Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/18296 E. 2011/13244 K. 28.09.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/18296
KARAR NO : 2011/13244
KARAR TARİHİ : 28.09.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
.

Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat Bahadır Turan Durmaz geldi, davacı adına gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, … ile aralarında düzenlenen 14.06.2006 başlangıç tarihli 10 yıl süreli kira sözleşmesi uyarınca dava konusu taşınmazın kiracısı olduğunu, sözleşme devam ederken …’nın 30.04.2007’de taşınmazı davalıya sattığını, davalının yasal yollara başvurmak yerine dış cepheyi örten kepenkleri kırdığını, kapı kilidini değiştirerek işyerine girişini engellediğini, bunlardan bir sonuç alamayınca değiştirdiği kilidi kırarak dört adet sanayi tipi buzdolabı, market dolapları, tezgahları, rafları, satış ürünleri, para ve irsaliyeleri, para kasasında bulunan kıymetli evrakları aldığını, kira sözleşmesi yokmuş gibi kiralananda tadilat yapmaya başladığını, kiralama sırasında taşınmaza masraf yaparak taşınmazı kullanılır hale getirdiğini ileri sürerek, kiracısı olduğu dükkanlara davalının vaki müdahalesinin men’ine, sözleşmenin ifasına, taşınmazların eski haline getirilerek teslimine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 120.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
2010/18296-2011/13244
Mahkemece, kısa kararın 2 nolu bendinde ‘Davacı tarafın tazminat talebinin kısmen kabulü ile, bina güçlendirme bedeli olan 33.757,00 TL ile 12.937,50 TL asma tavan ve tavan döşeme bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine’; gerekçeli kararın 2 nolu bendinde ise ‘33.757,00 TL güçlendirme bedeli, 12.937,50 TL asma tavan ve taban döşeme bedeli olmak üzere toplam 46.694,50 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının men’i müdahale, sözleşmenin ifası ve eski hale getirme talebi ile fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine’ karar verilmiş; hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.
1-10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. HUMK.’ nun 381. maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.’ nun 388/son. maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 389. maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüte yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.’ nun 388. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar
2010/18296-2011/13244
ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.’ nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada, kısa kararın 2 nolu bendinde ‘Davacı tarafın tazminat talebinin kısmen kabulü ile, bina güçlendirme bedeli olan 33.757,00 TL ile 12.937,50 TL asma tavan ve tavan döşeme bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine’; gerekçeli kararın 2 nolu bendinde ise ‘33.757,00 TL güçlendirme bedeli, 12.937,50 TL asma tavan ve taban döşeme bedeli olmak üzere toplam 46.694,50 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının men’i müdahale, sözleşmenin ifası ve eski hale getirme talebi ile fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine’ karar verilmiş olması, yukarıda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. Mahkemece 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 825,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan 775.60 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 28.9.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.