7201 Sayılı Tebligat Kanununda gösterilmiş, 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 48 ve devamı maddelerinde de adres bilgilerinin tutulması, güncellenmesi ve kullanılması ile ilgili hükümler öngörülmüştür. Öncelikle, yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girilmesi, deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması asıldır. Değinilen işlemler nedeniyle tebligat, bilgilendirme işlevi yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usuli işlemdir. Tebliğ ile ilgili, Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümleri şeklidir. Bu nedenle, tebligata ilişkin yasal hükümlerin gözden uzak tutulmaması ve uygulanması zorunludur. Kural olarak “tebligat”, ilgili kişiye bilinen en son adresinde yapılır. 7201 sayılı Tebligat Kanununa 6099 sayılı Yasa’nın 3. maddesiyle eklenen 10/2. maddesinde “bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri bilinen en son adres olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır”. Aynı Yasa’nın 5. maddesiyle eklenen Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesinde, “gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” Muhataba tebligat yapılamamışsa, tebliğ memuru bulabileceği adresleri araştırır, bulamazsa durumu muhtara onaylatmak suretiyle saptar, tebliği çıkaran kuruluşa bildirir. İlgili kuruluş kişinin adresini resmi veya özel kurum ve dairelerden gerekli gördüklerinden araştırır. Buna rağmen, adres tespit edilemezse adres meçhul sayılarak ilanen tebligat kararı verilebilir. (Teb.K 28. md.) Özetlenen ilkeler, yasal ve yargısal uygulamalarla benimsenmiş, öğretide de bu yönde görüşler ifade edilmiştir. O halde, yukarıda belirtilen işlemler yapılmaksızın ve ilkeler göz ardı edilerek sonuca gidilmiş olmasının doğru olduğu kabul edilemez. Esasen, taraf teşkilinin sağlanması, Anayasanın 90/son maddesi delaletiyle AİHS’nin 6. maddesi hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Bu durumda; yukarıda belirtilen davalıların eldeki davada savunma haklarını kullanamadıkları ortadadır. Hal böyle olunca; davalı …’nun nüfus kaydı getirtilerek sağ olup olmadığının tespiti ile ölmüş olması halinde mirasçıları davaya dahil edilerek davadan ve duruşma gününden usulüne uygun şekilde haberdar edilmeleri; ilanen tebliğ yapılan davalılar bakımından ise, yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda adres araştırmaları yapılarak, adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adreslerinin bulunamaması halinde ilanen tebliğ yoluna gidilmesi, yine davalılardan … …, …, … ve …’ya usulüne uygun olarak dava dilekçesinin tebliği ile taraf teşkili sağlandıktan sonra yanların gösterecekleri kanıtların toplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmaksızın işin esası bakımından yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edenlere iadesine, 19.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.