Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2021/17621 E. 2021/10238 K. 13.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/17621
KARAR NO : 2021/10238
KARAR TARİHİ : 13.12.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili; davalı borçlu …’ den alacağının tahsili için icra takibi başlattıklarını, ancak yapılan haciz işlemlerinin sonuçsuz kaldığını, haricen yapılan araştırma sonucu davalı …’ un tüm mallarını muvazaalı olarak diğer davalılara devrettiğinin öğrenildiğini, davalı …’ un davacının alacağının tahsilini engellemek amaçlı işlemler yaptığını belirterek davalılar arasında yapılan tasarrufların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davalarda davalı … vekili; davanın reddini savunmuştur.
Asıl davada davalı … vekili; müvekkilinin inşaat işleriyle uğraştığını, ekonomik olarak taşınmaz alıp-satmaya muktedir olduğunu, davacı tarafın soyut iddialarda bulunduğunu ve kötüniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Birleşen 1.davada davalı …; açılan davanın kötüniyetli olduğunu, kendisinin …’den alacaklı olduğunu, muvazaalı ve borç ödemekten kaçınmak için yapılmış bir işlem olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Birleşen 2.davada davalı … vekili; söz konusu taşınmazı müvekkilinin …’in yatırım amaçlı ucuz kredi kullanabilmesi için sattığını, bu devir nedeniyle para almadığını, davacı tarafın muvazaa iddiasının asılsız olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre; Asıl dava ve birleşen davalarda alacağın gerçekliği ispatlanamadığı gibi davalılara yapılan satışların İİK 278. Maddesindeki şartların oluşmadığı anlaşılmakla, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava İİK’nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Bu özelliği nedeniyle iptal davasının dinlenebilmesi için, öncelikle davacının borçludaki alacağının gerçek olması, tasarrufta bulunan kişinin de gerçekten borçlu olması gerekir. Bu nedenle iptal davasında davalı 3.kişi aciz belgesine bağlanan alacağın gerçekte olmadığını savunabilir ve ispat edebilir.
Mahkemece; davalı …’in davacının alacağının kaynağı olan senedin elinden zorla alındığını bildirerek … Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunduğu, makul şüphe bulunmadığından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, diğer davalıların da alacağın gerçekliğine ilişkin itirazları üzerine, davacı tarafa alacağın gerçekliğine ilişkin tüm delillerini sunması için süre verildiği, davacı tarafın senedin sebepten mücerret olduğunu bildirerek alacağın sebebini açıklamadığını, davalı-borçlu …’un senedin zorla alındığını bildirmesi karşılığında miktarı itibariyle yüksek değerde olan alacağın başka delillerle ispatlanması gerektiğinden bahisle davanın reddine karar verilmişse de varılan sonuç, dosya kapsamına ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir.
Davacının davalı borçlu …’den olan alacağına dair hakkında başlattığı Manavgat İcra Müdürlüğü’nün 2012/3842 esas sayılı dosyasında takip dayanağı olarak 15/10/2011 düzenleme ve 25/02/2012 vade tarihli 350.000,00 TL bedelli bono sunulduğu, ödeme emrinin 28/12/2012 tarihinde davalı borçluya tebliğ edildiği, takibin itiraz edilmeden kesinleştiği ve borçlunun adreslerinde farklı tarihlerde hacizler yapıldığı, davalı borçlu … tarafından davacı … hakkında 5.000,00 TL alacağa karşılık 350.000,00 TL’lik senedi tehditle imzalattığına dair şikayetçi olduğu, ancak ceza soruşturması kapsamında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşıldığından mahkemenin alacağın başka delillerle ispatlanması gerektiğinden bahisle davanın reddine dair kararı doğru görülmemiştir.
2-Kabule göre; asıl davada davalı 3.kişi …’ın almış olduğu daireyi iş karşılığı edindiği ve davalı …’ın konutu kredi ile aldığı anlaşıldığından İİK 278. Maddesindeki şartlar oluşmadığından davanın reddine karar verilmişse de; davalı 3.kişi … davaya cevap dilekçesinde; davalı borçlu …’e bir inşaat işi yapmış olduğunu ve dava konusu taşınmazı da bu inşaat işine karşılık olarak aldığını beyan etmiş olup, davalı borçlu … ile davalı 3.kişi …’ın ticari ilişkilerinin olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda; mahkemece davalı 3.kişi …’ın İİK’nın 280/1. maddesine göre borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve alacaklılarını ızrar kastını bilebilecek şahıslardan olup olmadığı ve davalı üçüncü kişi …, yaptığı işin karşılığı olarak taşınmazı aldığını beyan ettiğine göre satışın mutad ödeme vasıtası niteliğinde olup olmadığının İİK’nın 279/2.maddesine göre tartışılmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
3-Yine kabule göre; birleşen 2.davada davalı 3.kişi … ile davalı-borçlu … arasındaki tasarrufların davalı-borçlunun kredi çekmesi için yapıldığı, görünüşte satış işlemi teşkil ettiği ancak satışların gerçek olmadığı, taşınmazın sürekli olarak … tarafından kullanıldığı, yine dairenin diğer davalı …’a banka kredisi ile satıldığı anlaşıldığından İİK 278. Maddesindeki şartlar oluşmadığından davanın reddine karar verilmişse de; verilen karar dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Dava konusu taşınmaz 20/11/2012 tarihinde borçlu davalı … tarafından davalı 3.kişi …’e devredilmiştir. Aynı taşınmaz daha öncesinde ise 18/12/2007 tarihinde 3. kişi konumundaki davalı … tarafından borçlu davalı …’e devredilmiştir. Davalı …, yapılan tasarrufun aslında daha önce kendisine ait taşınmazın bankadan daha uygun kredi kullanmak amacıyla borçlu davalıya satıldığını öne sürmüşse de; bu inançlı işlem iddiasını yazılı delil ile ispat edemediği, delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin de dosyaya sunulmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda; mahkemece İİK’nin 278.,279 ve 280. maddelerinde yazılı olan iptal koşullarının oluşup oluşmadığının araştırılıp irdelenmesi, özellikle 3. kişi konumundaki davalı … Bilen’in borçlu davalının mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi lazım gelen kişilerden olup olmadığının karar yerinde tartışılması, ondan sonra toplanan ve toplanacak olan tüm delillerin birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmesi de doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 13/12/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.