YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9580
KARAR NO : 2011/20737
KARAR TARİHİ : 27.12.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki iptal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacılar, davalıyla kardeş olduklarını, yıllar önce ortak olarak traktör satın alıp kullandıklarını, gelirleri ile başka traktörler alıp sattıklarını, son olarak da 80 KF 158 plakalı 90 model Fiat marka traktörü satın aldıklarını, ancak davalının son zamanlarda, traktörün kendi adına kayıtlı olmasından yararlanarak, araç üzerindeki ortalığı kabul etmediğini ileri sürerek, söz konusu traktörün davalı adına olan trafik kaydının iptaline, traktöre tarafların müştereken malik olduklarının tespitine ve (1/4) oranında eşit hisselerle trafikte adlarına kayıt ve tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, dava konusu aracı, 24/08/2007 tarihli noter satış senedi ile dava dışı … isimli şahıstan satın aldığını, aracın kendisine ait olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, “inançlı işlem iddiasının, taraflar arasındaki akrabalık ilişkine bakılmaksızın, HUMK’nun 288 ve devamı maddeleri gereğince yasal delillerle kanıtlanması gerektiği, davalının muvafakatının bulunmaması nedeniyle olayda tanık dinlenemeyeceği” belirtilerek, davanın ispat edilemediğinden bahisle reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK.nun 76. maddesi uyarınca davada maddi olguların açıklanması taraflara, ileri sürülen maddi olguların hukuki nitelendirilmesi ve uygulanacak yasa maddelerinin tespit edilmesi ise hakime ait bir görevdir.
Dava, davalı adına kayıtlı bulunan traktörün, daha önceden de olduğu gibi, taraflarca ortak olarak satın alınıp, kullanıldığının tespiti ile aracın her bir davacı ve davalı adına eşit oranlarda (1/4) tescili istemine ilişkin olup, dava konusu uyuşmazlık, mahkemece inançlı işlem olarak değerlendirilerek hüküm kurulmuştur.
2011/9580-20737
İnançlı işlem, “başkasına bir hak devreden tarafın (inanan), bir hakkı devralan tarafa (inanılana), taraflarca güdülen amaç sona erince veya gerçekleşince, inanana ya da üçüncü bir kişiye söz konusu hakkı devretme taahhüdü” olarak tanımlanmaktadır. (…, …, …, … Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, … 1988, sh.560) 5.2.1947 gün ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, inançlı işleme dayalı bir dava, ancak yazılı delille kanıtlanabilir.
Somut olayda ise, davada dayanılan maddi olgulara ve ileri sürülüşe göre, taraflar arasındaki uyuşmazlık, inançlı işlemden değil, Borçlar Kanununun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklıktan kaynaklanmaktadır. Dava konusu aracın, dava dışı üçüncü kişiden resmi satış sözleşmesi ile davalı adına satın alınıp, tescil edilmiş olması da, sonuca etkili değildir. Zira davacılar, dış ilişkide görünmeyen, ancak iç ortaklık tarzındaki bir adi ortaklık ilişkisine dayanmaktadırlar. Nitekim HGK’nun 1991/13-76 esas, 1991/199 karar ve 10.4.1991 tarihli kararı gereğince, ortaklardan birinin diğer ortağa, ortaklık konusu araç veya taşınmazın mülkiyetini geçirme borcu altına girmesi de hukuken mümkün ve geçerlidir. Her ne kadar adi ortaklığa ilişkin yazılı bir sözleşme mevcut değilse de, ortaklığın kurulabilmesi için yazılı şekil gerekli olmayıp, adi ortaklık sözleşmesi sözlü olarak da yapılabilir. Kaldı ki, taraflar kardeş olup, HUMK.293/1 maddesi gereğince davada tanık dinlenmesi de mümkündür. Yine davanın tarafları arasında herhangi bir yazılı sözleşme mevcut olmadığından, olayda HUMK’nun 290. maddesinde düzenlenen “senede karşı senetle ispat kuralı”nın uygulanması da söz konusu değildir. O halde davacılar, kardeşleri olan davalı ile, dava konusu traktör üzerindeki, kayden olmasa da iç ortaklık tarzındaki adi ortaklık ilişkilerini tanık dahil her türlü delille kanıtlama hakkına sahip olduklarından, mahkemece tarafların tanık dahil tüm delilleri toplanıp değerlendirilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, davanın hukuki nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA,peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 27.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.