YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9553
KARAR NO : 2010/16337
KARAR TARİHİ : 06.12.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ile …’da tanıştığını, davalının ortaklık teklifi üzerine, restoran açıp işletme konusunda anlaştıklarını ve davalıya ait hesaba havaleler gönderdiğini, ancak sonradan davalının bu ödemeleri hiçe sayarak “birlikte … yapmamız mümkün değildir” dediğini, belirterek davalının, kendisinden aldığı 37500 Euro bedelin karşılığı olarak 75.000 TL alacağın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı; davacı ile ortak olduklarını, işler daha sonra kötüye gidince davacının masraflara katılım payı olarak ortaya koyduğu parayı geri istediğini, böylece kendisinin tek başına bütün yükün altında bırakılmak istendiğini, bunun adil olmadığını belirterek, davanın reddini dilemiştir
Yargılama esnasında bilirkişi incelemesi yapılmamış, davacının davalıya 37500 EURO ödeme yaptığı davacı tarafın bu bedeli Türk parası olarak talep ettiği, bu bedelin davalı tarafından davacıya iade edildiğine dair her hangi bir delilin dosyaya sunulmadığı, bu haliyle davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Tarafların kabulüne göre; aralarında bir adi ortaklık ilişkisi mevcut olup bu husus mahkemenin de kabulündedir. Ne var ki, bu kabule göre; Adi ortaklık ilişkisinin, “taraflardan birinin diğer ortağa verdiği bedelin kendisine iadesi” şeklinde tasfiyesi düşünülemez. BK.nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye, bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan dolayı tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması, ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin bu sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa BK.nun 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gereklidir. Tasfiye için öncelikle yönetici ortaktan hesap listesi istenmesi, tayin edilecek süre içinde hesap listesinin verilmemesi halinde yönetici ortağın hesap vermekten kaçınmış sayılacağı kabul edilerek, buna göre tasfiye işlemlerinin yapılması gerekirken, dava konusu olayda ise böyle bir usulün izlenmemiş olduğu görülmekte olup, mahkeme hükmünün Borçlar Kanununun adi ortaklığa ilişkin hüküm ve düzenlemelerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
O halde açıklanan tüm bu nedenlerle, adi ortaklığın tasfiyesi için mahkemece, öncelikle kurulduğu tarihten itibaren ortaklığın tüm muhasebesi ile ilgili defterler ve bu defterlerin dayanağı olan belge ve faturaların ibrazı sağlanmalı, eldeki değerler belirlenerek bunlar ortaklığın aktifinde dikkate alınmalı, yönetici ortak olduğu anlaşılan davalıdan yapılan tüm … ve harcamalara ilişkin bedeller ile, gerekli görülecek diğer hususlar konusunda hesap listesi istenilmeli, hesap listesinin verilmemesi halinde yönetici ortağın hesap vermekten kaçınmış sayılacağı kabul edilmeli, hesap listesinin verilmesi halinde ise, hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edileceği yine taraflardan sorulmalı, taraflar tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmeli, taraflar tasfiye konusunda anlaşamadıkları takdirde ise, ortaklığa ait tüm gelir gider hesabı çıkarıldıktan, ortaklığın tüm aktif ve pasifi kesin olarak belirlendikten sonra konusunda uzman bilirkişi kurulu aracılığıyla, verilen hesap listesinin, defter ve belgeler ile harcanan bedellerin uyumlu olup olmadığı belirlenerek denetimi sağlanmalı, tasfiyeye esas değerin, karar tarihine en yakın tarih olacağı gözden uzak tutulmamalı, ortaklığın varsa üçüncü kişilere veya kurumlara olan borçları ortaklığın aktifinden mahsup edilmeli, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yapmış oldukları masraflar ve vermiş oldukları sermaye iade edildikten sonra ortaklara paylaştırılması gereken miktar belirlenmeli, tasfiye bu şekilde gerçekleştirilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı tarafından temyiz edilen hükmün, temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 1.113.75 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 6.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.