Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2021/1113 E. 2022/684 K. 25.01.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1113
KARAR NO : 2022/684
KARAR TARİHİ : 25.01.2022

MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TENKİS-TAZMİNAT

Taraflar arasındaki tapu iptali-tescil, tenkis, tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulü kararına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak asıl davanın davalı … yönünden reddine, davalılar … ve … yönünden feragat nedeniyle reddine; birleştirilen davada davacı …′ın davasının reddine, diğer davacıların davasının kısmen kabulüne ilişkin karar süresi içinde duruşmalı olarak taraflarca temyiz edilmekle; duruşma günü olarak saptanan 25.01.2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar … vd. vekili Av. …… geldi. Davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden davalılar/karşı davacılar … vd. vekili gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.1. Asıl davada davacı ile birleştirilen davada davacılar, ortak mirasbırakan …′ın, oğlu H….′e ve erkek torunlarına gerek bizzat taşınmaz temliki gerekse gizli bağış yoluyla kazandırmalarda bulunduğunu ileri sürerek, asıl davada ehliyetsizlik ve muris muvazaası nedenlerine dayalı miras payı oranında tapu iptali-tescile, olmazsa tenkise ve üçüncü kişilere satılan taşınmazlar bakımından tazminata; birleştirilen davada ise, muris muvazaası nedenine dayalı tapu iptali ve mirasbırakanın mirasçıları adına tescile, olmazsa tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
1.2.a. Asıl davada davacı, aşamada davalılardan … ve …′e yönelik davasından feragat etmiştir.
1.2.b. Birleştirilen davada davacılar, aşamada tenkis isteklerinden feragat etmişlerdir.
II. CEVAP
Asıl davanın davalıları ile birleştirilen davanın davalıları, ileri sürülen iddiaların doğru olmadığını belirtip haklarındaki davaların reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 19/04/2018 tarihli ve 2012/93 E., 2018/222 K. sayılı kararında; mirasbırakan …’ın akit tarihleri olan 05/12/1978, 15/12/1995, 21/05/1998, 17/08/2000, 18/04/2003, 18/09/2003, 29/03/2004, 28/03/2004, 16/08/2006, 03/11/2008 tarihlerinde fiil ehliyetini haiz olduğunun, 18/12/2009, 15/03/2010, 06/04/2010, 03/01/2011 ve 01/02/2011 tarihlerinde ise fiil ehliyetini haiz olmadığının Adli Tıp Kurumunca tespit edildiği; bu durumda, mirasbırakanın akıl sağlığı yerindeyken …, … ve …’a yaptığı taşınmaz devir işlemlerinin kız evlatlarından mal kaçırma amacı ile yapıldığı; gizli bağış iddiasına konu taşınmazlar bakımından gizli bağış iddiasının kanıtlanamadığı; …’a ve …’a, muris sağlığında yeterince mal verdiğinden, …’ın ve …’ın birbirlerine karşı açtıkları davalarda muvazaadan söz edilemeyeceği gerekçeleriyle ve tarafların kısmen feragat beyanları da gözetilmek suretiyle … … ve …’ın davalarının reddine, birleştirilen davada davacılar …, … ve … Bolakar’ın davalarının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflarca istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
2.1.a. Asıl davada davacı, murisin davacı ve davalı …’a mal paylaşımı yaptığını kabul etmesinin doğru olmadığını, tüm mirasçıları kapsayan bir paylaştırmanın varlığını kabul etmenin mümkün olmadığını, davalı …’a temlik edilen taşınmazın değerinin fahiş olduğunu, davalının ödediğini iddia ettiği bedelin terekeden çıkmadığını, davalı muristen temlik aldığı taşınmazı temlik edip tekrar kendi üzerine alması muvazaalı hareket edildiğinin göstergesi olduğunu, murisin temlik tarihinin akıl hastalığının başladığı döneme denk geldiğini, davalı … tarafından temlik alınan parselin 48 parçaya ifraz edilip bunun 4 tanesinin satılması nedeniyle bedel isteklerinin olduğunu, tanık beyanlarından muvazaanın gerçekleştiğinin anlaşıldığını, tenkis ile ilgili bir değerlendirme yapılmadığını beyanla asıl davada verilen kararın kaldırılmasını istemiştir.
2.1.b. Asıl davada davalı, vekalet ücretinin hatalı belirlendiğini belirterek, vekalet ücretine ilişkin kısmın düzeltilmesini istemişlerdir.
2.2.a. Birleştirilen davada davacılar, murisin 1978 yılından başlayarak kendilerinden mal kaçırmaya başladığını, davacılardan …’ın satın aldığı bir taşınmaz üzerinden değerlendirme yapılarak davasının reddedilmesinin doğru olmadığını, diğer davacılar yönünden reddedilen taşınmazlar yönünden geçerli bir temlikin bulunmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını istemişlerdir.
2.2.b. Birleştirilen davada davalılar ise, vekalet ücretinin hatalı belirlendiğini belirterek, vekalet ücretine ilişkin kısmın düzeltilmesini istemişlerdir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 03/12/2020 tarihli ve 2018/2248 Esas, 2020/1472 sayılı Kararında:
3.1. Asıl dava bakımından; davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açıldığı, davacının asıl davada muvazaa iddiasında bulunmasına rağmen birleştirilen davada davalı sıfatıyla mirasbırakan tarafından yapılan işlemlerin muvazaalı olmadığını savunduğu, mirasbırakanın kendisine de temlikler yapması nedeniyle bu durumun hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve davalı …′a yönelik muvazaa iddiasının dinlenemeyeceği; vekalet ücretine yönelik itirazının ise yerinde bulunduğu;
3.2. Birleştirilen dava bakımından; davacı …′ın birleştirilen davada davacı olarak muvazaa iddiasında bulunduğu, buna karşın asıl davada mirasbırakan tarafından kendisine temlik edilen taşınmaz bakımından muvazaanın bulunmadığını savunduğu, bu durum hakkın kötüye kullanılması olup muvazaa iddiasının dinlenme olanağı bulunmadığı; mirasbırakanın ehliyetsiz olduğu anlaşılan dönemlere ilişkin olarak yaptığı temlikler bakımından miras payı oranındaki isteğin dinlenemeyeceği; vekalet ücretine yönelik itirazının ise yerinde olduğu; gerekçe gösterilerek ve tarafların kısmen feragat beyanları da gözetilmek, vekalet ücreti yönünden de düzeltme yapılmak suretiyle ……. … … ve …’ın davalarının reddine, birleştirilen davada davacılar …, … ve … Bolakar’ın davalarının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflarca temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Taraflar, aleyhlerine olan hususlarda iddia ve savunmalarını tekrarlayarak kararın bozulmasını istemişlerdir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava; ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı pay oranında tapu iptali-tescil, tenkis ve tazminat isteklerine ilişkindir.
Birleştirilen dava; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve mirasçılar adına tescil isteğine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. Ehliyetsizlik
Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti(gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç(yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun(TMK) ″Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir″ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edilebilmesini, borç(yükümlülük) altına girilebilmesini fiil ehliyetine bağlamış, 10. maddesinde de fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin(reşit) olma kabul edilmiş, ″Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.″ hükmü getirilmiştir. ″Ayırtım gücü″ eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı Kanun’un 13. maddesinde ″Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.″ denmek suretiyle vurgulanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına işaret edilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu Kanun ile öteki kanunların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
TMK’nın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz(Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21).
3.2.2. Muris Muvazaası ve Tazminat
Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun(TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun(TBK) 237. ve Tapu Kanunu’nun(TK) 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Diğer taraftan, mirasbırakan tarafından mirastan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı biçimde kendisine taşınmaz temlik edilen davalının, sonradan taşınmazı üçüncü kişiye devretmesi durumunda, taşınmazın değeri üzerinden davalıdan tazminat istenebileceğinde de kuşku yoktur.
3.2.3. Tenkis
Tenkis (indirim) davası, mirasbırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların(bağış) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu(inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul, mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi kazandırma konusu tereke ile kazandırma(temlik) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Mirasbırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 743 sayılı Kanun uygulanacaksa bir aylık, 4721 sayılı Kanun uygulanacaksa üç aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tespit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir(TMK m.565). Mirasbırakanın TMK’nın 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif(nesnel) ve sübjektif(öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.
3.3. Değerlendirme
Getirtilen kayıt ve belgelerden; mirasbırakan 1920 doğumlu …′ın 08/01/2012 tarihinde ölümüyle, geride oğlu … … ile kendinden önce 2009 yılında ölen kızı …′dan olma torunları …, …, … ve …′ın kaldığı; asıl ve birleştirilen davanın davalılarından …, … ve …′in ise … …′nin çocukları oldukları anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, asıl davanın konusu olan taşınmazlardan 1494 numaralı parselin mirasbırakan tarafından 16/08/2006 tarihinde torunu …′a satış suretiyle temlik edildiği, …′ın 01/03/2020 tarihinde taşınmazı dava dışı Yaşar′a satıp 04/03/2010 tarihinde tekrar satın aldığı, sonrasında taşınmazın ifraz görerek 48 adet parsele ayrıldığı, bunlardan 4 adedinin üçüncü kişilere satıldığı; asıl davanın diğer konusu olan 740(234 ada 41) numaralı parselin de mirasbırakan tarafından 06/04/2010 tarihinde torunları … ve …′e satış suretiyle temlik edildiği; öte yandan, mirasbırakan tarafından birleştirilen davanın konusu olan taşınmazlardan 6795 ada 4 numaralı parselin 21/05/1998 tarihinde torunu …′e satış suretiyle, 1216 (270 ada 6) numaralı parselin 17/08/2000 tarihinde torunları … ve …′e bağış suretiyle, 1218(270 ada 6) numaralı parselin 29/03/2004 tarihinde torunu …′e satış suretiyle, 732(234 ada 60) numaralı parselin 29/03/2004 tarihinde oğlu … …′e ölünceye kadar bakım koşuluyla, 6795 ada 11 numaralı parselin 01/02/2011 tarihinde torunu …′e satış suretiyle temlik edildiği; birleştirilen davanın konusu olan öteki taşınır ve taşınmazlar bakımından ise gizli bağış iddiasında bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Bunların yanında, mirasbırakanın akit tarihleri olan 05/12/1978, 15/12/1995, 21/05/1998, 17/08/2000, 18/04/2003, 18/09/2003, 29/03/2004, 28/03/2004, 16/08/2006, 03/11/2008 tarihlerinde hukuki ehliyetinin bulunduğu; akit tarihleri olan 18/12/2009, 15/03/2010, 06/04/2010, 03/01/2011 ve 01/02/2011 tarihlerinde ise hukuki ehliyetinin bulunmadığı Adli Tıp Kurumu raporuyla belirlenmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, 740(234 ada 41) numaralı parsel hakkında … ve …′e yöneltilen asıl davanın feragat nedeniyle reddedilmesi ve mirasbırakanın ehliyetsiz bulunduğu dönemde temlik edilen 740(234 ada 41)numaralı parsel ile 6795 ada 11 numaralı parsel hakkındaki ehliyetsizlik iddiasına dayanılmayıp muris muvazaası iddiasıyla açılan birleştirilen davanın da reddedilmiş olması doğru olduğu gibi, birleştirilen davanın konusu olan taşınmazlardan mirasbırakan tarafından davalı oğlu … …’e ölünceye kadar bakma akdiyle temlik edilen 732 numaralı parselin temlikinde mirastan mal kaçırma amacı güdülmediği, mirasbırakan tarafından torunları … ve …′e bağış yoluyla temlik edilen 1216 numaralı parsel hakkında da 1/4/1974 tarihli ve 1/2 sayılı İBK′nın uygulama yeri bulunmadığı benimsenerek anılan parseller hakkındaki davanın reddedilmesinde de bir isabetsizlik yoktur.
Gizli bağış iddiası bakımından ise, 1/4/1974 tarihli ve 1/2 sayılı İBK′nın uygulama yeri bulunmadığı ve tenkis isteğinden de feragat edildiği gözetildiğinde, yukarıda değinilen taşınmazlar dışında birleştirilen davada gizli bağış iddiasına konu edilen taşınır ve taşınmazlar bakımından birleştirilen davanın reddedilmesi de isabetlidir.
Ne var ki, asıl davada davacı …′in 1494 numaralı parsele yönelik davasının ve birleştirilen davada davacılardan …′ın 1218(270 ada 6) numaralı parsel ile 6795 ada 4 numaralı parsele yönelik davasının reddedilmesi doğru değildir. Nitekim, anılan parseller bakımından Bölge Adliye Mahkemesince de muvazaa olgusu benimsenmiş ancak hakkın kötüye kullanılmasından söz edilerek ret hükmü kurulmuştur.
Bilindiği üzere, muvazaa ile illetli temlik yok hükmünde(baştan itibaren hükümsüz) olup bu yokluk bütün mirasçılar bakımından geçerlidir. Bu sebeple de muvazaalı temlike konu taşınmazın murisin terekesinde kalacağı, murisin ölümü ile de tüm mirasçıların taşınmazda mirastan kaynaklanan hak sahibi olacakları açıktır. O halde, mirasçıların birbirlerine karşı açtıkları davalarda yasalarca kendilerine tanınan savunma hakları çerçevesinde işlemin muvazaalı bulunmadığını belirtmiş olmalarının kötü niyetle bağdaştırılması ve hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Hal böyle olunca; asıl davaya konu 1494 numaralı parselden ifrazen oluşup gerek davalı … üzerinde kalan gerekse üçüncü kişilere satılan taşınmazlar yönünden davacı …′in tapu iptali-tescil ve tazminat isteklerinin ve birleştirilen davaya konu 1218(270 ada 6) numaralı parsel ve 6795 ada 4 numaralı parsel yönünden davacı …′ın tapu iptali-tescil isteğinin kabul edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile reddedilmesi isabetsizdir.
VI. SONUÇ
Açıklanan nedenlerden ötürü tarafların yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371/1-a maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, aynı Kanun′un 373/2. maddesi uyarınca dosyanın kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine; alınan peşin harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine; 20.11.2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden asıl davada davacı vekili için 3.815.00 TL duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen asıl davada davalılardan alınmasına, 25/01/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.