Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2011/9502 E. 2011/9462 K. 14.06.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9502
KARAR NO : 2011/9462
KARAR TARİHİ : 14.06.2011

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki adi ortaklık davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar ve davalı … avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili avukat …., geldi davalılar adına gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacılar, davalıların oluşturduğu adi ortaklığın inşaatlar yaptığını, ortaklığı daha çok …’nın temsil ettiği, diğer davalı ortak …’nun ise finansmanı sağladığını, ortaklığın ödemelerinin davalı … tarafından keşide edilen çeklerle yapıldığını, dairelerin satılamaması nedeniyle ortaklığın ekonomik sıkıntı yaşadığını, verdikleri malzeme karşılığında davalı … tarafından düzenlenen çeklerin karşılıksız çıktığını, … aleyhine yaptıkları icra takibi sonunda, davalı …’nin adi ortaklıktaki tasfiye payından alacaklarını tahsil etmek için yetki aldıklarını ileri sürerek adi ortaklığın feshi ile ortaklık tevafından inşa edilen ve ortaklık tarafından iktisap edilen bağımsız bölümlerin satışını, ortaklık mallarının tasfiyesi ile alacaklarının tahsilini dairelerin davalı … tarafından satılması halinde raiç değeri üzerinden …’nin tasfiye payının kendilerinin alacağına istinaden davalı …’dan tahsilini istemişlerdir.
Davalı …, diğer davalı …’ın kendisini kandırarak aldığı imzalı kağıdı doldurarak ortaklığı sona erdirilmiş gösterdiğini, alacaklılarla kendisinin karşı karşıya kaldığını savunmuş, diğer davalı ise davalı … ile oluşturdukları ortaklığın sona erdiğini, ortaklığa davacılar tarafından neyin satıldığının belli olmadığını, ortaklığın tasfiye edildiğini ve davanın konusunun kalmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davalıların kendi aralarındaki adi ortaklığı 21.10.2006 tarihinde sona erdirdikleri, davalı …’nin ortaklık hissesini diğer davalıya devrederken ortaklık dönemine ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve bu nedenle …’dan kâr payı talebinde bulunamayacağı, …’nin kâr payı talebinde bulunamayacak olması nedeniyle …’den alacaklı olan davacılarında talepte bulunamayacakları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar ve davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davacılar eldeki davada, davalılar tarafından oluşturulan adi ortaklığa verdikleri malzemeler karşılığında davalı … tarafından keşide edilen çeklerin bedelinin ödenmemesi nedeniyle, adi ortaklığın tasfiyesi ile, tasfiye sonunda davalı …’ye ödenecek tasfiye bedelinden alacaklarının tahsilini istemişlerdir. Davalılar arasında 1.1.2005 tarihinde adi ortaklık oluşturularak vergi dairesine kaydedildiği, akabinde davalı …’nin vergi dairesine hitaben verdiği dilekçe ile diğer davalıyla oluşturdukları adi ortaklıktan 21.10.2006 tarihi itibariyle ayrıldığını ve hisselerini davalı …’a devrettiğini bildirdiği ve bu dilekçesinde ortaklık dönemine ilişkin haklarını saklı tutmadığı anlaşılmaktadır. Hemen belirtmek gerekirki; adi ortaklığı oluşturan ortaklar arasındaki hissenin diğer ortağa devrine dair bu müracat ortakların kendi aralarındaki iç ilişkilerine ait olup, sadece kendi aralarında sonuç doğurucu mahiyettedir. Bir başka deyişle, bir ortağın hissesine diğer ortağa devretmesi kendi iç ilişkileri ve birbirlerine karşı sorumluluklarına ilişkin olduğu için adi ortaklığın dışarıya karşı olan sorumluluğunu etkilemez. Davacılarda, davalı … tarafından düzenlenen çeklerin adi ortaklığın aldığı malzemelere ve borçlarına ilişkin olduğunu iddia ettikleri içinde, davalı …’nin hissesini diğer davalıya devrederken ortaklık dönemine ilişkin haklarını saklı tutmamış olması davacılar yönünden herhangi bir sonuç doğurmaz. Mahkemece değinilen bu yön gözetilerek işin esasına girilmek suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre davalı …’nın temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın davacılar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bent uyarınca davalı …’ın temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 825,00 TL duruşma avukatlık parasının davalı …’dan alınarak davacılara ödenmesine, peşin alınan 17,15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 14.6.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)

MUHALEFET ŞERHİ
Davacılar, toplam 703,279,00 TL çek alacağına ilişkin olarak davalı … aleyhine icra takibine girişildiğini, davalı …’nin diğer davalı … ile adi ortaklık ilişkisi içinde olduğunun tesbit edildiğini adi ortaklığa 89/1.haciz ihbarnamesinin gönderildiğini, davalı …’ın İcra Hukuk Mahkemesince itirazının haklı bulunduğu adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi hususunda icra hakimliğinden yetki alındığını ileri sürerek, adi şirketin tasfiye edilerek, tasfiye neticesinde borçlu şirket payından takip konusu alacağın karşılanmasını istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar ve davalı … tarafından temyiz edilmitir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle; takip borçlusu …’nun, adi ortaklık nezdindeki istihkakları üzerine konulan haczin, ortak girişim adına yapılan itiraz üzerine … 2.İcra Hakimliğinin 31.3.2008 gün ve 2008/65-76 sayılı kararıyla, özetle haczedilen istihkak alacağının takip borçlusuna değil, her iki davalının ortak girişimine ait bulunduğu ve davalı …’ın ilgisinin de bulunmadığı gerekçesiyle kaldırılmış (red) olmasına, bu durumda ise, Borçlar Kanunu’nun 535/3.maddesinde adi ortaklığın sona erme nedenlerinden biri olarak gösterilen “Şeriklerden birinin tasfiyedeki hissesi hakkında cebri icra vukuu” dava koşulunun somut olayda gerçekleşmemiş bulunmasına göre, usul ve yasaya uygun olan mahkeme kararının onanması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/13-700 esas 715 karar, 14.12.2005 günlü kararı aynı doğrultudadır.