YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/364
KARAR NO : 2011/1982
KARAR TARİHİ : 21.02.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.01.2010 gününde verilen dilekçe ile komşuluk hukukuna aykırılığın giderilmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 22.09.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiş, çekişme konusu yapılan pencerelerin kapatılmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 683. maddesi; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir” hükmü ile malikin mülkiyet hakkını hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir.
Anılan kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. maddesi; “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır” hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hâkim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece kurulacak hükümde zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Mahkemece hükme dayanak yapılan bilirkişinin 16.09.2010 tarihli raporunda, 3194 sayılı İmar Kanunu ve Tip İmar Yönetmeliği hükümleri nazara alınmış, davalının taşınmazındaki pencerelerin yönetmeliğe aykırı yapıldığı kabul edilmiştir. İmar Kanunu ve bu konudaki İmar Yönetmeliği hükümlerini dikkate alacak merci yetkili belediyelerdir.
Mahkemece yapılması gereken iş, yerinde yeniden keşif yapılarak ve keşifte inşaat mühendisi bilirkişi bulundurularak, özellikle de yerel bilirkişi ve tanık sözleriyle çekişme konusu yapılan pencerelerin mahalli örf ve adete göre komşu olan davacıya zarar verip vermediğini saptamak, zarar unsuru varsa bunun hangi yöntemle giderileceğini belirlemek, böylelikle bir sonuca ulaşarak karar vermek olmalıdır.
Değinilen yönlerin bir yana bırakılması suretiyle uyuşmazlığın Türk Medeni Kanununun 737.maddesi hüküm çerçevesinde çözümü yerine, hukuki olan bir konuda bilirkişi raporuna bağlı kalınarak yazılı biçimde hüküm kurulması, doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 21.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.