YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9754
KARAR NO : 2012/10227
KARAR TARİHİ : 13.09.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.11.2008 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 05.05.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar … … ve … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, üzerinde bulunan muhdesatların yıkımı ve haksız işgal tazminatının tahsili, birleştirilen davada, temliken tescil olmadığı takdirde üst … kurulması,bunun da mümkün olmaması halinde asgari levazım bedeline hükmedilmesi istemlerine ilişkindir.
Davalı malzeme sahibi, iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi ve yıkım istemine ilişkin davanın kabulü ile 410 parsel sayılı taşınmaza davalı … …’nın, 411 parsel sayılı taşınmaza davalı …’un, 412 parsel sayılı taşınmaza davalı …’ın elatmasının önlenmesine, 410 parsel sayılı taşınmazda bulunan bilirkişi raporunda A ve B harfiyle gösterilen yapılar ile bu yapılar arasında harflendirilmeksizin gösterilen yapının yıkımına, haksız işgal tazminatının kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, birleştirilen davada temliken tescil isteminin reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı-birleştirilen davanın davacısı … … ve davalı … vekili temyiz etmiştir.
1- 6100 sayılı HMK’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297/1 maddesinde bir kararın kapsaması gereken hususlar belirtildikten sonra 297/2 maddesinde de; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu açıklanmıştır.
Hükme esas alınan 12.05.2009 tarihli fen bilirkişi raporunda, 410 parsel sayılı taşınmazda bulunan binalardan bir kısmının kamulaştırma sahası içinde kaldığı ve bu kısımların raporda A ve B harfi ile gösterildiği belirtilmiştir.
Mahkemece, A ve B harfi ile gösterilen binalar ile harflendirilmeksizin gösterilen binanın yıkılmasına karar verilmiş ancak davaya konu 410 parsel sayılı taşınmazın kapsamında kalan yapıların yıkımına karar verilip verilmediği anlaşılamamaktadır. Bu şekilde kurulan hüküm fıkrası infazda tereddüt yaratacağı gibi 6100 sayılı HMK’nun 297/2 maddesi hükmüne de aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.
2- Birleştirilen davada; 410 parsel sayılı taşınmazın maliklerinin bir kısmı davalı olarak gösterilmiş ise de tüm malikler davada yer almamıştır. Bilindiği üzere, tapu iptali ve tescil davalarında kayıt maliklerinin tümünün davada yer almaları zorunludur. Yapılan bu saptamaya göre, mahkemece 410 parsel sayılı taşınmazda davalılar dışında kalan tapu kayıt malikleri aleyhine de dava açmak üzere davacıya uygun bir süre verilmeli, yöntemince savunmaları saptanmalı, dava bütün paylı malikler huzuruyla görülüp sonuçlandırılmalıdır. Eksik taraf teşkiliyle çekişmenin esasının incelenmesi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; aşırı zarar doğması sebebiyle yapı yıkılamadığı takdirde taşınmaz malikinin mamelekinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden taşınmaz malikinin malzeme malikine (muhik) bir tazminat vermesi gerektiği, malzeme maliki iyiniyetli değilse tazminat miktarının levazımın en az kıymetini geçemeyeceği Türk Medeni Kanununun 723. maddesinde açıkça belirtilmiş olup; 22.05.2009 tarihli mimar bilirkişi raporunda, 410 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bir adet ev niteliğinde tek katlı betonarme yapı, inşaat halinde tek katlı yapı ve depo olarak kullanılan kargir yapının bulunmakta olduğu, taşınmazın tarla olarak değerinin 20.800,00 TL, binaların yıkılması halinde meydana gelecek zararın 48.219,42 TL olup fahiş görüldüğü, minimum malzeme bedelinin ise 25.585,80 TL olduğu tespit edilmiştir. Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde araştırma yapılması, sonucu göre bir karar verilmesi gerekirken, anılan kurallar gözardı edilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması da yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1.) bentte yazılan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, (2.) bentte yazılan nedenlerle birleşen davacı-davalılar … … ve … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 13.09.2012 tarihinde oy birliği ile karar verildi.