YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8389
KARAR NO : 2012/10221
KARAR TARİHİ : 13.09.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 22.06.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14.03.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, davalı adına özel mülk olarak tespit ve tescil edilen 111 ada 21 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının mer’a olduğu iddiasıyla tapu iptali ve sınırlandırma istemine ilişkindir.
Davalı, dava konusu taşınmazın atalarından kendisine kaldığını, kadastro tespitinin kesinleştiğini, sınırlarının genişletilmediğini, hiç kimse ile ihtilaf yaşamadıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemce, dava konusu taşınmazın bilirkişi raporunda gösterilen kısmının toprak yapısı ve bitki örtüsü itibariyle tarım arazisi olmayıp mera vasfında olduğu, taşınmazın kadimden bu yana köy halkı tarafından mera olarak kullanıldığı, gerekçesiyle davanın kabulü ile 111 ada 21 parsel sayılı taşınmazın bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 4360,20 m2’lik kısmının tapu kaydının iptali ile mera olarak sınırlandırılmasına ve özel siciline yazılmasına, kalan kısmın tespit maliki üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.
Mera, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa … olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz (4342 sayılı Mera Kanunu m.3,4). 31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma … sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa … olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meraya elatmanın önlenmesi davası, kadim yararlanma … olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle Hazine tarafından açılabilir. Aynı şekilde, bir yerin mera olduğu iddiasıyla köy veya belediye tüzel kişiliğinin ya da Hazinenin tapu iptali ve sınırlandırma istemiyle dava açmasına olanak vardır.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; dava konusu … köyü, … mevkii, 111 ada 21 parsel sayılı 6748,62 m2 yüzölçümlü taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufunda olmadığı, orta malı vasfında
bulunmadığı, orman sayılan yerlerden olmayıp zilyetlikle iktisabının mümkün görüldüğü, … …’ın nizasız fasılasız malik sıfatı ile zilyet ve tasarrufunda iken ölümü ile … … ve …’a kaldığı, … …’ın da kardeşi …’a hibe ettiği, 36 parsel sayılı meraya komşu olduğu, mera haritasının aynen uygulandığı, meraya tecavüzün bulunmadığı belirtilerek … adına tarla vasfıyla tespit edildiği, tespitin kesinleşerek 10.08.2006 tarihinde davalı adına tescil edildiği kadastro tutanağı ve tapu kaydından anlaşılmaktadır.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; dava konusu taşınmazın 111 ada 21 sayılı parsel olduğu, kullanılmayan alanın 4.360,20 m2 olarak A harfi ile, kullanılan alanın 2.388,42 m2 olarak B harfi ile gösterildiği belirtilmiştir.Ancak komşu taşınmaz kayıtları yerine uygulanmadığı gibi batısında bulunan 36 parsel sayılı mera vasıflı taşınmazın haritasının uygulandığı ve mera parseline tecavüzün bulunmadığı kadastro tutanağında belirtilmesine rağmen kayıtları getirtilerek denetlenmediğinden eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 13.09.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.