YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2873
KARAR NO : 2011/4179
KARAR TARİHİ : 31.03.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.11.2009 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkının terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 14.10.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı 156 ada 1 parsel sayılı taşınmazda 3 no’lu bağımsız bölümün maliki olduğunu, taşınmazı satın alırken eşi davalının ısrarı üzerine lehine intifa hakkı tesis ettirdiğini, ancak intifa hakkının kendisine yüklediği yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürerek intifa hakkının terkinini istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuş, mahkemece intifa hakkının tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan 743 sayılı Medeni Kanunun 720 ve 737/son maddesi koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava intifa hakkının terkini istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere; Türk Medeni Kanununun 794.maddesi gereğince intifa hakkı hak sahibine konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlayan, tapu kütüğüne tescil ile kurulan tescil işlemi tamamlanınca da herkese karşı ileri sürülebilen, kişi ile sıkı sıkıya ilişkili haklardandır.
İntifa hakkının sona ermesinin nedenleri Türk Medeni Kanununun 796.maddesinde sıralanmıştır. İntifa hakkı bir süre ile sınırlı olarak kurulmuşsa sürenin dolması veya bu süreden önce intifa hakkı sahibinin hakkından vazgeçmesi, intifa hakkı sahibinin ölümü ya da tüzel kişi ise tüzel kişiliğin sona ermesi, konusu olan şeyin bütünü ile harap olması sebebiyle artık ondan yararlanmanın mümkün bulunmaması durumlarında sona erer.
Kanuni intifa hakları hariç (TMK.m.495 vd.) intifa hakkı tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Taraflarına hak ve borçlar yükleyen bu sözleşmeyle intifa hakkı sahibi ile malik hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceğini kararlaştırılabilir. Şayet intifa hakkının tesisine neden olan sözleşmedeki edimler yerine getirilmemiş, intifa hakkının devamı malike yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse veya yarar ortadan kalkmış ise malik bu hususları ileri sürerek hakimden sözleşmeye müdahale edilmesini, intifa hakkının süresinden önce sona erdirilmesini isteyebilir. Kaldı ki, bu gibi durumlarda intifa hakkı sahibinin hakkın sürdürülmesini istemesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Her ne kadar intifa hakkının sona erme sebeplerini sayan Türk Medeni Kanununun 796 vd. maddelerinde eşyaya bağlı irtifak haklarında olduğu gibi şahsi bir irtifak hakkı olan intifa hakkının sona erdirilmesini malikin talep edebileceğine ilişkin (TMK.m.785) bir hüküm yoksa da burada Türk Medeni Kanununun 785. maddesinin kıyasen uygulanması gerekir. Doktrindeki hakim görüş de bu doğrultudadır. (Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, … 2002, s.591 vd).
Yukarıda değinilen intifa hakkının sona erme sebepleri ve bu sebepler söz konusu olmasa dahi hakkın malike yüklediği külfetin ağırlığı nedeniyle sona erdirilmesini isteme olanakları dışında, daha sözleşmenin kuruluşu aşamasındaki irade sakatlıkları, danışıklı işlem iddiası ya da ehliyetsizlik iddiası ile de kayıttaki intifa hakkının terkini istenebilir.
Somut olayda, davacı davalının Türk Medeni Kanununun 812. maddesindeki yükümlülükleri yerine getirmediğini, intifa hakkının devam ettirilmesinin Türk Medeni Kanununun 2.maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanılması anlamına geleceğini ileri sürerek terkin istemektedir. Davalının site yönetim giderleri vergi, elektrik ve su borçlarını ödememesini de terkin nedeni olarak göstermektedir.
Yukarıda da açıklandığı gibi intifa hakkının terkini koşulları yasada sayılmıştır. Kanunun 812. maddesinde öngörülen malın korunması için gerekli önlemlerin alınmaması halinde mülkiyet hakkı sahibi bu önlemlerin alınması için intifa hakkı sahibini uyarmak, gerekirse hak sahibi hesabına kendisi gereken işleri yapabilme olanağına sahiptir. Davacı davalının intifa hakkına konu taşınmazın korunması için gerekli önlemleri almadığını, bu hakkın yüklediği yükümlülükleri yerine getirmediğini, tüm bunların intifa hakkının kullanılmasının kendisi için katlanılmaz boyutlara ulaştığını da kanıtlayamamıştır.
Yasanın 796. maddesindeki terkin koşulları da gerçekleşmemiştir. Davanın açıklanan tüm bu nedenlerle reddi gerekirken, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun hükümlerinin 1.1.2002 tarihinden itibaren yürürlüğe girdiği ve görülmekte olan davalarda uygulanacağı hususu gözardı edilerek dava tarihinde yürürlükte olmayan 743 sayılı Medeni Kanunun hükümlerine göre davanın reddi doğru değil ise de hüküm sonuç itibari ile doğru oldığından HUMK’nun 438/son maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek ve düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının gerekçesinin yukarıda açıklandığı şekilde DEĞİŞTİRİLEREK ve düzeltilerek ONANMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 31.03.2011 tarihinde oybirilği ile karar verildi.