Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2010/4214 E. 2010/5226 K. 12.10.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4214
KARAR NO : 2010/5226
KARAR TARİHİ : 12.10.2010

Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –

Davada yanlar arasında imzalanan kat karşılığı inşaat sözleşmesinin mahkeme kararı ile feshedildiği ileri sürülerek davalı tarafa yapılan imalâtın bedelinin tahsili talep ve dava edilmiş, mahkemece davanın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddine dair verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava konusu olayda akdin feshi davasının 23.06.1998 tarihinde kesinleştiği ve temyize konu davanın ise 29.12.2004 tarihinde açıldığı BK’nın 126/IV. maddesinde düzenlenen 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından ve davalılardan …, süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunduğundan Durmuş açısından davanın zamanaşımına uğradığından bahisle reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak davalılardan …’e 18.03.2005, davalı …’e 18.03.2005, davalı …’e 18.03.2005, davalı …’ye 18.03.2005 tarihinde dava dilekçesi tebliğ edilmiş, davalı …’e ise dava dilekçesi mahkeme kaleminde 08.07.2007 tarihinde yenileme dilekçesi ile birlikte tebliğ olunduğu halde bu davalılar 19.02.2009’da verdikleri ıslah dilekçesi ile zamanaşımı def’inde bulunmuşlar, davacı vekili bu savunmanın süresinde yapılmadığını ve ıslah yoluyla zamanaşımı def’inde bulunulamayacağını savunmuştur. Zamanaşımı def’inin esasa cevap süresi içerisinde bildirilmesi gerekir. Bu süre geçtikten sonra ileri sürülmesi halinde davacının karşı çıkmaması şartıyla zamanaşımı def’i mahkemece nazara alınabilir. Sözü geçen davalılar süresinde zamanaşımı savunmasında bulunmamışlar, davacı taraf da süresinden sonra yapılan bu savunmaya karşı çıkmıştır. Dolayısıyla süresinden sonra yapılan zamanaşımı def’inin mahkemece nazara alınması isabetli değildir. Zamanaşımı def’inin ıslah yolu ile ileri sürülüp sürülemeyeceğine gelince; ıslah, HUMK uyarınca taraflarca yapılan bir usul işleminin ıslah yoluyla değiştirilmesidir. Islah yoluyla bir işlemin düzeltilebilmesi için taraflarca yapılan bir usul işleminin bulunması zorunludur. Yukarıda sözü edilen davalılar davaya cevap vermemiş olmakla ıslah edilecek bir cevap dilekçeleri de sözkonusu değildir. Islah yoluyla zamanaşımı def’inde bulunulabilmesi için süresinde verilmiş cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin unutulmuş olması gerekir. Aksi takdirde cevap dilekçesi vermeyen davalının ıslah yoluyla zamanaşımı def’inde bulunmasının kabulü mümkün olmadığından mahkemece davalılardan …, …, …, … ve …’in ıslah yoluyla ileri sürdükleri zamanaşımı def’inin reddi ile bunlar açısından işin esasının incelenerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Bu hususlar üzerinde durulmadan yanlış değerlendirme ile tüm davalılar açısından zamanaşımı sebebiyle davanın reddedilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan sebeplerle davacının davalı …’a yönelik temyiz itirazlarının reddine, hükmün davalılar …, …, …, … ve … aleyhine ve davacı yararına BOZULMASINA, 12.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.