YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3630
KARAR NO : 2011/13839
KARAR TARİHİ : 04.10.2011
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı banka, 16.7.1998 tarihli sözleşme ile davalı …’a 2.500,00 TL tüketici kredisi kullandırıldığını, diğer davalıların ise müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduklarını, davalılardan f-profil şirketinin davalı … ve bunun gibi yüzlerce kişiye kredi kullandırılmasını sağladığını, borçun ödenmediği gibi ihtarında sonuç vermediğini ileri sürerek 17.977,70 TL’nin tahsilini, asıl alacağa faiz yürütülmesini istemiştir.
Davalılar, borcun ödendiğini, bankadan ibra belgesi alındığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davalı f-profil şirketi hakkında açılan davanın tefriki sonucunda yapılan yargılama sonunda, davalı …’ın kredi borcunun ödendiğine dair davacı bankaca düzenlenen belgelerin bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı banka tarafından, davalı …’a tüketici kredisi kullandırıldığı, diğer davalıların ve hakkındaki dava tefrik edilen f-profil şirketinin bu borca kefil olunduğu, kredi borcunun ödenmediği gerekçesiyle eldeki dava açılmıştır. Mahkemece davacı bankaca borcun ödendiğine dair ibraname bulunduğu gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Gerçekten, davalılar Hatice ve … adına düzenlenen 28.4.1999 tarihli iki adet ödeme dekontu ile davacı banka tarafnıdan f-profil isimli şirkete gönderilen 15.6.1999 tarihli yazıda …’ın kullandığı kredinin ödendiğinin bilidirildiği görülmekte olup, mahkemecede bu belgeler esas alınarak dava reddedilmiştir. Ne varki davacı banka, bu belgelerin gerçeği yansıtmadığını, kredinin kullanıldığı banka şubesinin müdürü ve diğer çalışanlarınca usulsüz olarak kullandırılan kredilerin geri ödenmemesine rağmen ödenmiş gibi belge düzenledikleri, dava dışı şahıslarla el ve fikir birliği içinde bankayı zarara uğratıcı işlemler yaptıklarını ve bu 2011/3630-13839
hususlarda açılan ceza davasında mahkum olduklarını ve bu hususun ceza davası kapsamı ile, açılan ipoteğin yeniden konulmasına ilişkin davalarda verilen kararlarla sabit olduğunu iddia etmiş bulunmaktadır. Dosya arasında bulunan ceza mahkemesi kararı ile, ipotekle ilgili açılıp görülen davalarda verilen kararlarda, davacı bankanın şube müdürü ile müdür yardımcısının dava dışı şahıslarla menfaat ilişkisine girerek banka hesaplarını boşalttıkları, usulsüz krediler verdikleri, bu hususların açığa çıkmasını önlemek için evraklarda sahtecilik yaptıkları, krediler geri ödenmediği halde gerçeğe aykırı olarak ödeme dekontları ve belgeler düzenledikleri, zimmetlerine para geçirdiklerinin belirlendiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davacı banka tarafından düzenlenen ödeme dekontları ve belgesinin gerceği yansıtıp yansıtmadığının az yukarıda açıklanan ceza davası ile hukuk davaları dosyalarının incelenerek belirlenmesi zorunludur. Bu durumda belirtmek gerekir ki, Hatice ve … vekili 23.11.2010 tarihli dilekçe ile kefil sıfatıyla imza atmadıklarını, kredi kullanmadıklarının … 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/320 Esas sayılı davasında belirlendiğini savunmuş olup, bu savunma üzerinde de durulmamıştır. Bu itibarla mahkemece, sözleşmedeki imzaların Hatice ve …’a ait olup olmadığı hususunda bu davalılardan diyecekleri sorulup, imza kabul edilmediği takdirde imza hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekir. Bu durumda hükme esas alınan ödeme dekontları ve bankanın 15.6.1999 tarihli yazısının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı, kredinin geri ödenip ödenmediği hususlarında ceza davasıyla diğer hukuk davaları içeriği ve hükümlerle birlikte değerlendirilerek karar verilmelidir. Mahkemece, az yukarıda açıklanan hususlarda gerekirse konusunda uzman bilirkişi kurulundan rapor alınarak, davalıların hukuki durumlarının tayin ve takdir edilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 04.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.