YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/10265
KARAR NO : 2022/1852
KARAR TARİHİ : 07.03.2022
MAHKEMESİ : SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ilk derece mahkemesince verilen asıl davanın reddine birleştirilen davanın kabulüne ilişkin kararın, davacı ve davalı … vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/(1)-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair karar, süresi içinde davacı ve davalı … vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosyadaki belgeler incelenerek gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl ve birleştirilen davada davacı özetle; mirasbırakan babası … …’un 3 ve 10 parsel sayılı taşınmazlarını kızı olan davalı …’ye kandırılması sonucu temlik ettiğini, …’nin de asıl davada davalı …’ye devrettiğini, 480 parsel sayılı taşınmazdaki ¼ payını ise yine kızı olan davalı …’ye temlik ettiğini, anılan temliklerin hile ile gerçekleştrildiğini ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı …, tapu kaydına güvenerek taşınmaz satın alan iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını, davanın haksız ve yersiz olduğunu belirterek, reddini savunmuştur.
Davalı …, dava konusu payı bedeli karşılığında satın aldığını, ayrıca diğer hissedarların bir kısmından da pay satın aldığını, satış bedelinin düşük gösterilmesinin tek başına muvazaayı kanıtlamadığını, temlik dışı taşınmazların da bulunduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Akçakoca Asliye Hukuk Mahkemesinin 23/06/2021 tarihli ve 2019/529 E., 2021/525 K. sayılı kararıyla; asıl davada, muris …’in 01.04.2015 tarihinde Akçakoca Noterliği’nde ölünceye kadar bakma akti düzenlediği, bakım akti ile Akçakoca İlçesi 222 ada 3 parsel ve 222 ada 10 parsel sayılı taşınmazları davalı kızı …’ye temlik ettiği, murise davalı kızının baktığı hususunun sabit olduğu, dava konusu taşınmazların devrinin makul karşılanabilecek bir sınırda kaldığı, …’nin diğer davalı …’den ödünç para alarak dava konusu taşınmazı teminat amaçlı devrettiği, mirasbırakanın gerçek irade ve amacının diğer mirasçılardan mal kaçırmak olmadığı, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleştirilen davada; davalının eşi olan tanığı …; dava konusu taşınmazı eşinin 1.500,00 TL’ye satın aldığını, satış bedelinin banka aracılığıyla gönderildiğini, kayınpederi olan murisin bankamatik kullanmayı bilmemesi nedeniyle satış bedeline ilişkin parayı eşinin çektiği, paranın murisin bakımına harcandığını beyan ettiği, sözleşme gereği bakım alacaklısının ihtiyaçlarının zaten bakım borçlusu tarafından giderileceği, satış bedelinin havale yoluyla gönderilmesinin gizli işlemi örtmek için yapıldığı, murisin mal satmaya ihtiyacının olmadığı, yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı … vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
2.1. Davacı vekili, ilk derece mahkemesi kararını asıl dava dosyası yönünden istinaf ettiklerini belirterek ortada bir mal kaçırmanın olduğunu, murisin yaşlı ve hasta olmasından istifade edilerek murisin elinden malının alındığını ve hiçbir bedel ödenmediğini ve yine bedelsiz olarak … tarafından da satışının yapıldığını, taşınmazların satış değeri ile gerçek değeri arasında ciddi fark olduğunu, davalının eşi …’ın açıkça para verilmediğini beyan ettiğini, satışa rağmen muris …’in dava konusu taşınmazda bulunan evde ölünceye kadar oturmaya devam ettiğini, dolayısıyla asıl dava dosyası yönünden verilen ret kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek asıl dava dosyası yönünden yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
2.2. Birleştirilen dosya davalısı …, birleştirilen dava yönünden verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, muris babasına ait pay bedelini vererek 10 yıl önce satın aldığını, ancak tapudaki devrin tapudaki sorunlar nedeni ile daha sonra yapıldığını, taşınmazda yaklaşık 10 yıldır zilyet olduğunu, gerçek bir satış olduğunu, salt bedeller arasındaki farkın muvazaayı kanıtlamayacağını, temlik dışı taşınmazların da bulunduğunu, bu nedenle birleştirilen davanın da reddi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 29/09/2021 tarihli ve 2021/1345 Esas 2021/1201 Karar sayılı kararıyla; asıl davada, özellikle murisin eşi vefat ettikten sonra kızı …’nin ona bakıp gözettiği, davacının da öncesinde muris babası ile ilgilendiği ancak kendisi de kanser hastası olunca muris babası ile artık ilgilenemediği, …’nin İstanbul’da yaşarken muris babasının ihtiyaçlarını görmek için evini murisin olduğu Akçakoca’ya taşıdığı, bu şekilde …’nin muris babasına yaklaşık 5 yıl kadar bakıp aynı evde kaldıkları, muris ile kızları … ve … arasında beşeri anlamda bir sorun bulunmadığı, tapudaki ölünceye kadar bakım akdinin tarihi dikkate alındığında o dönemde muris …’in davalı …’nin bakım ve gözetiminde olduğu gözetildiğinde, ölünceye kadar bakım akdinin ivazlı olduğunun kabulü gerektiği, murisin temlik dışı olan iki adet taşınmazının değeri ile ölünceye kadar bakım akdi ile …’ye verdiği davaya konu taşınmazların değerleri kıyaslandığında makullük ölçütünün aşılmadığı, dolayısıyla asıl dosya davalısı Necmi’nin iyi niyetli olup olmamasının da hukuken bir değer taşımadığı, birleştirilen dava yönünden; murisin davaya konu 480 numaralı parseldeki 1/4 payı kendisine bakan davalı kızı …’ye bedeli karşılığı satıldığı savunulmuş ise de pay devrinin murisin vefatından yaklaşık 11 ay önce yapılması ve bu dönemde de murisin davalı kızı …’nin yanında kalıyor oluşu dikkate alındığında ölünceye kadar bakım akdinden sonra muris tarafından birleşen davaya konu taşınmazdaki pay devrinin davalıya yapılmasının somut bir gerekçesinin ve nedeninin bulunmadığı, davalı tanığı …’ün de para karşılığı satın alınmadığını beyan ettiği nazara alındığında davalı …’nin etki ve tesirinde kalarak muris tarafından diğer kızından mal kaçırmak amacı ile 480 numaralı parseldeki 1/4 payın davalı kızı …’ye devredildiği gerekçesiyle, asıl ve birleştirilen dava yönünden istinaf başvurularının HMK’nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı … vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
2.1. Davacı vekili, murisin yaşlı ve hasta olmasından dolayı kandırılıp elinden taşınmazlarının alındığını ve bedelsiz olarak devredildiğini taşınmazın devrine rağmen murisin evde oturmaya devam ettiğini, satıştaki değerlerin çok düşük olduğunu, dinlenen tanık beyanları ile davanın ispat edildiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.2. Birleştirilen dosya davalısı …, istinaf başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, muris muvazaası ve hile hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
3.2.2. Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; “Görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
3.2.3. Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır.
3.2.4. 6098 s. TBK 36/1. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
3.3. Değerlendirme
Davalı vekilinin birleştirilen davaya yönelik temyiz itirazları incelendiğinde;
Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK.’nın 362.maddesinde bölge adliye mahkemelerinin temyiz olunamayan kararları düzenlenmiş, 1/a bendinde de miktar veya değeri kırkbin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar” hükmüne yer verilmiş, 2021 yılı itibarıyla HMK.’nın 362/1-a bendinde belirtilen 40.000.00 TL’lik kesinlik sınırı 78.630,00 TL olarak uygulanmaya başlamıştır.
Somut olayda, birleştirilen davada 480 parsel sayılı taşınmazın davalı …’ye temlik edilen ¼ paydan, davacının miras payı olan ½ sinin iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiş olup, davacının miras payının dava tarihi itibariyle keşfen saptanan değeri olan 12.333,40 TL’nin, 2021 yılı itibarıyla temyiz kesinlik sınırı olan 78.630.00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, temyiz kesinlik sınırı içinde kalması nedeniyle temyiz kabiliyeti bulunmayan kararlar hakkında 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtayca da bir karar verilebileceği açıktır.
Davacı vekilinin asıl dava yönünden temyiz itirazlarına gelince;
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı (V/3.2.) paragraftaki yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
VI. SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Temyiz kesinlik sınırı içinde kaldığı anlaşılan birleştirilen dava yönünden davalının temyiz dilekçesinin değerden REDDİNE, davalıdan alınan peşin harcın iadesine,
2- Asıl davada davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 21,40 TL bakiye onama harcının davacıdan alınmasına, 07/03/2022 tarihinde oybirliğiyle kesin olmak üzere karar verildi.