YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/6772
KARAR NO : 2012/8134
KARAR TARİHİ : 07.06.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi(Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.12.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal tescil kademeli tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kabulüne birleşen davanın reddine dair verilen 21.02.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili, davalı … Tic. Ltd. Şti. tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 31.07.1999 tarihli adi yazılı satış sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede ise tazminat talebine ilişkindir.
Davalı, davacının ödemelerde temerrüde düştüğünü, sözleşmenin feshedildiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece tescil isteğinin reddine, tazminat talebinin kısmen kabulüne dair verilen karar Dairemizin 23.03.2009 tarihli kararı ile özetle; “…davada 31.07.1999 günlü adi yazılı sözleşmeye dayanılmıştır. Sözleşmedeki edimler reddedilemeyecek düzeyde ve karşılıklı olarak yerine getirilmişse 30.09.1988 tarihli ve 2/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca adi yazılı yapılmış olunsa da sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmek dürüstlük kuralları ile bağdaşmaz. Kısaca 31.07.1999 günlü sözleşme davalıyı bağlayacaktır. Karabük 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/322 Esasında kayıtlı dava dosyasında verilen hükmün eldeki davanın ifa olanağını kaldırıp kaldırmadığı sorununa gelince; Anılan ilamın incelenmesinden; davacının …, davalı yanın ise … İnş. Tic. Ltd. Şti. (eldeki davanın davalısı) olduğu, bu davada da şahsi hakka dayanıldığı, 8 numaralı bağımsız bölümün hükmen davacı adına tescil edildiği, tescil hükmünün süresi içinde temyiz yoluna başvurulmadığından bahisle 23.02.2007 tarihinde kesinleştirildiği anlaşılmaktadır. Görülüyor ki, davacı … o ilamın tarafı değildir.
İlamın davacıyı bağlamayacağı, başka bir anlatımla açtığı bu davada ifa talebine engel bir durumun bulunmadığı ortadadır. Davacı, eldeki bu davayı açmakla adına tescil kararı verilen …’nın kötüniyetini de ileri sürmüş sayılır. Diğer yandan, her iki davada da şahsi hakka dayanılmaktadır. Yapılan bu açıklamalara göre mahkemece, davacıya 8 numaralı bağımsız bölümün maliki olan … hakkında dava açmak üzere uygun bir süre verilmeli, dava açılırsa eldeki dava dosyası ile birleştirilmeli, her iki davada da şahsi hakka dayanıldığından şahsi hakların yarışması halinde kadimlik ilkesi gözetileceğinden bu durum ve davacının ödemediği bir miktar bedel kaldığı da dikkate alınmalı, böylelikle bir sonuca ulaşılmalıdır..” gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda asıl davada davacının tapu iptali ve tescil talebinin reddine, tazminat talebinin kabülüne, birleştirilen davanın ise reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili ve davalı … inş.Tic.Ltd.Şti. vekili temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Asıl davada davacının dayandığı adi yazılı sözleşme 31.07.1999 tarihli olup birleştirilen davanın davalısı … ile yapılan 01.11.2004 tarihli sözleşmeden daha öncedir. Şahsi hakların yarışmasında kadimlik ilkesi geçerli olduğundan davacı ile yapılan 31.07.1999 tarihli sözleşmeye öncelik tanınması gerekir. Ne varki; 31.07.1999 tarihli sözleşmede satış bedeli 50.000 Mark olarak kararlaştırılmıştır. Satış bedelinin 46.500 Mark kısmının ödendiği, 3.500 Markın ise ödenmediği tartışmasızdır. İlke olarak Borçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca kendi edimini yerine getirmeyen taraf karşı tarafın borcunu yerine getirmesini isteyemez. Ancak, Dairemizin öteden beri süre gelen uygulamasında bu gibi durumlarda alıcıya satış bedelini depo etmek üzere uygun bir süre verilmesi, satış bedeli depo edilirse edimler karşılıklı olarak bütünüyle yerine getirilmiş sayılacağından istemin hüküm altına alınması, aksi takdirde şimdiki gibi tescil isteğinin reddi gerekeceği ilke olarak benimsenmektedir.
Bu açıklamalardan sonra mahkemece yapılması gereken iş, davacıya kalan satış bedeli olan 3.500 Markın dava tarihindeki bulunacak güncelleştirilmiş karşılığını davalıya ödenmek üzere depo ettirmek, yerine getirilirse tescil istemini kabul etmek, aksi takdirde şimdiki gibi bu istemi reddetmek olmalıdır.
Değinilen bu husus bir yana bırakılarak 30.09.1988 tarihli 2/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı da gözardı edilerek uyuşmazlığın yazılı olduğu şekilde sonuçlandırılması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, 2.bent gereğince davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 07.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.