YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9396
KARAR NO : 2011/14514
KARAR TARİHİ : 29.11.2011
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 18.03.2003 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 12.05.2011 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekilleri tarafından istenilmekle, tayin olunan 29.11.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili … geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafın sözlü açıklaması dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, Tarsus, Çöplü Köyünde bulunan 210 ve 195 (ifrazen 404 ve 405) parsel numaralı taşınmazlarda davalı …’ye ait payların 28.09.1957 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile murisleri … ile dava dışı …’e satışının vaat edildiğini ileri sürerek, taşınmazlardaki davalı adına kayıtlı payın 1/2’sinin iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalı, satış vaadi sözleşmesinin geçerli olmadığını ve zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmuş, davanın reddini istemiştir.
Yargılamalar sırasında davalı öldüğünden mirasçıları davaya dahil edilmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu taşınmazlardaki davalıya ait payın 1/2’sinin iptali ile miras payları oranında davacılar adına tesciline karar verilmiştir.
Davalılar vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizin 08.06.2010 tarihli bozma ilamı ile “…1-Yapılan yargılamaya, toplanan deliller
ve dosya içeriğine göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir. 2-Mahkemece, 3194 sayılı İmar Kanununun 18/son maddesi hükmü üzerinde durulmadan ve taşınmazın hisselendirmeler suretiyle tescilinin olanaklı olup olmadığı araştırılmadan istemin hüküm altına alınması doğru görülmediği…” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda, hisse satışının İmar Kanunu’nun yönetmelikleri ile 5403 sayılı Kanun’un 8. maddesine aykırı olduğu ve davacılar murisinin her üç taşınmazda da hissedar olmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekilleri temyiz etmiştir.
Dosyaya getirtilen tapu kayıtlarından, dava konusu 210 parsel numaralı taşınmazda davacıların murisi … Galip Gök’ün 300/60552 hissesinin bulunduğu, bu hissenin 19.08.2003 tarihinde mirasçıları davacılara intikal ettiği, yine davacıların murisinin, 404 parsel numaralı taşınmazda 12/576, 405 parsel numaralı taşınmazda da 1807/115605 hissesinin bulunduğu görülmektedir.
Gerçekten, 3194 Sayılı İmar Kanununun 18/son maddesi ile imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak şekilde satış vaadi sözleşmesi yapılmayacağı hükme bağlanmış ise de, davacılar murisinin ve davacıların dava konusu taşınmazlarda hissedar olduğu anlaşıldığından, eldeki davada davalılar murisi üzerindeki payların 1/2’sinin devrine ilişkin talepte 3194 sayılı Kanunun 18/son maddesinin olayda uygulanamayacağı açıktır.
Diğer taraftan, 19.07.2005 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 8. maddesinde bölünemez büyüklük kavramına yer verilmemiş, bu kavram daha sonra anılan yasanın değişiklik yapan 09.02.2007 tarihli 5578 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle getirilmiştir. Davada dayanılan 28.09.1957 tarihli sözleşme, 5578 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önceki bir tarihi taşıdığından ve bu tarihte bölünmez büyüklük miktarı yasada öngörülmediğinden, davacılar 28.09.1957 tarihli sözleşmeye dayanarak tescil isteminde bulunabilir. Zira, 09.03.1988 tarihli ve 1987/2-860 esas, 1988/232 karar sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında vurgulandığı üzere herhangi bir yasa veya düzenleyici hüküm o yasanın yürürlüğe girdiği andan itibaren hukuksal sonuç meydana getirir. Değişik bir anlatımla yürürlüğe giren yasa yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanmaz. Genel kural budur. Medeni Hukuk açısından bu duruma yasaların geriye yürümemesi (makabline şamil olmaması) ilkesi denir. Ancak, belirtilmelidir ki, yeni yasa veya düzenleyici kural devam etmekte olan uyuşmazlıklarda
tamamlanmamış hukuki durumlara yasanın derhal yürürlüğe girme niteliğinden dolayı uygulanacak ve hukuki sonuçlar doğuracaktır. Kuşkusuz yeni yasada yürürlükle ilgili ayrık ve özel bir hüküm de bulunabilir. Böyle bir durum söz konusu ise, kanun koyucu iradesini yeni çıkan yasanın geçmişteki olaylara da uygulanması doğrultusunda gösterdiğinden yeni çıkan yasa yürürlüğünden önceki olaylara da uygulanır.
Dolayısıyla, dayanılan satış vaadi sözleşmesinin 28.09.1957 tarihini taşıması ve aynı zamanda davacılar ve murislerinin taşınmazlarda hissedar olmaları nedeniyle eldeki uyuşmazlıkta, 5578 sayılı Yasanın getirdiği bölünülemez miktar uygulaması da mümkün değildir.
Mahkemece, yapılan bu saptamalar doğrultusunda davanın kabulü yerine yetersiz bilirkişi raporları ile bağlı kalınarak istemin yazılı şekilde reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 825,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatıranlara iadesine, 29.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.