YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8591
KARAR NO : 2013/8872
KARAR TARİHİ : 25.09.2013
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
KANUN YOLU : TEMYİZ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında … ada …, …, … parsel sayılı sırasıyla 12.233,83, 6.785,60, 5.471,75 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar tarla niteliği ile davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı …, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine, çekişmeli … ada … parsel sayılı taşınmazın 472,20 metrekare, … ada … parsel sayılı taşınmazın 1.813,65 metrekare, … ada … parsel sayılı taşınmazın 773,88 metrekare yüzölçümündeki bölümlerinin mera olarak sınırlandırılmasına, geri kalan bölümlerinin tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı … tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazların bir bölümlerinin 4753 sayılı Kanun uyarınca yapılan çalışmalar sonucunda oluşturulan tevzii haritasında mera olarak bırakılan kısımda, geri kalan bölümlerinin ise ek ve tadilleri uyarınca Hazine adına oluşan tapu kayıtları kapsamında kaldığı kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmak için yeterli olmadığı gibi dosyada bulunan delillerin takdirinde de yanılgıya düşülmüştür. Çekişmeli taşınmazlara ait tespit tutanaklarının incelenmesinden 4753 sayılı Kanun ile ek ve tadilleri uyarınca Hazine adına oluşan tapu kayıtları kapsamında kaldığı gerekçesiyle taşınmazların Hazine adına tespit edildiği anlaşılmaktadır. Davacı … ise kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak dava açmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 46/1. maddesi, “4753 sayılı Kanun ile ek ve tadilleri uyarınca Hazine adına kaydedilen taşınmaz mallar bu Kanun hükümlerine göre doğan iktisap şartlarına istinaden zilyetleri adına tespit ve tescil olunur.” hükmünü içermektedir. Buna göre, 4753 sayılı Yasa uyarınca Hazine adına tapuya tescil edilen taşınmazların, öncesi itibariyle özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden bulunması ve tescil tarihi itibariyle zilyetleri yararına bu Yasa uyarınca (3402 sayılı yasa 14 vd. maddeleri) kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle mülk edinme koşullarının gerçekleştiğinin anlaşılması halinde zilyetleri adına tescil edilmeleri gerekmektedir. Ne var ki, mahkemece 3402 sayılı Yasa’nın 46/1. maddesi koşulları yönünden inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılmadığı gibi çekişmeli taşınmazlardan 102 ada 132 parsel sayılı taşınmaza uygulanan 1962 tarih 264 sayılı Hazine tapusunun taşınmazın bir kısmını kapsadığının fen bilirkişisi … tarafından
2013/8591-8872 düzenlenen harita ve raporda belirtildiği, söz konusu tapu kaydının kuzey ve doğusunda okunan … ‘in davacının babası olduğunun gözden kaçırıldığı, aynı durumun 102 ada 143 parsel sayılı taşınmaz için uygulanan 1962 tarih 304 sayılı tapu kaydı için de söz konusu olduğu, bir başka anlatımla çekişmeli taşınmazların bir bölümünün toprak tevzi çalışmaları sırasında dahi şahıs taşınmazları olarak bırakılmış olabileceğinin değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Diğer yandan mahkemece çekişmeli taşınmazların bir bölümünün toprak tevzi çalışmaları sırasında mera olarak bırakılan bölümler içinde kaldığı kabul edilmiş ise de, toprak tevzii çalışmalarına kadar söz konusu bölümlerin kadim mera olarak kullanılıp kulllanılmadığı, kulllanılmamışsa, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 46/1. maddesi koşullarının davacı lehine gerçekleşip gerçekleşmediği de araştırılmamıştır. Eksik inceleme ve araştırma ile karar verilemez. 0 halde, doğru sonuca varabilmek için öncelikle, fen bilirkişisi … tarafından hazırlanan 10.11.2013 tarihli rapor ve haritaya göre çekişmeli … ada … parsel sayılı taşınmazın toprak tevzi komisyonunun …, …, …, …, …, …, …, … parselleri, çekişmeli … ada … parsel sayılı taşınmazın toprak tevzi komisyonunun …, … parsellerini, … ada … parsel sayılı taşınmazın toprak tevzi komisyonunun … ve … parsellerini kapsadığı belirtildiğine göre, numaraları belirtilen toprak tevzi parselleri hakkında Hazine adına tapu kaydı oluşturulup oluşturulmadığının sorulması, varsa tapu kaydının tesisine esas belirtmelik tutanağı araştırılmak, bulunması halinde 1962 yılında yapılan toprak tevzi çalışmaları sırasında bu taşınmazlar yönünden herhangi bir kayıt ya da belgenin uygulanıp uygulanmadığı belirlenmek, varsa tesis ve tedavülleri ile birlikte getirtilmek suretiyle dosya ikmal edilmelidir. Dosya bu şekilde keşfe hazır hale getirildikten sonra taşınmazların bir kısmının komisyon haritasına göre mera parseli içerisinde kaldığı iddia edildiğine göre menfaati bulunmayan komşu köylerden seçilecek üç kişilik bilirkişi kurulu, zirai bilirkişi, fen bilirkişisi, hayatta iseler belirtmelik tutanağında imzaları bulunan bilirkişiler, taraf tanıkları ve kadastro tespit bilirkişilerinin huzuru ile yeniden keşif yapılmalıdır. Yapılacak keşif sırasında bilirkişi ve tanıklardan, varsa tevzi çalışmaları sırasında uygulanan kayıt ve belgelerin çekişmeli taşınmazları kapsayıp kapsamadığı, çekişmeli taşınmazların öncesinin ne olduğu, kime ait bulunduğu, kimden kime nasıl intikal ettiği, kim ya da kimler tarafından hangi tarihten itibaren ve ne şekilde kullanıldığı, öncesinin mera, yayla gibi özel mülkiyete konu olamayacak ya da kaçak ve yitik kişilerden kalıp kanunlar uyarınca Hazineye intikal eden yerlerden olup olmadığı, Hazine adına tapu kayıtlarının oluştuğu tarihten geriye doğru davacı ya da maliki evvellerinin 20 yılı aşkın zilyetliğinin bulunup bulunmadığı hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, bilirkişi ve tanık beyanları komşu parsellere ait kadastro tutanakları ve tespit dayanakları olan belgelerle denetlenmeli, zirai bilirkişiden çekişmeli taşınmazların bitişiğinde bulunan … ada … nolu mera parselinin fiilen mera olarak kullanılıp kullanılmadığı, çekişmeli taşınmazlar ile arasında doğal ya da yapay ayırıcı sınır bulunup bulunmadığı hususlarını da içeren taşınmazların değişik yönlerden gösteren fotoğrafları da eklenmek suretiyle ayrıntılı, denetlemeye elverişli rapor istenmeli, fen bilirkişisine keşfi izlemeye elverişli harita düzenletirilmeli, bundan sonra toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilmeli, bir beldede geçmişte kaçak ve yitik kişilerin yaşamış olmasının, o yöredeki tüm taşınmazların kaçak ve yitik kişilerden kaldığı anlamına gelmeyeceği göz önünde bulundurulmalı, Hazine tapusunun oluştuğu tarihe kadar, Kadastro Kanunu’nun 46/1, 14 ve devamı maddelerinde sözü edilen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle mülk edinme koşullarının davacı taraf lehine gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmalı ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Diğer taraftan 3402 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
2013/8591-8872 gereğince kadastro hakimi, çekişmeli taşınmazların tamamı hakkında doğru, açık ve infazı kabil hüküm kurmak zorundadır. Bu itibarla, çekişmeli taşınmazların mahkeme kararıyla ifraz edilmesi halinde ifraz edilen her bir bölümün, fen bilirkişi raporunda harflendirilerek yüzölçümlerinin gösterilmesinin istenilmesi; mahkemece de hükme esas alınan fen bilirkişi raporuna atıf yapılmak suretiyle ifraz edilen her bir bölüm hakkında ayrı ayrı karar verilmesi zorunludur. Mahkemece, hükümde fen bilirkişi raporuna atıf yapılmaması ve dosyada mevcut
raporda, çekişmeli taşınmazın ifraz edilen her bir bölümünün harflendirilerek yüzölçümlerinin buna göre belirlenmemesi isabetsizdir. Kadastro hakimi, infaz sırasında tereddüt oluşturmayacak şekilde, doğru ve anlaşılır hüküm kurmak zorunda olup, hüküm fıkrasında fen bilirkişisinin rapor ve krokisi ile irtibat kurmaması ayrıca bozmayı gerektirmektedir. Ayrıca davanın 3402 sayılı Kanu’nun 30/2. maddesinde belirtilen re’sen araştırma yetkisi içeren davalardan bulunmadığı halde davacının davasının reddine karar verildiği durumlarda taşınmazlar hakkında tespit gibi tesciline dair hükümle yetinilmesi gerekirken çekişmeli taşınmazların bir bölümlerinin mera olarak sınırlandırılmasında dahi isabet bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; Mahkemece, yukarıda açıklanan şekilde inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, davacının temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine, 25.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.