Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/13080 E. 2010/14252 K. 17.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13080
KARAR NO : 2010/14252
KARAR TARİHİ : 17.12.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 28.04.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 02.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 1019 parsel sayılı mera nitelikli taşınmazın ifrazı ile oluşan 2489 sayılı parselin mera olduğunu, öncesi mera olan bir yerin özel mülkiyete konu teşkil etmeyeceğini, 2489 parsel sayılı taşınmaza ilişkin imar düzenlemesi sonucu davacı adına tesis edilen 267 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dairemizin 25.06.2009 günlü ve 2009/4374-8023 sayılı kararı ile “…davalı …’un dava konusu taşınmazı satın aldığı ….’a taşınmazın tahsisine dayanak 17.05.1996 tarihli belediye encümen kararının Bursa 1. İdare Mahkemesinin 10.05.2002 gün ve 2000/624Esas 2002/526Karar sayılı kesinleşen kararı ile iptal edildiği, yapılan şuyulandırma işlemi iptal edilince ve iptal kararı kesinleşince kuşkusuz taşınmazların önceki parsellerine dönmesi ve bunu sağlayacak geriye dönüş cetvellerinin hazırlanması gerekeceği, dosyadaki bilgi ve belgelerden geriye dönüş işlemlerinin geldiği aşama ve bu işlemlerin kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamadığından, mahkemece geriye dönüş cetvelleri işlemlerinin geldiği aşamayı tespit etmek, kesinleşti ise geriye dönüş cetvellerini ve çekişme konusu taşınmazın tapu kaydını getirtmek, kayıt malikinde değişiklik olduysa davacıyı HUMK’nun 186. maddesindeki hangi seçimlik hakkını kullanacağı sorulup saptandıktan sonra davacı Hazine’nin mera iddiasını gerçek hasım huzurunda inceleyip sonuçlandırmak olmalıdır” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyulmuş, yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile 267 ada 2 parsel sayılı taşınmazın da içinde bulunduğu ifrazen oluşan bir kısım parsellerin 79.000m² yüzölçümündeki mera nitelikli 1019 sayılı parselden geldiği, 1996 yılında 2981 sayılı yasanın 10/c maddesine göre yapılan uygulamada şuyulandırma işlemi sonucu dava konusu 267 ada 2 parsel olarak tescil edildiği, uygulamanın onaylanmasına ilişkin 17.05.1996 tarihli belediye encümen kararının iptali için Hazine tarafından idare mahkemesine dava açıldığı, Bursa 1.İdare Mahkemesi’nin 10.05.2002 tarihli ve 2000/624Esas 2002/526Karar sayılı kararıyla işlemin iptalinin hüküm altına alındığı, kararın 08.10.2002 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Görülüyor ki, evveliyatı 1019 numaralı mera parseli olan taşınmaza ait 2981 sayılı kanunun 10/c maddesi uyarınca belediye tarafından yapılan uygulama işlemleri idari yargı yerinde iptal edilmiş, iptale ilişkin idari yargı kararı kesinleşmiştir.
Bu aşamadan sonra yapılan şuyulandırma işlemi iptal edilince ve iptal kararı kesinleşince kuşkusuz taşınmazların önceki parsellerine dönmesi ve bunu sağlayacak geriye dönüş cetvellerinin hazırlanması gerekecektir. Geriye dönüş düzenlemesi kesinleştiğinde ise tapu sicil müdürlükleri evvelki parsellere dönüşü sağlayan yeni bir tescil işlemi yapacaktır. Geriye dönüşe neden olan işlem ise kesinleşmiş yargı kararıdır. Ne var ki, dava dışı Orhangazi Belediyesi’nin 01.03.2010 tarihli yazısında geriye dönüş işlemlerinin teknik ve fiili durumlar nedeniyle yapılmasının mümkün olamayacağı bildirilmiştir.
Başlangıçtaki tescil işlemi yolsuz olsa da, 4342 sayılı Mera Kanunu’nun geçici 3. maddesi hükmü bu tür tescil işlemlerinin belediye adına yapılması olanağı sağladığından gelinen bu aşamada 4342 sayılı Mera Kanunu’nun geçici 3. maddesi şartları üzerinde durulması gerekir.
Bir yörede 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesine göre işlem yapılabilmesi için,
a) Mera, 4342 sayılı Kanunun geçici 3. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 03.05.2005 tarihi itibariyle belediye ve mücavir alan sınırları içersinde bulunmalıdır. Zira bu tarih itibariyle köy sınırları içerisinde bulunan veya bu tarihten sonra belediye ve mücavir alan sınırları içerisine alınan meralarda bu madde hükümlerinin uygulanma olanağı yoktur.
b)Mera, 01.01.2003 tarihinden önce kesinleşmiş imar planı içersinde kalmalıdır. Bu tarihten sonra imar planı içerisine alınan veya imar planı bulunmayan yerlerdeki meralarda bu madde hükmü uygulanmaz. Yasa hükmünde geçen “imar planından” maksat ise, her türlü ölçekteki plan yani nazım, uygulama veya mevzi imar planlarıdır.
c)Meranın yerleşim yeri olarak işgal edilmesi yani bu şekilde kullanılması durumunun da 01.01.2003 tarihinden önce mevcut olması gerekir. Bu tarihten sonra işgal edilerek yerleşim yeri olarak kullanılan meralarda bu madde hükmü uygulanamaz. Bu maddenin uygulanmasında “yerleşim yeri” kavramı konut, konaklama, turizm, sanayi, askeri v.b. amaçlar için kullanılmak üzere planlanarak yapılaşmış veya eskiden beri bu amaçlarla kullanılan şehir, kasaba ve beldelerin üzerinde yapılaşma bulunan yerleşim alanlarını ifade etmektedir.
d)Diğer bir koşul da meranın mera niteliği ile kullanılmasının teknik açıdan mümkün bulunmamasıdır.
Yukarıda belirtilen şartların varlığı duraksamasız saptanmadan belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşları adına tescil edilmiş meraların mülkiyeti bu kurum ve kuruluşlara bırakılamaz. Bu gibi yerler yasa uyarınca Hazine adına tescili gereken yerler olacağından, mahkemece 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi koşullarının varlığı veya yokluğu üzerinde yeterince durulmalıdır. Oysa bu konuda yapılan inceleme ve araştırma ile bilirkişi raporu yetersizdir.
Bu durumda mahkemece yerinde şehir plancısı, ziraat ve harita mühendisi bulundurmak koşuluyla yeniden keşif yapılmalı, 2981 sayılı Kanunun 10/c maddesi ve 3194 sayılı Kanunun 18. maddesi uygulama haritaları belediyeden temin edilerek ve bu haritalar kapsamına göre mera olan taşınmazların 01.01.2003 tarihinden önce yerleşim yeri olarak işgal edilen yerlerden olup olmadığı resmi kayıtlara dayalı deliller toplanarak ve bu tarihlere yakın tarihlerde çekilen … fotoğraflarından da yararlanarak saptanmalı, öte yandan, meranın artık mera olarak kullanılmasının teknik açıdan mümkün bulunup bulunmadığı parsel bazında değil, imar planları ve ada bazında ziraatçı bilirkişiye incelettirilmeli, HUMK’nun 366. maddesi uyarınca keşfi izlemeye olanak sağlayacak ve bilirkişi raporlarını denetlemeye yardımcı olacak sayıda fotoğraf çektirilerek dosyaya konulmalı, böylece ortaya çıkacak sonuca uygun bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece, tüm bu yönler bir yana bırakılarak yetersiz araştırma ve incelemeyle istem yazılı olduğu biçimde hükme bağlandığından, karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 17.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.