YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/14004
KARAR NO : 2011/8863
KARAR TARİHİ : 07.06.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı davalı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … ile davalı vekili avukat … …’ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalının 1995 yılında geçirmiş olduğu trafik kazası sonrasında, sorumlular hakkında dava açması için kendisine vekaletname verdiğini, davalı ile aralarında imzalamış oldukları yazılı ücret sözleşmesine göre, maktu ücretin yanında, başarıya bağlı olarak, hak kazanılan meblağın %20’si oranına tekabül eden meblağın da ödenmesinin kararlaştırıldığını, davalıyı temsilen Sandıklı Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış olduğu davanın başarı ile sonuçlanıp, karşı taraf olan… Otobüsleri A.Ş. ile yapılan ve bizzat davalının imzasını taşıyan ödeme protokolü kapsamında, kararın temyiz edilmeyeceği konusunda anlaşmaya varıldığını, söz konusu protokolle davalıya toplam 5.005.000,00 TL’nin ödeneceği belirtilmiş olup, anılan miktarın yarısının nakten ödendiğini, kalan yarısının da teminat mektubu ile güvence altına alındığını, vekalet ücreti alacağı ise muaccel olduğu halde ödenmediğini, sözleşmeye göre alacağı ücret miktarının 1.001.000,00 TL olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 500.000,00 TL ücret alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiş, daha sonra açmış olduğu ve … bu dava ile birleştirilen … 15. 2010/14004 2011/8863
Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2009/399 esas sayılı dava ile de, saklı tutmuş olduğu bakiye 501.000,00 TL vekalet ücretinin faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davacının vekalet görevini özenle yerine getirmediğini, kaldı ki sözleşmenin de, yasaya aykırı ve geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, hükme esas alınan 12.5.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre davacının asıl davada 500.000,00 TL, birleşen davada ise 100.000,00 TL vekalet ücretine hak kazandığı benimsenerek, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, vekalet ücret sözleşmesi gereğince vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacıya ödenecek olan vekalet ücretinin tespiti için öncelikle taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin geçerli olup olmadığının belirlenmesi zorunludur. Nitekim avukatlık hizmetinin kamu hizmeti niteliğinde olması nedeniyle, bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece de resen gözetilmesi gereklidir. Söz konusu ücret sözleşmesinin geçerli olup olmadığının tespiti için de, uyuşmazlığa uygulanacak olan Avukatlık Kanunu hükümlerinin belirlenmesi gereklidir. Bilindiği üzere, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 2.5.2001 tarihinde 4467 sayılı Yasa, 13.1.2004 tarihinde de 5043 sayılı Yasa ile değişikliğe uğramıştır. 13.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5043 sayılı Yasanın 7. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununa eklenen “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin olarak hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu kanunun değişik hükümleri uygulanır” hükmünü içeren geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesince 8.2.2008 tarihinde iptal edildiğinden, avukatlık ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıkların, sözleşmelerin kurulduğu tarihte yürürlükte olan Avukatlık Kanunu hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği kabul edilmelidir. Taraflar arasındaki sözleşme, 26.12.1999 tarihli olduğundan, uyuşmazlığının çözümünde, sözleşme tarihinde yürürlükte olan 1136 sayılı Kanunun, 4667 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümleri esas alınmalıdır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerine göre, taraflar arasındaki avukatlık ücret sözleşmesinin geçerli olup olmadığının incelenmesine gelince;
1136 sayılı Kanunun, 2.5.2001 tarihli 4467 sayılı Yasa 2010/14004 2011/8863
Ile yapılan değişiklikten önceki 164. maddesinin 1. fıkrası hükmü gereğince, vekalet ücretinin belli ve muayyen olması gerekli olup, yine aynı kanunun 164. maddesinin 2. fıkrasına göre de, %25’i aşmamak üzere nispi bir ücretin vekalet ücreti olarak kararlaştırılması mümkün ise de, bunun geçerli olabilmesi, başarıya göre değişme koşulunu taşımasına bağlıdır. Başka bir ifade ile, davada gösterilen başarıya göre değişmek ve %25’i aşmamak üzere, dava olunan veya hükmolunacak şeyin değerinin belli bir yüzdesi de avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. Avukatın davayı kazanması durumunda belli bir ücret alacağı, kaybetmesi durumunda ise hiçbir ücrete hak kazanamayacağı, diğer bir deyişle avukatın ücret almasının, davayı kazanma koşuluna bağlı olacağı yolundaki sözleşmeler geçerli değildir. Yine aynı Kanunun 164. maddesinin 3. fıkrasına göre de, dava konusu mal, alacak veya hak gibi kıymetlerden bir kısmının aynen avukata ait olacağına ilişkin sözleşmeler de, “hasılı davaya iştirak” niteliğinde olduğundan geçersizdir.
Dava konusu olayda, taraflar arasındaki 26.12.1999 tarihli ücret sözleşmesinin “Ücret” başlıklı bölümünde, “müvekkil 500.000.000 TL peşin ücret öder. Davanın tamamlanmasının ardından, karara bağlanan alacağın, rakamın ferileriyle birlikte ulaşacağı değerin %20’sine tekabül eden Türk Lirası başarıya bağlı olarak avukata ödenir.” Hükümleri mevcut olup, her ne kadar sözleşmede, “peşin” olarak bir ücretin ödenmesi de düzenlenmiş olmakla, az yukarda açıklanan yasanın öngördüğü, başarıya göre değişme koşulunu içerdiğinden söz edilebilirse de, aynı yasada belirtilen, ücretin “belli ve muayyen olma” koşulunu taşımadığı gibi, “hasılı davaya iştirak” niteliğinde de bulunduğundan sözleşmenin geçersiz olduğunun kabulü gerekir. Nitekim hükme esas alınan bilirkişi raporunda da “avukatın maddi menfaatinin davanın neticesine bağlandığı, sözleşmenin belli bir meblağı içermediği gibi, davaya iştirak durumunun da söz konusu olduğu” açıklanmak suretiyle sözleşmenin geçersiz olduğu belirtilmiştir.
O halde davacı geçersiz olan bu sözleşmeye dayanarak sözleşmede kararlaştırılan ücreti talep edemez. 1136 sayılı yasanın 4467 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önceki 163/son maddesi gereğince, yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı veya sözleşme mevcut olmakla birlikte geçerli olmadığı durumlarda, avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenmesi gereklidir. Dava konusu olayda taraflar arasındaki ücret sözleşmesi geçerli olmadığına göre, davacı tarafından davalının vekili sıfatıyla Sandıklı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın müddeabihi üzerinden ve o dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri gereğince yapılacak hesaplamaya göre davacıya ödenmesi gerekli olan vekalet ücreti belirlenip, belirlenecek olan bu miktara göre hüküm kurulması gerekirken, mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, sözleşmenin geçersiz olduğu tespit edilmekle birlikte, davacıya ödenmesi gereken ücretin tespitinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: 1. bent gereğince davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 825,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, aşağıda dökümü yazılan 1.25 TL kalan harcın davacıdan alınmasına, peşin alınan harcın davalıya iadesine, 07.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.