Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2019/167 E. 2022/121 K. 15.02.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/167
KARAR NO : 2022/121
KARAR TARİHİ : 15.02.2022

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 6. Aile Mahkemesince verilen her iki davanın kabulüne ilişkin karar davalı-karşı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı-Karşı Davalı İstemi:
4. Davacı-karşı davalı vekili 18.12.2013 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 17.08.2013 tarihinde evlendiklerini, çok kısa süren evlilikte erkeğin eşine hakaret ettiğini, şiddet uyguladığını, kıskanç ve baskıcı davrandığını, tehdit içerikli söylemlerde bulunduğunu, düğünde takılan ziynet eşyalarının zorla elinden alındığını, yurt dışında eğitim aldığı hâlde Türkiye’de çalışmadığını, birlik görevlerini yerine getirmediğini, ailesinin ekonomik gücünün çok iyi olması nedeni ile maddi yönden ailesine bağımlı yaşadığını, eşinin ailesinin ekonomik durumu ile ilgili kötü sözler söylediğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, müvekkili yararına 4.000TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000TL maddi, 100.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-Karşı Davacı İstemi:
5. Davalı-karşı davacı vekili 13.02.2014 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, evlilik süresince kadının eşine ve ailesine küfür ettiğini, öfke nöbetleri geçirdiğini, lüks harcama isteklerinde bulunduğunu, güven sarsıcı hareketler gerçekleştirdiğini, işyerinden arkadaşı V.Ş. isimli şahıs ile ilişkisinin olduğunu ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, müvekkili yararına 300,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 50.000,00TL maddi, 50.000,00TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 6. Aile Mahkemesinin 24.03.2015 tarihli ve 2013/1696 E., 2015/314 K. sayılı kararı ile; tarafların 17.08.2013 tarihinde evlendikleri, ortak çocuklarının olmadığı, her iki tarafın da boşanmak istediği, eşler arasındaki evlilik bağının tümüyle koptuğu, birbirleri ile anlaşamadıkları, tartıştıkları, erkeğin eşine şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kadının ise az kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadın yararına 20.000TL maddi ve 5.000TL manevi tazminat ödenmesine, geliri olması nedeniyle nafaka taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.02.2017 tarihli ve 2015/22178 E., 2017/1457 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemece, davalı-karşı davacı erkeğin kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında, davacı-karşı davalı kadının da eşine ve kayınvalidesine hakaret ettiği, eşini tehdit edip, fiziksel şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Bu duruma göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda, davacı-karşı davalı kadın, erkeğe göre ağır kusurlu olup, ağır kusurlu eş yararına Türk Medeni Kanununun 174/1-2. maddelerinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. O halde, kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilecek yerde yanılgılı kusur belirlemesine bağlı olarak kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi doğru bulunmamış, hükmün bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Ankara 6. Aile Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli ve 2017/982 E, 2018/667 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; bozma ilamında her ne kadar kadının ağır kusurlu olduğu belirtilmiş ise de; erkeğin Ankara 30. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/1436 E., 2015/1690 K. sayılı kararı ile eşine değişik zamanlarda hakaret ve tehdit içeren mesajlar gönderdiği anlaşıldığından TCK’nın 125/1 ve 106/1. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verildiği, bunun yanında davacı-karşı davalı tanık anlatımlarından erkeğin eşine şiddet uyguladığı, hakaret ve tehdit ettiği, eşinin ailesine de hakaret ettiği, çalışmadığı, ibraz edilen mesaj kayıtlarından davalının evin giderlerine katılmadığı ve davacıya baskı uyguladığı, buna karşılık dinlenen davalı-karşı davacı tanık beyanlarının ise birbiri ile çelişkili olduğu, olaylara ilişkin tarih, yer ve zaman belirtilmediği gibi evlenmeden önce mi sonra mı olduğu konusunun dahi açıklanmadığı, talimatla dinlenen tanık Esin’in ise geçimsizliği çok farklı şekilde anlattığı ve bu şekildeki çelişkili tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-karşı davalının mı yoksa davalı-karşı davacının mı ağır kusurlu olduğu, buradan varılacak sonuca göre kadın eş yararına 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 174. maddesinde yer alan maddi-manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddeleri ve kavramların incelenmesinde yarar vardır.
13. Bilindiği üzere TMK’nın “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları;
“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır.
14. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.
15. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer’îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
16. Diğer yandan, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve malî olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçlarındandır.
17. Türk Medeni Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 174. maddesinde “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.
18. Maddi tazminat, kişinin mal varlığında iradesi dışında gerçekleşen azalmanın karşılığını oluşturan giderimdir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 746). Boşanma nedeniyle, mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen, kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun miktarda tazminat talep edebilir. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
19. Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesinde düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 763). Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlâl edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak TMK’nın 174/2. maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Haksız fiil tazminatının temel unsuru olan “gerçek zararın belirlenmesi” koşulu, Aile Hukukunda, Borçlar Hukukundaki düzenlemeden farklıdır. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada gerçek zararı tam olarak belirlemek zordur. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen eşe uygun bir tazminat verileceğini açıklamıştır. Bu nedenle hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ve tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını dikkate alarak takdir hakkını kullanmalıdır.
20. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; tarafların 17.08.2013 tarihinde evlendikleri, ortak çocuklarının bulunmadığı, eldeki davanın 18.12.2013 tarihinde açıldığı, yapılan yargılamada kadının altı tanık dinlettiği ve tüm tanıkların çeşitli zamanlarda kadının vücudunda morluklar gördüğünü beyan ettikleri, bunun yanında davacının iş arkadaşı olan …’un erkeğin eşine göndermiş olduğu mesajlarda “işyerinden doktorlarla yattığını ve bunu ispatlayacağını” yazdığı, …’nın “yiğenime sürekli küfür ediyordu, ilk küfür a…. s…… şeklinde başlayıp devamında kadın eşin ailesine de sürekli küfür ettiğini” beyan ettiği, Mehmet Özdemir’in yanında gerçekleşen bir telefon konuşmasında “o….. kahpe” şeklinde sözler duyduğu anlaşılmıştır. Davacı-karşı davalının annesi olan …; damadının, kızını iş arkadaşları ile görüştürmek istemediğini, kadınlara yönelik olarak lezbiyen, erkeklere yönelik olarak ise kravatlı p…… şeklinde söylemlerde bulunduğunu, kendi yanında damadının kızına saldırdığını bu nedenle araya girmek zorunda kaldığını beyan etmiştir. Buna karşılık erkek eşin beş tanık dinlettiği, bu tanıklardan … ve Özgür Özkan’ın tarafların anlaşmazlığına ilişkin bilgi ve görgülerinin bulunmadığı, Nesrin Balcı’nın ise aslen Alanya’da yaşadığını ve düğün için tarafların yanına geldiğini beyan ettiği, anlatımlarının neden, tarih ve zaman içermeyen, kendi his ve gözlemlerine dayalı olduğu görülmüştür. Davalı-karşı davacının annesi olan Nevin Zübeyde Türk’ün ise tarafların geçimsizliğine ilişkin olarak Alanya’da yaşayan yeğeni Esin Yetkin ile çelişkili beyanlarda bulundukları, aynı olay hakkında Esin taraflarla birlikte araçta seyir hâlinde olduklarını belirtirken, Nevin’in gecenin bir vakti gelinin evi terk ederken oğluna sarf ettiği sözler olarak anlattığı, sorulan soru üzerine tarihleri hatırlamadığını söylediği gibi evlilikten önce mi sonra mı olduğunu hatırlamadığını beyan ettiği, hâl böyle olunca bu çelişkili tanık beyanlarının hükme esas alınarak, kadının kayınvalidesine hakaret, eşini ise tehdit ettiği ve ayrıca fiziksel şiddet uyguladığı şeklinde kusurlu davranışlarının ispatlandığından söz etme imkânı bulunmamaktadır.
21. Dosya kapsamı bir bütün olarak ele alındığında eşlerin; karşılıklı olarak birbirlerine hakaret ettikleri, bunun yanında erkeğin süregelen şekilde eşine fiziksel şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu kusurlu davranışlar karşılaştırıldığında boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır, kadının ise az kusurlu olduğunun kabulü gerekir.
22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında tarafların karşılıklı olarak birbirlerine hakaret edip fiziksel şiddet uyguladıkları, birinin kusurlu davranışlarının diğer eşin kusurlu davranışlarına nazaran daha ağır olmadığı, dolayısıyla boşanmaya sebep olan olaylarda eşlerin eşit kusurlu oldukları, hâl böyle olunca mahkemece verilen direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir.
23. Hâl böyle olunca yerel mahkemece tespit edilen kusur belirlemesi ve buna bağlı olarak kadın eş yararına tazminat ödenmesine ilişkin verilen direnme kararı yerindedir.

24. Ne var ki, davalı-karşı davacı vekilinin hükmedilen tazminat miktarlarına ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu konu hakkında gerekli inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Direnme uygun bulunduğundan, davalı-karşı davacı vekilinin tazminatın miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 2. Hukuk Dairesine Gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.02.2022 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

TMK 166/1 maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasında tarafların kusur durumu öncelikli olarak belirlenir.
Davacı-karşı davalı tanıklarının ifadelerinde “davacının kolunda, boynunda morluklar gördüklerini, davacının eşinin fiziksel şiddet uyguladığını anlattığını, davacının telefonundaki mesajları gösterdiğini, mesajlarda davalının davacıyı doktorlar ile yattığı yolunda suçlamaları olduğunu, davalının sürekli olarak davacıyı aşağıladığını, kendisine ve ailesine sinkaflı küfürler ettiğini, davalının fotoğrafta davacının dayısının oğlunu davacının sevgilisi olarak belirttiğini, davacının telefonunu elinden aldığını, arkadaşları ile görüşmesini istemediğini, telefonda dahi hakaret ettiğini” söylemişlerdir.
Davalı-karşı davacı tanıkları ifadelerinde “davacının davalının annesine “o…kadın olsaydın kocandan ayrılmazdın” ağır hakaretlerde bulunduğunu, gece geç saatlerde dahi dışarı çıktığını, davacının bulup eve getirdiğini, önüne ilk çıkan erkekle cinsel ilişki kuracağını, söylediğini, davacının annesinin “kızım boşanmak istiyor heyecanı kalmadı” dediğini, davacının ev eşyalarını topladığını, davacının “oğlun eceliyle ölmeyecek” diyerek annesine hakaret ettiğini, davalının kolunda morluklar, yüzünde çizikler gördüklerinin, davacının kaş göz işaretleri ile başka erkeklere telefon numarasını verdiğini, “sen sus o… çocuğu dediğini, “boşanıp paralarını erkeklerle yiyeceğim” dediğini, bir gece evi terk edip nereye gittiğini söylemediğini evliliğin ilk iki ayı içerisinde böyle davrandığını söylemişlerdir.
Taraf tanıklarının beyanlarını birlikte değerlendirdiğimiz zaman her iki tarafın küçültücü, aşağılayıcı, suçlayıcı, dışlayıcı davranıp üçüncü şahısların yanında bu hareketlerini sürdürüp karşılıklı hakaret içeren sözleri birbirlerine ve ailelerine karşı söyledikleri, yine karşılıklı olarak fiziksel şiddette bulundukları anlaşılmaktadır.
TMK 166/1-2 maddesi ile; evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeleri kendinden beklenmeyecek derecede temelinden sarılmış olursa, eşlerden her birinin boşanma davası açabileceği, davacının kusuru ağır ise davalının itiraz hakkı olduğu düzenlenmiştir.
Tanıkların beyanları ile evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı anlaşılmıştır. Tarafların kusur durumlarının tespitine gelince dinlenen tanık beyanları ve ceza mahkemesi dosyası ile evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına tarafların karşılıklı hakaretleri, aşağılayıcı davranışları, duygusal ve fiziksel şiddet içeren davranışları sebep olmuş bu nedenle taraflarını eşit kusurlu oldukları anlaşılmıştır.
Bu nedenlerle Özel Dairenin davacı-karşı davalı kadını erkeğe göre kadını daha ağır kusurlu görmesi, yine çoğunluk tarafından mahkeme tarafından verilen kararda belirtilen davalı kocanın ağır kusurlu bulunması tespitlerine katılmak mümkün değildir.

TMK 174/1-2 maddelerinde düzenlenen maddi ve manevi tazminat istemleri boşanmaya neden olan olaylarda; taraflar eşit kusurlu olduklarından reddedilmelidir. İlk derece mahkemesi kararı bu nedenlerle bozulmalıdır düşüncesinde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılamıyorum.