YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10778
KARAR NO : 2012/12452
KARAR TARİHİ : 01.11.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 28.01.2011 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın husumet yönünden reddine dair verilen 15.12.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 624 parsel sayılı taşınmazı yararına tescil harici dere yatağından geçit hakkı kurulması istemiyle hasımsız olarak dava açmış, yargılamalar sırasında harcı da yatırılmak suretiyle 292 parsel sayılı taşınmazın maliki davaya dahil edilmiştir.
292 parsel sayılı taşınmazın maliki davalı, davacının eskiden beri dere yatağından geçmek suretiyle genel yola ulaştığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece geçit hakkı davalarının hasımsız olarak açılamayacağı ve hasımsız olarak açılan davada dava dilekçesinin tebliği ile yeni bir davalı oluşturulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında:
Davacıya ait 624 parsel sayılı taşınmazın genel yola bağlantısının bulunmadığı ve mutlak geçit ihtiyacı bulunduğu anlaşılmaktadır. Taşınmazın kuzeyindeki “… deresi’nin” yol olarak kullanılmasının da mümkün olmadığı belirlenmiştir. Yargılamalar sırasında geçit hakkı kurulması gereken taşınmaz dışında başka bir taşınmazdan geçit kurulması gerektiğinin belirlenmesi halinde, davacıya bu yeni taşınmaz malikleri hakkında ya eldeki dava ile birleştirilmek üzere usulünce dava açılması için süre verilmeli ya da usul ekonomisi açısından harcı da verilmek suretiyle aynı davaya dahil edilmeleri sağlanmalıdır. Eldeki davada da 292 parsel sayılı taşınmaz maliki hakkında bu çerçevede işlem yapıldığından davanın yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiştir.
Mahkemece yapılan keşif sonucu dosyaya ibraz edilen 08.02.2010 tarihli rapor ve krokisinde geçit için en elverişli güzergâhın 292 parsel sayılı taşınmazın kuzeyindeki (C) harfi ile işaretli kesim olduğu bildirilmiş ise de geçit kurulabilecek tüm alternatifler incelenmediğinden ve özellikle 697 parsel sayılı taşınmazın kuzey sınırı değerlendirilmediğinden bilirkişi raporu hüküm kurmaya yeterli değildir.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, teknik bilirkişiler aracılığı ile mahallinde yeniden keşif yapmak, yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca geçit kurulabilecek tüm güzergâhları belirlemek ve bu arada 697 parsel sayılı taşınmazın kuzey sınırını değerlendirmek ve geçit için en uygun güzergahı saptamak olmalıdır. Araştırmalar neticesinde eski bilirkişi raporunda olduğu gibi 292 parsel sayılı taşınmazın ( C ) harfi ile belirlenen kesiminin en uygun güzergah olduğunun saptanması halinde buradan aksi halde başka alternatifler araştırılarak, değerlendirilmeli sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece açıklanan bu hususlar nazara alınmadan davanın reddi doğru görülmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 01.11.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.