Emsal Mahkeme Kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2017/883 E. 2018/592 K. 17.05.2018 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı kesinleşmiş bir karardır.

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2017/883
KARAR NO : 2018/592
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/09/2017
NUMARASI : 2014/320 E.- 2017/654 K.
DAVA : Alacak
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/05/2018
Davanın kabulüne ilişkin hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA: Davacı vekili, müvekkilinin yurt dışında işçi olarak çalıştığını, Konya’da 22/11/1995 tarihinde kurulan davalı şirketin, faaliyet merkezini 25/11/2005 tarihinde İstanbul’a naklettiğini, İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu’nun …-518644 sicil numarasına tescil edildiğini, hedef kitle olarak yurt dışında ve özellikle Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının seçildiğini, dini duygular ile faizden uzak durmak isteyen insanları kâr payı dağıttıkları öne sürerek istismar ettiklerini, izinsiz ve yasa dışı para topladıklarını, bu şekilde işleyişin Türk Ticaret Kanunu, SPK ve diğer ilgili mevzuatın boşluklarından yararlanılarak gerçekleştirildiğini, ticaret ünvanlarında Holding kelimesini kullanarak büyük ve köklü bir şirket oldukları imajının yaratılmak istenildiğini, dava öncesinde şirket sicil kayıtlarının incelenmesinde kurulan bu şirket için kısa sürede sermaye artışı kararı alındığını, ortaklık hakkı veren bir menkul kıymet çıkarılması yolunda bir karar dahi alınmadan para toplanmaya başlandığını, para toplamaya başlamasından sonra ise SPK”nın yaptığı denetimler sonucunda hisse senedi çıkarılarak mevzuat hükümlerinin dolanılmak suretiyle aynı faaliyete devam edildiğini, Lüksemburg, Lichtenstein gibi vergi hukuku bakımıından avantajlı sayılan ülkelerde kurulan paravan şirketlerin şube ve temsilciliklerinin para toplama faaliyetini yoğun olarak gerçekleştirdikleri, yatırılan paraların bu şirketler üzerinden Türkiye’deki ana şirketlere aktarıldığını, temsilci adındaki kimselere topladıkları para üzerinden %2 ila %5 arasında değişen komisyonlar verilerek teşvik edildiklerinin sonradan ortaya çıktığını, para veren vatandaşlara hiçbir ispat gücü bulunmayan belgelerin sözde ortaklık belgesi olarak veya para alındısı makbuzu olarak verilerek şirkete karşı ileri sürülebilecek hak iddialarının engellenmeye çalışıldığını, bu şirketlerin devlet kontrolünde olduğu ve bankalar kadar sağlam kuruluş oldukları, tıpkı bankaya para yatırır gibi bu şirkete de para yatırabilecekleri ve önceden bildirilmek koşuluyla dilediklerinde yatırdıkları parayı hisse senetlerini geri vererek alabilecekleri ve sözde kâr payını garanti ettikleri yönünde vatandaşlarda genel kanı ve inanç oluşturulduğunu, çifte kayıt sistemi kurulduğunu, parayı tevdi alan şirket kurucu ortağı ve temsilcisi …’ın müvekkiline işleyecek olan kâr payının 3 aylık dönemlerde çekilebileceğini taahhüt ve temin ettiğini, müvekkili …’ın şirkete Almanya’da 50.069-dem karşılığı 25.600 euro banka havalesi ile ödeme yaptığını, müvekkiline yatırdığı para karşılığında 01/02/2000 tarihli …Genel Temsilcilik başlığını taşıyan ve 0005982 numaralı bir belge teslim edildiğini, daha sonra ise geçerliliği ve yasaya uygunluğu bilinemeyen sözde hisse senetleri teslim edildiğini, davalı şirketin yapmış olduğu sözleşmenin esaslı unsuru olan hisse senetlerinin şirketçe temellük edilmesi karşılığında sözde kâr payı ödemesinin veya anapara iadesinin yapılacağının en baştan kararlaştırıldığını, 6762 sayılı TTK.m.329 hükmü gereğince yapılan bu sözleşmenin mutlak butlanla sakat olduğunu, taraflar arasındaki anlaşmanın geçerli bir hukuki sebebinin bulunmadığını, … A.Ş.’nin müvekkiline gönderdiği faks üzerine müvekilinin 02/09/2002 tarihinde ortaklıktan ayrılmak istediğini anlatan seçeneği işaretleyerek gönderdiğini, davalı şirketin dağıtmayı garanti ettiği sözde kâr paylarını alamadığı gibi parasının aynen iadesi talebine olumlu yanıt alamadığını, Konya’da bulunan Kombassan şirketine 2006 yılının haziran ayında küçük kardeşi ….ile gittiğini, kendisine 500 …S.A.hissesine karşılık iki tane ….Ş.yani Türkiye’deki şirketin hissesini verdiklerini ve 500’lük Lüksemburg hissesini aldıklarını, aynı zamanda o gün kendisine 25.000 Avro üzerinden %3’lük bir kâr payı olarak 750 Avro verdiklerini, böylelikle müvekkilinin içine sürüklendiği hukuki işlemin bilincinde olmadığı gibi fazlasına, eyleminin sebep ve sonuç ilişkisini değerlendiremeyecek duruma düşürüldüğünü, davalı şirketin ortaklık hakkı vermeyen belgelerle fon topladığını, kurul kaydına alındıktan sonra ise çıkardığı hisse senetlerinin ihracı için uyulması gereken mevzuat hükümleri ve SPK’nın taleplerini yerine getirmeyerek kanuna karşı hile yaptığını ve bu hisse senetlerini elinde bulunduranlara ortaklık hakkı vermemek amacıyla her türlü yola başvurduğunu, SPK’nın araştırma komisyonu raporunda; Kurul tarafından gerçekleştirilen denetimlerde elde edilen bilgilere göre yatırımcılara katılımları karşılığında hisse senedi, ilmühaber gibi çeşitli adlarda belgeler verildiğini, ancak 6762 sayılı TTK ve SPK hükümleri çerçevesinde ortaklık hakkını temsil etmeyen belgeler karşılığında ve genel olarak sözlü taahhütler verilmek suretiyle fon toplandığından yatırımcıların anılan kişilere, şirketlere ve üçüncü kişilere karşı ortaklık haklarını ispat etmeleri ve toplanan paralar, şirket tarafından yasal kayıtlara yansıtılmadığı sürece ortak sıfatını haiz olmalarının mümkün olmadığının açıklandığını ileri sürerek, 50.069-dem karşılığı 25.600 euro alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek T.C.Merkez Bankası’nın döviz tevdiat hesaplarına uyguladığı en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili, davacı ile müvekkili şirket arasında ortaklık ilişkisinin bulunduğunu, davalı şirkete ait pay defterleri incelendiğinde davacının davalı şirkette pay sahibi olması nedeniyle olayda 6762 sayılı TTK 329 ve 405 maddelerinin uygulanması gerektiğini, bu nedenle bu hisselerin 6762 sayılı TTK 329.maddesi uyarınca davalı şirket tarafından geri alınması veya 6762 sayılı TTK 405. maddesi gereğince hisse bedellerinin davacıya iade edilmesinin mümkün olmadığını, davacının iradesi doğrultusunda ödediği bedel karşılığında davalı şirkete ortak olduğunu ve paylarının ortaklık pay defterine kaydedildiğini, davacının ortaklık paylarının bir kısmını 3.şahıslara da devrettiğini, bu aşamadan sonra kâr payının dağıtılamadığı dönemde davanın ikame edilerek “ben ortak değilim, ortaklığım geçersizdir.”iddiasının ileri sürülmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğu gibi Ticaret Kanununa da aykırı olduğunu, 6762 sayılı TTK.417.maddesinde de pay defterine kaydedilen hisse senedi sahibinin ortaklık sıfatını kazandığının hüküm altına alındığını, davacının ortaklık payının şirket pay defterine kaydedildiğinden ve dava dilekçesinde de kabul edildiği üzere hisse senetlerini teslim aldığından gerek SPK mevzuatına gerekse 6762 sayılı TTK.na göre davacının ortaklık sıfatını kazandığını, davalının SPK mevzuatına aykırı bir şekilde pay senedi ihdas etmediğini, bir an için SPK’na aykırı bir şekilde hisse senetlerinin piyasaya arz edildiği kabul edilse bile bunun müeyyidesinin hisse senetlerinin geçersizliği değil ortağın hisse senedine bahşedilen hakları kullanamaması olduğunu, davacının kendisinin kandırılarak hile ve desiselerle ortak yapıldığını, bu nedenle ortak olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin iddialarının da hukuki değerinin olmadığını, davacının hileye dayanarak sözleşmeyi bozmak istediği taktirde BK.nun 31.maddesinde belirtildiği üzere bu hakkını sözleşmenin yapıldığı tarihten itibaren işleyen 1 yıl içinde kullanması gerektiğini, davacı bu davayı yaklaşık sekiz yıl sonra ikame ettiğinden davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini, şirket ile ortaklar arasındaki davaların BK.nun 126.maddesine göre 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, 01/02/2000 tarihli işleme dayanarak talepte bulunulduğundan taleplerin zamanaşımına uğradığını, davalı tarafından ortaklık durum belgesi veya tahsilat makbuzu adlı bir belge düzenlenmediğini, döviz üzerinden tahsil talebinin hukuki dayanağının bulunmadığını, yabancı paranın aynen ödeneceği konusunda yapılmış bir anlaşmanın da olmadığını ileri sürerek öncelikle hak düşürücü süre ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine, aksi taktirde davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece, davacının davalı şirketteki ortaklığının sahih bir ortaklık olmadığı, davacının para yatırdığı …. S.A. Şirketi ile davalı …A.Ş. arasında fiili organik bağ bulunduğu, bu şirketlerin birlikte hareket ederek para toplama amacıyla ortaklık durum belgesi, hisse senedi gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeleri kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerinden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, bu şekilde haksız fiilde bulundukları, davacının yatırdığı paranın … A.Ş.’ye aktarıldığı, davacının 24.814,60-euro’yu davalıdan talep etmekte haklı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 48.533,14-DM karşılığı 24.814,60-euronun dava tarihi olan 28/07/2008 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca Devlet Bankalarının 1 yıllık Euro mevduat hesabına uyguladığı en yüksek döviz faizi oranlarından işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: İstinaf yoluna başvuran davalı vekili, yerel mahkemenin kararına dayanak yapmaya çalıştığı hiçbir Yargıtay kararı ve emsal bilirkişi raporunun dosyayla benzerlik arz etmediğini, yerel mahkemenin 24.814,60 Euro’nun davalıdan tahsiline karar verilirken, davacının yedinde olan ve 17/05/2001 tarih ve L-14061 sayılı belgede geçen seri numaralı senetlerin davalıya eş zamanlı olarak iadesine karar verilmemiş olmasının da hukuki hata olduğunu, zira hiçbir mahkeme kararının yeni bir ihtilaf yaratamaz şeklindeki genel prensip gereğince dava sonrasında bu hisse senetlerinin mülkiyeti hakkında hukuki ihtilaf çıkacağını, parasını tahsil eden ve de bu hamiline hisse senetlerini elinde bulundurmaya devam eden davacının nedensiz olarak zenginleşeceğinin de izahtan vareste olduğunu belirterek, istinaf sebepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Uyuşmazlık konusu, davacının davalı şirkete ortak olup- olmadığı, davalı şirkete verdiği paranın hukuki mahiyeti ve alacaklı ise ne kadar alacaklı olduğu noktalarındadır. Anonim şirketlerde pay sahibi olmanın iki yolu bulunmaktadır. Birincisi şirketin kuruluşunda sermaye koyarak ortak olmak (kurucu ortak) ya da sermaye artırımında sermayeden pay almaktır. İkinci ortaklık yolu ise anonim ortaklıkta pay sahibinin payını devralmaktır.
Davacının davalı tarafa para vermesi ve davalı tarafın davacının ortak olduğunu iddia ettiği tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK hükümlerine göre yapılması gereken değerlendirmede anonim şirketlerin sermaye artırımında bulunması halinde yeniden ihraç edilecek payların istem sahiplerine primli olarak tahsis edilmesi ancak prim miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve prim tutarının 6762 sayılı TTK 466/1 md. uyarınca kanuni yedek akçeye eklenmesi halinde mümkündür.
Davalı tarafın davacının şirkette pay sahibi olduğu savunması kanunun öngördüğü ortaklık ilişkisine uymamaktadır. Davalı şirketin davacıya ortaklık payı altında verdiği belgelerin hukuki bir değerinin olmadığı, zira 6762 sayılı TTK’nın şirket ortaklığına ilişkin öngördüğü yasal gerekleri karşılamadığı, davalının aslında kanuna uygun olmayan bir şekilde para topladığı kabul edilmek durumundadır. Her ne kadar davacının ortaklar pay defterinde 47572 kayıt numarası ile 04/04/2011 tarihinde kayıtlandığı ve beher hissenin değerinin 2.000.000 -TL olup 105 adet hisse adedi karşısında toplam hisse tutarının 210.000000 TL olduğu anlaşılmakla birlikte davacının üyeliğe ne zaman ve nasıl girdiği, hisse senetlerinin türü ve niteliği hakkında bir bilgi olmadığı gibi, senetleri kimden ne suretle devraldığının da yazılmadığı (dayanağının ve müfredatının olmadığı) görülmektedir.
6762 sayılı TTK’nın 417.maddesine göre: “Şirket, nama yazılı hisse senetleri sahiplerini ad, soyad ve adresleriyle bir pay defterine kaydeder.Hisse senedinin yukarıdaki maddeye uygun olarak devredildiği ispat edilmedikçe devralan pay defterine yazılamaz. İdare meclisi, kaydın yapıldığını hisse senedine işaret eder.Şirkete karşı ancak pay defterinde kayıtlı bulunan kimse ortak sıfatını haizdir.”
6762 sayılı TTK’nın 417. maddesindeki gerekleri karşılamayan, dışarıdan hazırlanıp deftere yapıştırılan bu kayıt, esasen kurucu ortak olmayan davacının pay sahibi birinden pay almaması ve pirimli ihraç edilen bir hisse senedini de almamış olması gerçeği karşısında, (en azından bu gereklerin yerine getirildiği yönünde ispat vasıtası bulunmadığına göre) bu şekli ortaklığın yasanın tanımladığı bir ortaklık ve hissedarlık ilişkisi olmadığı, davacıyı şekli olarak ortak gösterme yönünde hazırlanmış bir evrak olarak kabul edilmek durumundadır. Zira şirketler açıktan para toplayarak ödeme yapan kişileri şirkete ortak yapamazlar. Böyle bir ortaklık yöntemi bulunmamaktadır. Kaydı ve kontrolü olmayan böyle usulsüz para toplama yolu esasında başlangıçta sisteme girenlere yüksek kar payı vererek sisteme yeni girmeleri teşvik etmek ve sürekli yeni üyeler üzerinden sistemin devamlılığını amaçlayan bir saadet zinciri sistemidir.
Davalı şirketin sermaye artırım kararlarını aldığı tarihlerinden sonra aldığı 13/08/1997 tarih ve 12/01/1999 tarihli yönetim kurulu kararlarında öngörülen artırılan sermayenin primli tahsili ve nominal bedelle aralarındaki farkın emisyon primi olarak muhasebeleştirilmesi kararlarının işlevsiz kararları olduğu, (şirketin sermaye artırım kararı aldıktan ve ortaklar sermaye taahhütlerini yerine getirdikten sonra alındığı), ne kadar artırım yapıldığı, ne kadar hisse senedi çıkarıldığı, ne kadar primli satış öngörüldüğü ve satış yapıldığının belli olmadığı gibi,kararların şekil yönünden de usulsüzlükler içerdiği , defterlerin usulsüz tutulduğu, davacının pay sahibi olduğu savunmasına ilişkin hisse senetlerinin primli sermaye artırım kararı kapsamında çıkartılabilecek hisse senetleriyle de alakasının olmadığı, esasen böyle hisse senetlerinin olup olmadığının da belli olmadığı, davalının hiçbir ekonomik ve hukuki sistemde görülmemiş bir karışıklık içinde ortaklık görüntüsü altında birçok insanın parasını topladığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda davalının eylemlerinin davacıyı ilgilendiren bölümü itibariyle davacının 01/02/2000 tarih ve 5982 sayılı belge ile Kombassan Holding SA 1929 temsilcisine 50.000 DM verdiği, aynı tarih ve aynı tutarlı …. isimli şirkete havale makbuzunda bunun belli edildiği, 17/05/2001 tarihinde davacıya teslim edildiği anlaşılan … başlıklı belgede toplam 2560 hissenin dökümünun bulunduğu, bu hisselerin değerinin 50.069 DM olduğu anlaşılmaktadır.
…A.Ş. 037806 numaralı 100 hisselik ve 177019 numaralı 5 hisselik nama yazılı hisse senetlerinin de yasal ve geçerli bir ortaklık ilişkisini değil, davalı tarafın davacıyı şirkete ortakmış gibi göstererek davacının hareketsiz kalmasına yönelik hukuki değeri olmayan belgeler olduğu, bu belgeler ve kaydın yukarıda açıklandığı gibi hukuki bir dayanağının olmadığı, taraflar arasında ortaklık ilişkisinin değil, yüksek kar vaadiyle para tevdi ilişkisinin bulunduğu kabul edilmek durumundadır.
… isimli şirketin Lüksemburg yasalarına göre kurulmuş bir şirket olup, asıl amacının da … İnşaat Tarım ve San Tic. A.Ş ve holding bünyesindeki diğer şirketlere yurt dışından ortak ve para temin etmek olduğu ve davalı şirketle iltisaklı bir şirket olduğu, …Anonim Şirketinin ..Şirketine devrolmasına ilişkin 05/10/2011 tarihli dosyada örneği bulunan sözleşme örneğinden de … .. Şirketinin hissedarları arasında olduğu anlaşılmaktadır.
Davacının yatırdığı 50.000 DM’nin …. firmasına intikal ettiği, bu firmanın davalı …. A.Ş firmasının iltisaklı ve irtibatlı bir şirketi olup, ortada ihraç primli hisse de sözkonusu olmadığından geçerli olmayan görünüşte hisse senedi karşılığı davacının davalı tarafa vermiş olduğu (mevduat niteliğindeki) paranın davacıya iadesinin gerektiği kabul edilmelidir. Şirketlerin halktan usulsüz para toplayarak ortaklık ilişkisi oluşturmasının hukuken mümkün olmadığı, davalının esasen amacının da bu olmayıp, davacının da aralarında bulunduğu özellikle yurt dışında çalışan insanların iradelerini ortak oluyorlarmış zehabını uyandıracak ikna metodları uygulayarak ve bir kısım belgelerle hukuka uygun davrandıkları yönünde kanaat uyandırmak ve böylelikle aldıkları parayı grup şirketleri bünyesinde ortaklıkmış gibi göstererek verdikleri paranın iadesini istemelerinin önünü kesmek olduğu ortadadır.
Sonuç olarak davalının 6762 (ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6102) sayılı TTK ve SPK mevzuatında belirtilen yöntemlere aykırı fon topladığı, ortaklık görüntüsü altında sahte ya da geçersiz- işlevsiz ortaklık belgeleri ihdas ederek davacının 50.000 DM sini aldıkları, 750 € ödedikleri, davalının almış olduğu paranın € karşılığı üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş olmasının dosya içeriğine, usul ve yasaya uygun olduğu, davacının elindeki hukuki değeri ve ikinci el piyasada karşılığı ve tedavül etmesi mümkün olmayan senetlerin 6762 sayılı TTK nın 329 ve 405. Maddesine göre davalı tarafından bedeli ödenerek geri alınmasının söz konusu olmadığı fakat hukuki bir değerlerinin de olmadığı kabul edilerek her zaman davalıya iade edilebilecek belgeler olduğu, bu nedenle istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı mahkeme kararının dosya içeriğine usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla istinaf başvurusunun reddi doğrultusunda aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle:
Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
Alınması gereken 3.220,15- TL istinaf karar harcından, davalı tarafından peşin yatırılan 806- TL harcın mahsubu ile bakiye 2.414,15- TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,
HMK ‘nun 362/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 17/05/2018