YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7480
KARAR NO : 2011/2465
KARAR TARİHİ : 21.02.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı … avukatınca duruşmalı, davacı tarafından duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı … gelmiş, davalı tarafından gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, hamileliği boyunca davalı hastahanede davalı doktorun kontrolünde bulunduğunu kendisine normal doğum yapılacağının söylendiğini, daha sonra NTS sonucuna bakılarak bebeğin dışkı yeme Ya da kordon dolanma sorunu olabileceğini belirterek sezeryanla doğum yaptırdığını, ağrılarının geçmediğini, taburcu edildiğini, ağrılarının devam etmesi nedeniyle apandist ameliyatı edileceğinin söylendiğini, davalı hastahanenin düzenlediği epikriz raporu ile Marmara Üniversitesi hastahanesine gidildiğini, burada ameliyata alındığını, ameliyat yapan doktorun bağırsağının kesildiğini kendisine söylediğini, davalı doktorun sezeryanla doğum esnasında yaralanmasına sebep olduğunu ileri sürerek 13.200,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemiştir. Davalı Doktor … açtığı karşılık dava ile 10.000,00 Tl manevi tazminat istemiştir.
Mahkemece, adli Tıp raporu gözetilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı ile davalı doktor … tarafından temyiz edilmiştir.
2010/7480-2011/2465
1-Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK’nın 76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı, sezeryan ameliyatı sırasında bağırsağında kesi meydana geldiğini bu nedenle ikinci ameliyat olduğunu zor günler geçirdiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK m. 386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK m. 321/1). O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Az yukarıda açıklandığı üzere, doktor tedavi nedeniyle yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Keza en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altındadır. Bu nedenle de bilirkişi raporu önem kazanmakta ve taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bulunmalıdır. Bilirkişi doktorun seçilen tedavi yöntemi ve tedavi aşamalarında gerekli titizliği gösterip göstermediğini uygulanacak tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda salt yapılan işlemin ne olduğunu açıklamak yeterli kabul edilemez. Kaldı ki, bilirkişinin tarafların itirazlarını da mutlaka karşılamalı ve aydınlatıcı olmalıdır. Hakim’in de bilirkişinin somut olayda görüşünün dosya kapsamına uygun olup olmadığını da denetlemesi gerekmektedir. (TMK.nun md. 4, HUMK.nun md. 240) Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları ve içtihatları da bu yöndedir.
Somut olayda ise; Davacı’nın Davalı hastanede diğer davalı doktor tarafından sezeryan ameliyatı olduğunu, ağrılarının devam ettiğini, davalı hastahaneye tekrar gittiğini apandist teşhisi konulduğunu, Marmara Üniversitesi hastahanesine giderek ameliyat olduğunu, oradaki doktorun bağırsakta kesi olduğunu söylediğini bu nedenle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı ise uygulanan tedavide hata bulunmadığını savunmuştur. Adli
2010/7480-2011/2465
Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu 16.9.2009 tarihli raporunda, 7.7.2005 tarihinde sezaryenle doğum sonrası tıbbi belgelere göre hastanın takiplerinde bir özellik olmayıp gaz-gaita çıkışı olup , genel durumu iyi olan hastanın 9.7.2005 tarihinde taburcu edilmesinin tıbben uygun olduğu, taburcu sonrası 10.7.2005 ‘de aynı hastahaneye başvurusu olan hastada akut batın düşünüldüğü, yapılan tetkikler ve muayene sonrası ameliyat kararının verilmesinin de uygun olduğu, 11.7.2005 tarihli laparatomide ortaya çıkan kolon perforasyonunun hastanın sezeryan ameliyatı sonrası kliniğide birlikte değerlendirildiğinde nedeni bilinmediği , tıbbi kayıtlara göre hastaya uygulanan sezeryan ameliyatı ve ameliyat sonrası takiplerin tıp kurallarına uygun olduğu açıklanmışsa da, Raporun olayı aydınlatmaya elverişli ve yeterli olmadığı, mevcut belgelere göre kesinin bulunup bulunmadığı var ise sezeryan ameliyatı sonucu olup olmadığı hususu tam olarak açıklığa kavuşmamıştır. Öyle olunca, Mahkemece bu hususlar üzerinde durulmalı ve Üniversitelerin ilgili bilim dalından seçilecek akademik kariyere sahip (3) kişilik kurul vasıtasıyla davacıya yapılan sezeryan ameliyatı sonrasında, ağrıların devam etmesi sonucu apandist teşhisi konularak gönderilen Marmara Hastahanesinde batının açılması sonrasında, bahsedilen bağırsak deformasyonunun kesiden mi yoksa sebebi bilinmeyen bir husustan mı olduğu açıklığa kavuşturulacak şekilde, Davacıya uygulanan teşhis ve tedavide davalı doktor ve hastaneye izafe edilecek bir kusur bulunup bulunmadığı üzerinde durulmalıdır. Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekir.
2-Davalı Doktor …’nun karşı dava açarak 10.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, mahkemece, bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ; Yukarıda bir numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına, peşin alınan 17.15 TL. temyiz harcının istek halinde davacı ve davalı …’na iadesine, 21.2.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.