Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/14880 E. 2011/3726 K. 23.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/14880
KARAR NO : 2011/3726
KARAR TARİHİ : 23.03.2011

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vd vekili tarafından, davalı … vd aleyhine 26.02.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17.10.2008 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 22.03.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. … ile karşı taraf davacılar vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafların sözlü açıklamaları dinlenildi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, dava konusu 1381 sayılı parselin aslında ortak murisleri …’a ait olduğunu, kendilerinin anneleri …’dan gelen payları bulunduğunu, ancak murisin annelerinden gelen payını torunu olan dava dışı …’a 24.12.1980 tarihinde devrettiğini, annelerinden gelen pay sebebi ile Dörtyol Asliye Hukuk Mahkemesinin 1986/91 esasında kayıtlı davanın açıldığını, bu dava sırasında taşınmazın temsilci sıfatıyla … tarafından davalı kardeşleri …’ye devri konusunda anlaşma sağlandığını, nitekim …’ın taşınmazdaki 5000/25897 payını tapuda 02.02.1990 tarihinde davalıya devrettiğini, fakat davalının aralarındaki inanç sözleşmesine aykırı olarak kendi hisselerinin devrinden kaçındığını ileri sürerek tapu kaydının hisseleri oranında iptali ve adlarına tescilini istemiştir.
Davalı, davacılarla bir inanç ilişkisine girmediğini taşınmazı dava dışı …’dan tapudan satın aldığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı … temyiz etmiştir.
Görüldüğü üzere dava inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davada 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında sözü edilen yazılı bir sözleşmeye dayanılmamıştır. Aynı yer Asliye Hukuk Mahkemesinin 1986/91 esasına kayıtlı dava dosyasında davalıyı bağlayacak ve yazılı delil başlangıcı oluşturacak bir delil de bulunmamaktadır. Yargıtay uygulamasına göre taraflar kardeş de olsalar bu tür davalarda tanık deliline başvurulamaz. Diğer taraftan davacılar davalıya yöneltmek istedikleri yemin delilinden de vazgeçmiştir. Özet olarak, dava kanıtlanmış değildir. Kanıtlanmayan davanın reddi gerekirken ispat edilmiş gibi kabulüne karar verilmesi doğu olmamıştır.
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, 825.00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 23.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.