Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2012/6567 E. 2012/8452 K. 31.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/6567
KARAR NO : 2012/8452
KARAR TARİHİ : 31.10.2012

MAHKEMESİ : …İCRA MAHKEMESİ

Ticareti terk hükümlerine muhalefet etmek suçundan sanıklar … ve …’ın beraatlerine karar verilmiş, hüküm şikayetçi vekili tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istemli tebliğnamesiyle dosya gönderilmekle Dairemizce yapılan inceleme sonunda 17.10.2011 tarihli karar ile mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmiş, bu karara karşı Yargıtay C.Başsavcılığının 29.12.2011 tarihli itirazı üzerine, Ceza Genel Kurulunun 10.07.2012 tarih ve 2011/891 Esas, 2012/681 sayılı kararı ile 6352 sayılı yasanın 99 ve 101. maddeleri uyarınca itirazın Dairemizce değerlendirilmesi için dosya yeniden gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Somut olayda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yazısında; İİK’nun 44. maddesinde “ticareti terk eden tacir” ifadesi kullanılmış olup bu ifadenin yalnızca gerçek kişi tacirleri kapsadığına ilişkin herhangi bir kısıtlayıcı hükmün bulunmadığı, bu sebeple limited şirketlerin temsil ve idareye yetkili müdürlerinin de, şirketin ticareti terk etmeleri halinde İİK’nun 44. maddesindeki yükümlülükleri yerine getirmeyeceklerine ilişkin bir istisna getirilmediğine göre, tıpkı gerçek kişi tacirler gibi cezalandırılmalarına da bir engel bulunmadığı; diğer yandan, İİK’nun 44. maddesinde yapılan değişikliğin “ticareti terk eden kötü niyetli borçluların” bu davranışlarının önlenmesi amacıyla yapıldığının da gerekçede açıkça ifade edildiği, Yüksek Özel Dairenin kararında tüzel kişi tacirler hakkında 44. maddesinin 2. fıkrasının uygulama kabiliyetinin olmadığı belirtilmiş ise de, aynı maddenin 1. fıkrasının göz önüne alınmadığına değinilmiş ve bozma kararı verilmesi gerekirken onama kararı verilmesinin isabetsizliği ileri sürülerek hükmün bozulması talep edilmiştir.
Dairemizce, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazında ileri sürülen sebepler ilke olarak benimsenmekle birlikte atılı suçtan dolayı şikayette bulunabilmek için şikayet tarihinde sanık aleyhine kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması zorunludur. Oysa ki somut olayda takip kesinleşmemiştir. Şöyle ki ;Cumhuriyet Başsavcılıkları İle Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 92. maddesi yollaması nedeni ile ceza mahkemesi kalem yönetmeliğinde hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin (Eski Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşlerine Ait Yönetmelik) 36. maddesi gereğince, “dava, dava dilekçesinin tevzi edilerek kaydedildiği tarihte açılmış sayılır.” hükmü dikkate alınarak dosyanın incelenmesinde; şikayete dayanak yapılan İzmir 10. İcra Müdürlüğünün 2009/15102 Esas sayılı dosyasında ilamsız takipte ödeme emri Tebligat Kanununun 35. maddesine göre 01.10.2009 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, takip kesinleşmeden 01.10.2009 tarihinde atılı suçtan dolayı şikayette bulunulmak suretiyle davanın açıldığının anlaşılması nedeniyle sanıkların beraati yerine, ticaret şirketlerinin ticareti terk edemeyecekleri gerekçesi ile sanığın beraatine karar verilmesi isabetsiz ise de, sonucu itibariyle verilen karar doğru olduğundan ve bu gerekçe ile hükmün onanmasının gerekmesi karşısında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı değişik gerekçe ile yerinde görülmediğinden dosyanın 6352 sayılı yasanın 99. maddesi ile eklenen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 308. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.10.2012 gününde karar verildi.