YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5549
KARAR NO : 2012/8312
KARAR TARİHİ : 12.06.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.10.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 22.02.2011 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, tayin olunan 28.02.2012 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Dairemizin 28.02.2012 gün ve 2011/14847-2012/2807 sayılı ilamı ile dosya mahalline iade edilmiş, mahkemece eksiklik tamamlanarak dosya temyiz incelemesi için gönderilmiştir. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalının inşa ettiği taşınmazda bulunan D blok 1. kat 2 numaralı bağımsız bölümü … 2. Noterliğinde 11.11.2001 tarihinde düzenlenen kur’a tutanağı ile adına isabet etmesi ile satın alıp, davalının adına aldığı toplu konut kredisini ödediğini, yasal bir neden olmamasına rağmen 5 yıldır taşınmazın adına tescilinin yapılmadığını, noter ihtarına rağmen tapunun yine devredilmediğini ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptaliyle adına tescilini istemiştir.
Davalı, davacının edimlerinin tamamını verilen sürede yerine getirmediğinden tahsisi iptal edilerek taşınmazın dava dışı üçüncü kişiye satıldığını, noter tutanağının mülkiyetin naklini sağlamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının edimlerini yerine getirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava, kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Bir sözleşme ahlaka, kamu düzenine ve yasaya aykırı hükümler taşımaması halinde tarafları bağlar. Sözleşme geçerliliğini koruduğu sürece taraflar sözleşme hükümlerini bilmediğini ileri süremez. Sözleşmenin bir bölüm edimleri taraflarca yerine getirildikten sonra bu sözleşmenin biçim koşuluna uygun bulunmadığı gerekçesiyle bakiye edimlerin yerine getirilmesinden kaçınılamaz.
Somut uyuşmazlıkta, davacının 19.10.1992 tarihli davalının hazırladığı maktu dilekçe ile bağımsız bölüm satın almak isteminde bulunduğu, davalının katılımı ile … 2. Noterliğinde 11.11.2001 tarihinde düzenlenen kur’a tutanağıyla da dava konusu bağımsız bölüm isabet ettiği ve davalı tarafından davacı adına bağımsız bölüm için 31.12.2002 günlü 5.456.642.335 TL bedelli fatura düzenlendiği anlaşılmaktadır. Davalı, davacının 1.858,03 TL ödeme yaptığını kabul etmektedir. Bunun yanında, davacının dava konusu taşınmaz için adına alınan konut kredisini ödediğine ilişkin makbuzlar da sunmuştur. Görülüyor ki, davalı, davacının başvuru dilekçesi ve sonrasında bir bölüm taşınmaz bedelinin tahsili ve de dava konusu taşınmaz bedelinin bir kısmının ödenmesi için davacı adına konut kredisi alarak ödemesini sağlaması ile satış yoluyla taşınmazın mülkiyetini davalıya geçirmek için eylemlerde bulunmuştur. Dolayısıyla, davalının, noter kura tutanağının mülkiyetin edinilmesi için biçimine uygun olmadığını ileri sürmesi TMK’nun 2. maddesi hükmüne uygun değildir.
İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde taraflar birbirine karşı hem alacaklı hem de borçludurlar. Bu tür sözleşmelerde, aktin ifasını isteyen taraf kendi edimini yerine getirmesi koşuluyla karşı tarafın edimini yerine getirmesini isteyebilir. Borçlar Kanununun mütekabil taahhüdatı ihtiva eden akitte, ifanın tarzı başlıklı 81. maddesi “Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akdin ifasını talep eden kimse, aktin şartlarına ve mahiyetine nazaran bir ecelden istifade hakkını haiz olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını teklif eylemiş olmak lazımdır” hükmünü taşımaktadır.
Somut olayda, davacının taşınmaz bedelini ödeme yükümlülüğünün tamamını yerine getirmediği görülmektedir. Bu nedenle, uzman bilirkişiler aracılığı ile davalının resmi defterlerinde yapılacak inceleme ile davacının sunacağı ödeme belgelerinden de faydalanılarak davacının, taşınmaz bedelinin ne kadarını ödemediği belirlenmelidir. Ayrıca, bulunacak bu bedele davalının 17.05.2004 tarihli kararında belirtilen faiz de 17.05.2004 tarihli davalı kararının davacıya tebliği tarihi esas alınarak bu tarihten itibaren yürütülerek hesaplattırılmalıdır. Bulunacak bu toplam bedeli depo etmesi için davacıya uygun bir süre verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, yapılan bu saptamalar bir yana bırakılarak davacının isteminin eksik inceleme ve araştırma ile reddi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 12.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.