YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4508
KARAR NO : 2012/8672
KARAR TARİHİ : 19.06.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 11.07.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.12.2011 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 19.06.2012 günü için yapılan tebligat üzerine gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, 15.11.1984 tarihli ve 42 no’lu tapu tahsis belgesine dayanarak dava konusu 1744 ada 61 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacılar vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 08.11.2010 tarihli bozma ilamında özetle; “…davacılar adına 1744 ada 7 sayılı parselde 103 m2 için tahsis belgesi düzenlendiği, imar uygulaması sonucu çekişmeli parselin 61 parsel sayısını aldığı anlaşılmaktadır. Görülüyor ki, tahsis belgesinin verilmesinden sonra bölgede imar uygulaması yapılmış ve taşınmaz imarlı hale gelmiştir. Bu bakımdan davacılar ayrıca ıslah imar planı yapılmasını beklemeksizin tapu tahsis belgesinin mülkiyet belgesine dönüştürülmesini isteyebilir. Diğer taraftan davalı …, taşınmazın bulunduğu yerin uygulama imar planında bölgenin 3. derece koruma bölgesinde konut alanında kaldığını bildirmiştir. Bu gibi yerlerde, 2981 sayılı Kanun’un istisnalara ilişkin 3. maddesinin uygulanma olanağı yoktur. Bundan dolayı da 15.11.1984 tarihli tapu tahsis belgesi hüküm ve sonuç meydana getirir. Ancak; tapu tahsis belgesi 103 m2 için verilmiştir. Taşınmaz imardan sonra 1744 ada 61 parsel sayısını almış olup, tapuda 129,45 m2 olarak kayıtlıdır. Ayrıca, 103 m2 için verilen tapu tahsis belgesindeki yüzölçümünden, 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasanın 10/C-2 maddesi gereğince tahsise konu yerde uygulanan düzenleme ortaklık payının davacıyı da bağlayıcı nitelikte olduğu dikkate alınarak bu oranda da
indirim yapılmalı, yapılacak indirimden sonra kalan miktar davanın kabulü için diğer koşullar da varsa davacılar adına tescil edilmelidir…” denilerek hüküm bozulmuştur.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile 1744 ada 61 parsel sayılı taşınmazın kadastro bilirkişisinin raporunda belirtildiği gibi “B” harfi ile gösterilen kısım açısından davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına tesciline, krokide “A” ve “C” harfleri ile gösterilen kısımların ayrı bir numara ile davalı adına tesciline karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, Dairemizin bozma ilamı öncesinde davalı … Belediyesi Encümeninin, 09.03.2010 tarihinde tapu tahsis belgesini iptal ettiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafça bu işlemin iptali için açılan idari dava sonucunda İstanbul 3. İdare Mahkemesinin 2010/1011 – 2188 E.K. sayılı 31.12.2010 tarihli kararı ile davanın reddine karar verildiği ve davacıların kararı temyizi üzerine dosyanın halen Danıştay 14. Dairesinin 2011/14818 E. numarasında kayıtlı olduğu görülmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması gerekir.
Davaya konu tapu tahsis belgesi belediye encümenince iptal edilip idari yargıda dava süreci devam ettiğinden Dairemizin bozma ilamı davacılar yararına usuli kazanılmış hak sağlamaz.
Bu durumda mahkemece, davalı … Encümeninin tahsisin iptaline ilişkin kararının iptali için İstanbul 3. İdare Mahkemesince verilen 31.12.2010 tarihli kararın temyizi üzerine Danıştay’da olduğu anlaşılan davanın neticesi eldeki davayı doğrudan etkileyeceğinden, davanın neticesi beklenmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, sonucu beklenmeden davanın kabulü doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 19.06.2012 tarihinde oy birliği ile karar verildi.