YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/20234
KARAR NO : 2013/18337
KARAR TARİHİ : 09.09.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalı işyerinde 07.01.1993 tarihinden bu yana işyeri hekimi olarak çalıştığını, davalı ile aralarında imzalanan 07.01.1993-31.12.1993 tarihleri arasında geçerli olan belirli süreli iş sözleşmesine göre aylık ücretinin Tabipler Odasının belirlediği asgari ücretin altında olamayacak şekilde belirlendiğini, 01.01.1996 tarihli Genel Müdürlük kararı ile ise ücretinin düşürüldüğünü, bu tarihe kadar ilk sözleşme hükümlerinin uygulandığını ileri sürerek, fark ücret alacağı talebinde bulunmuştur.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacı ile aralarındaki 07.01.1993 tarihli belirli süreli iş sözleşmesinin tarafların bildirimde bulunmaması nedeni ile 31.12.1994 tarihine karar uzadığını, ancak bu tarihten sonrası için bağlayıcı olmadığını, 01.01.1996 tarihinden sonra Yönetim Kurulu kararı ile davacının ücretinin yeniden tespit edildiğini ve bu tarihten sonra da tespit edilen ücrete göre ödeme yapıldığını, davacının halen kurumlarında çalıştığını ve ücretinin eksiksiz olarak ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davacı ile davalı kurum arasında imzalanan ve 31/12/1993 tarihi itibariyle sona erecek olan 07/01/1993 tarihli sözleşmesinin sona erdirilmesi hususunda taraflarca süresi içinde bildirimde bulunulmaması nedeniyle 1 yıl uzadığı ve 31/12/1994 tarihinde sona erdiği, bu tarihten sonra taraflar arasında devam eden iş sözleşmesinin belirsiz süreli iş sözleşmesi olup ücrete ilişkin olarak taraflar arasında sözleşme serbestisi söz konusu olduğu, davacıya sözleşmede belirtilmesine rağmen tabipler odasınca belirlenen asgari ücretin altında ödeme yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nunda 32.i maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler.
Davacı ile davalı arasında imzalanan 07.01.2013-31.12.2013 tarihlerini kapsayan belirli süreli olarak düzenlenen iş sözleşmesinde, sözleşmenin 31.12.1993′ te sona ereceği, tarafları süre sonunda sözleşmeyi yenileyip yenilememekte serbest olduğu, yenilemek istemeyen tarafın süre bitiminden 30 gün önce karşı tarafa bildirmesi gerektiği, bildirimde bulunulmadığı takdirde aynı şartlarla devam edeceği, hiçbir şekilde tabip odasının belirlediği ücretin altına inilemeyeceği hususları düzenlenmiştir. Taraflar arasında bu tarihten sonra yeni bir sözleşme imzalanmadığı, 01.01.1996 tarihine kadar davacıya Tabipler Birliğinin belirlediği asgari ücret üzerinden ödeme yapıldığı, 01.01.1996 tarihinde davacının ücretinin yeniden belirlendiği ve bu tarihten sonra da tespit edilen yeni ücrete göre ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Meslek Odalarının, üyelerinin menfaatlerin korumak için belirledikleri asgari ücret tarifeleri, işçi ve işveren açısından bağlayıcı kabul edilemez ve sözleşme serbestisi prensibi gereğince tarafların serbest iradesi ile ücret miktarının belirlemesinin önüne geçemez.
Davacının ücreti 01.01.1996 tarihinde belirlenmiş olup, ücret düzenlemesinin yapıldığı tarihte 4857 sayılı Kanun yürürlükte olmadığından; somut olayda Kanun’un 22. maddesi gereğince davacının ücretinde yapılan değişikliğin davacıya yazılı olarak bildirilmesi ve muvafakatinin alınması şartı aranmamalıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde açıkça “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir. Davacının yaklaşık 12 yıl boyunca ücrete itiraz etmemesi, ihtirazı kayıt koymadan belirlenen miktardaki ücreti alması ve daha sonra fark ücret talebinde bulunması dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Bu bağlamda, ifa edilen edimin geçersizliği de ileri sürülemeyeceğinden, davacının fark ücret alacağı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 09.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.