Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/8321 E. 2010/10838 K. 19.10.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8321
KARAR NO : 2010/10838
KARAR TARİHİ : 19.10.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 10.08.2005 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve meranın aidiyetinin tespiti ve birleşen dava ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen 25.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R
Dava, kadim yararlanma hakkına dayalı olarak meraya elatmanın önlenmesi, meranın aidiyetinin tespiti ve meranın davacı köy adına özel siciline tescili istemiyle açılmıştır.
Davalı köy, birleşen dava ile çekişme konusu meranın Çat Asliye Hukuk Mahkemesinin 1961/25 Esas 1962/57 Karar sayılı ilamı ile iki köyün ortak kullanımına bırakıldığını, ayrıca davacı köyün afet konutları yapmak suretiyle meraya müdahalesi bulunduğunu ileri sürerek davacı köyün elatmasının önlenmesini ve açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı ve davalı vekilleri temyiz etmiştir.
Mera, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz (4342 sayılı Mera Kanunu m.3,4). 31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meraya elatmanın önlenmesi davası, kadim yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle Hazine tarafından açılabilir. Aynı şekilde, bir yerin mera olduğu iddiasıyla köy veya belediye tüzel kişiliğinin ya da Hazinenin tapu iptali ve sınırlandırma istemiyle dava açmasına olanak vardır.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir. Diğer taraftan, kadim kullanma hakkının varlığını bunu iddia eden köy ya da belediyenin kanıtlaması gerekir. Taşınmaza ilişkin davalarda diğer bir kural da, mahalli bilirkişi ve tanıkların HUMK’nun 363.maddesine göre yapılacak keşifte tanıkların yasanın 259.maddesi uyarınca taşınmaz başında dinlenmesidir.
Somut olayda; uyuşmazlık konusu 7, 8, 11 ve 12 parsel numaralı taşınmazların 1998 yılında yapılan kadastroda … Köyü çalışma alanı içinde ölçülerek niteliklerinin mera olduğu da vurgulanmak suretiyle tutanağa bağlandığı anlaşılmaktadır. Davacı … Köyü iş bu eldeki dava ile yukarıda parsel numaraları belirtilen taşınmazların mera olduklarının kabulü ile bu yoldaki kadastro nitelendirmesinin doğru olduğunu, ne var ki … Köyü sınırları içinde ölçülmekle kendi köyleri halkınca bu meralardaki kadim kullanma hakkının ortadan kaldırılır görüntü yaratıldığını, bundan başka davalı … halkınca bu meralardan yararlanma haklarına da karşı durulduğunu ileri sürerek, mera özel siciline işlenecek biçimde düzenlenen tutanaklar nedeniyle hükmen yararlanan köy olarak … Köyü Tüzel Kişiliğine ait olduğunun mera siciline geçirilmesini, az yukarıda açıklandığı üzere davalı Köy Tüzel Kişiliğince yapılan müdahalenin de menine karar verilmesini istemiştir.
Birleşen dava ile de davacı … Köy Tüzel Kişiliği; davalı köy için afet konutları adı altında belirlenen yeni yerleşke alanının yukarıda sözü edilen mera sınırları içinde belirlenmesinin kullanım haklarını engeller nitelikte olması nedeniyle konutların yapımının durdurulmasını talep etmiş, taraf köyler arasında 1960’lı yıllarda çıkan yayla uyuşmazlığının 1961/25 Esas sayılı Asliye Hukuk Mahkemesi hükmüyle sonuçlandırıldığını, sözü edilen hükümle davaya konu taşınmazların taraf köylerin ortak merası olduğunun tespitine karar verilmekle eldeki dava ile gelişen davacı köy iddiasının yersiz olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Keşif yerinde çizildiği ve hükme de esas alındığı anlaşılan 22.5.2008 tarihli bilirkişi raporunun eki sayılan kadastro teknisyenleri … ve … tarafından çizilen krokiye göre “A” ve “B” harfleri ile gösterilen 6287634,92 metrekare alanın taraf köylerin ortak kullanımındaki mera olduğu ve 1961/25 Esas sayılı dosyası için çizilen kroki kapsamında olduğu kabul edilmek suretiyle hüküm kurulacağı vurgulandıktan sonra bu kroki üzerine kadastral durum geçirilmeden ve kroki güncelleştirilmeden, kroki bir yana bırakılarak nizalı 7,8,11 ve 12 numaralı parseller ayrı ayrı irdelenmek suretiyle mutasarrıflık durumları hükme geçirilmeye çalışılmıştır.
a)Mevcut haliyle bilirkişi raporu ve kroki, infazı ortaya koyan belge olma niteliği taşıdığından bunların her bir zaman diliminde uygulanma niteliklerini kazanır şekilde düzenlenmeleri gerekir. Yeni kadastral duruma göre güncelleştirilmesi yapılmamış olan 22.5.2008 tarihli raporun eki kroki infazı kabil bir kroki kabul edilemez.
b)Hükmün gerekçesinde yazılması gereken bir kısım açıklama ve sözcüklere hüküm fıkrası içerisinde yer verilerek uygulayıcı için kavram kargaşası yaratılmış ve açıklamalarından yararlanılan yerel bilirkişi … ve tanık … ‘ın anlatımları arasında tam bir örtüşme varmış gibi sonuca gidilmiştir. Hüküm kurma tekniği bakımından yaratılan karışıklık ile beyanları hüküm fıkrasına geçirilen kişilerin tam bir şekilde örtüştüğü söylenemeyen sözlerinin her iki kişiye de ayrı ayrı okunarak, birbirleriyle çelişen beyanlar açıklanarak bunların giderilmesi de gözden kaçırılmıştır. Bundan ayrı tanık … ’ın beyanı tutanağa geçirilirken ilk satırlarda ortaya koyduğu anlatım biçiminin birbiriyle çelişmesine rağmen bunun giderilmesi hususu da gözden kaçırılmıştır.
c)Dosyaya getirtilen bilgi ve belgelere göre; krokide 184,180 ve 175 noktalarını birleştiren hattın güneyinde yer aldığı şeklinde işaret edilen afet konutları yerinin hangi parseller yakınında ya da içerisinde kaldıkları da anlaşılamamaktadır. Birleşen dava ile bu konutlara ait inşaat yapım işinin durdurulması istenmiş bulunduğuna göre bir afet sonucu yerleşkesi değiştirilen köyler için mevcut meralardan yararlanmanın zorunlu olması halinde 4342 sayılı yasanın 7.6.2004 tarih 5178 sayılı yasayla değişik 14. maddesinin (d) bendi uyarınca işlem yapılıp yapılmadığı idareden sorularak yapılmış ise bu hakkın korunacağı şekilde hüküm kurulması ve tahsis amacını değiştirir nitelikte bir işlem yapılmamış ise, hükümle belirlenecek mutasarrıfın tasarruf hakkını engelleyici bir yapılaşmaya da meydan verilmemesi gerekir.
Yukarıda a, b, c bentlerinde belirlenen araştırmalar yapılıp sonuçlandırılmadan eksik incelemeye dayalı ve infazı olanaksız şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 19.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.